Kimler sevgi, kimler nefret yolcusu? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Kimler sevgi, kimler nefret yolcusu?

Eğer prompterleri rahat okuyabiliyorsanız, operatörler de size uyum sağlıyor, senkronize oluyorsa, nefretten başka arada sırada aşağılayıcı bir alay üslubu da tutturabilirsiniz. Fakat okuma-yazmanız sağlam değilse, nefret daha güvenlidir.

17 Eylül 2020
İskender Öksüz

Bir topluluğu bir arada tutmanın iki yolu vardır. Ve bu iki yol birbirine taban tabana zıttır. Biri sevgiye, öteki nefrete dayanır. Birincisi zor, ikincisi görece kolaydır.

Sevgiye dayanan yola, grup mensuplarının birbirini sevmesiyle çıkılır. Bu sevgi ortak değerlere dayanır. Ortak bir geçmiş varsa, ortak atalar varsa, ortak zaferler ve ortak hezimetler varsa, iç bağlar kuvvetlenir de kuvvetlenir. İşte buna milliyetçilik diyoruz. Ve bu sevgi ile bağlanma mekanizması, insanlığın kökeninde var. Kusura bakma Jan Jak Ruso, insan hiçbir zaman tek başına yaşayan asil vahşi olmadı. İnsan demek, toplum demek ve toplum sevgi demek; karşılıklı bağlılık ve güven demek. Onun için milliyetçilik genetiktir diyoruz.

Irkçılar ve popülistler

İnsanları bir arada tutmak için bir de nefrete dayanan yol vardır. Şu kötü, bu kötü, şu düşman, bu hain…

Nefret yolu milletlerden ziyade siyasî hareketlerin tercih ettiği bir mekanizmadır. Irkçıların ve popülistlerin. Millet gibi doğuştan olmadığı için propaganda ile devamlı canlı tutulması gerekir. Nazizm, komünizm bu yolun yolcularıydı. Birincisi Almanya’daki Yahudiler ve ikinci derecede de diğer azınlıklardan nefret üzerine kurulmuştu. Komünizm varlıklılardan nefrete dayanıyordu.

Bilmem kaçıncı tekrarım olacak ama Kesin İnançlılar‘ın yazarı Eric Hoffer’in cümle-i bercestesinin yeri geldi yine: Allahsız hareket vardır ama şeytansız hareket yoktur! Allahsız hareket? Komünizm tabi.. Nazilik de pek dindar sayılmazdı. Düşünün, İŞİD gibi sözde Allah yolundaki hareketler bile Allah veya Müslüman sevgisinden ziyade kâfir nefreti üzerine kuruludur. Bir başkası: Boko Haram. Bakınız sevgi değil, “haram”. Yahudi, kapitalist, kâfir… Şeytan bunlar işte. Şeytan yerine çağımızın entelektüel lafını da kullanabilirsiniz: Öteki.

Damlalar ve insanlar

Durmuş Hocaoğlu rahmet istedi. O sosyal konuları fizikten benzetmelerle anlatırdı. Ben de onun benzetmelerini anladığımı düşünürüm; ne de olsa meslektaş sayılırız. Kimya’da bir damlanın damla olabilmesi için iki yol vardır. Ya damlanın taneciklerinin- yani atom veya moleküllerinin- birbirini çekmesi, dışlarındaki maddelerin çekiminden fazla olacak… O zaman damla bulaşmadan, yayılmadan öylece durur. Örnek, bir cıva damlasının, sıvı olduğu hâlde birçok yüzeyde damlalığını korumasıdır. Bu sayede, bulaşmadan, yayılmadan, dağılmadan, “cıva gibi”, yuvarlanır.

İkinci yol, çevrenin itimidir; o zaman da damla oluşur. Örnek su içindeki yağ zerresidir. Su yokken bulaşan, yayılan yağ, suyun içindeyken damlacıklar hâlinde öylece durur. Bu yağla suyun birbirlerini sevmemelerindendir. İnsan toplumları olsalar, aynı şeyi sağlamak için Hitler gibi sabah akşam nutuk atmak gerekirdi. Gevşetmeye gelmez. Birkaç gün sussanız, maazallah, insanlar birbirini sevmeğe falan başlar ve sizin etrafınızdan ayrılıverirler. O yüzden, sizin adamlarınızı bir arada tutmak için ötekilerin ne kadar hain, ne kadar aşağılık, ne kadar kötü niyetli olduklarını anlatmanız, nefretinizi dinleyicilerinize geçirmeniz lazım. Yüzünüz nefretle gerilmeli – ne güzel laftır: takallüs etmeli- sizi dinleyip seyredenlere o saniye kahrolası düşmanlarınızı infaz edecekmişsiniz gibi gelsin.

Eğer prompterleri rahat okuyabiliyorsanız, operatörler de size uyum sağlıyor, senkronize oluyorsa, nefretten başka arada sırada aşağılayıcı bir alay üslubu da tutturabilirsiniz. Fakat okuma-yazmanız sağlam değilse, nefret daha güvenlidir. Kekeler, şaşalarsanız, adamlarınız buna öfkenin sebep olduğunu zanneder; daha da iyidir. Yüz ifadeleriniz, bakışlarınız da konuya uygun olmalıdır.

Nefret eğitimi

Bir başka rahmet isteyen de Coşkun Karakaya idi… Usta ressam ve Gazi Eğitim’in resim hocasıydı. Mehmet Başbuğ ve daha nice ustanın da ustasıydı. Töre-Devlet Yayınları’nın ilk kapaklarının tamamı, Emine Işınsu romanlarının kapak tasarımları hep Coşkun’undur.

Bir gün üst kat penceresinden futbol sahasına bakarken bir grup gencin kale çizgisinde sıraya girdiğini, en baştakinin her birinin yüzüne tek tek baka baka diğer uca geçtiğini görür. Sonra diğeri aynı işi yapıyor ve herkes herkesin yüzüne birer defa bakarak geçit yapıyormuş. Öğrencilerinden birini çağırıp, bunlar ne yapıyor diye sormuş. Ağzımızı hayretten açık bıraktıran açıklama şu: Bu gençler sınıf nefreti ile bakmayı öğreniyormuş! Baktıklarını burjuva kapitalist, kendileri de ezilen proletarya yerine koyuyor ve rollerine yaraşan bakışları edinmeye çalışıyorlarmış.

Onlar öyleydi. Acaba bugünküler de “haine bakış”, “kâfire nazar”, “zillete nefret” eğitimi falan görüyorlar mı? Ne dersiniz? Televizyonda bakışa uygun el-kol hareketi de lazım.

Eğitimi bu kadar tenkit ettim. Fakat nefretçilerin yüzüne ve vücut diline bakıyorum. Son derece başarılılar. Demek ki başarılı eğitimciler de var. Değme eski ihtilalci, değme DAEŞ’çi ellerine su dökemez. Şeytanınız bol olsun!

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları