İHD/pkk hazırladı, AB istedi, Türkiye yaptı

Türkiye haksız ve hukuksuz dayatmalarla ilgili bir dosya hazırlamalı ve bunların geri çekilmesi için dosyayı AB’ye, basın önünde vermeli. Teklifimiz kabul edilirse yola devam edileceği bildirilmeli.


– 9 –

ÇIKIŞ YOLU: İKİ İYİLİKTEN BİRİ

Türkiye’ye karşı önce ilişkileri donduran şimdi de yaptırımlara kalkışan, amiyane tabiriyle “Hem kel, hem fodul” konumundaki AB’ye açıkça, dürüstçe ve kararlı bir şekilde sorulmalı;

Md.1: Eğer Türkiye, her üye ülke gibi, gerçek kriterleri yerine getirirse, AB’ye ortak olabilecek mi? Bu belirleyici soru kamuoyu önünde açıkça ve dürüstçe sorulmalıdır.

Md.2: Sorunun cevabı hayır ise, mesele bitmiştir, kavgaya gerek yoktur. Ayrılıyoruz denir, gereği yapılır. Mesele biter.

Md. 3: Sorunun cevabı evet ise: 2004 zirvesinde AB Türkiye “Kopenhag Siyasi Kriterlerine uyduğu için müzakere tarihi verildi” kararına rağmen, İlerleme raporlarıyla önümüze konulan şartların tamamı neden Kopenhag kriterleriyle ilgiliydi. Hem de AB’nin yetkisinde olmayan, BM Anayasası dahil uluslararası hukuka ve anayasamıza aykırıydı. Özellikle egemenliğimizi, milletimizin birliğini, vatanımızın bütünlüğünü ve sınırlarımızın güvenliğini tehlikeye sokacak düşmanca taleplerden oluşuyordu. Ayrıca zirve kararına göre müzakerelere başlamak ve ortaklık için gerçek kriter olan 35 fasıla/dosyaya devam edilmesi gerekiyordu. Ama bu konuya hiç girilmedi. Demek ki maksat ortaklık değilmiş!

Bu durumda Türkiye haksız ve hukuksuz dayatmalarla ilgili bir dosya hazırlamalı ve bunların geri çekilmesi için dosyayı AB’ye, basın önünde vermeli. Teklifimiz kabul edilirse yola devam edileceği bildirilmeli.

AB Türkiye’den vazgeçemez

Türkiye’nin ayrılmasına AB kolay kolay evet diyemez. Çünkü 100 yıldır batı ve ABD, 60 yıldır AB, Türkiye’yi bu noktaya getirmek için çok uğraştı. Nihayet ülkemizi içeriden ve dışarıdan kuşatmış durumda. Türkiye’yi asla elden çıkarmak istemez. AB kapıdan kovulsa, pencereden girecektir. Zirvede konuşulan Türkiye’yi AB karar organlarına almadan “Demirle bağlamak veya AB’ye imtiyazlı ortak yapmak gibi egemenliğimiz elimizden alarak sömürge konumuna düşürecek hazırlıklar boşuna yapılmadı. Bu tuzağa düşemeyiz.

Bu durumda bizim teklifimiz şöyle olabilir: AB’nin birçok ülkeyle yaptığı “Serbest Ticaret Anlaşması” sistemine geçebiliriz. Bu sistem iki tarafın da çıkarınadır; sürdürülebilir yapıdadır. Bu sistemde, iki ya da daha fazla ülke arasında gümrük birliği yoluyla ticaret engellerinin kaldırılarak taraflar arasında bir serbest ticaret alanı oluşturulmaktadır. Nitekim, batılı eser sahibi eski devlet adamları ve ünlü bazı bilim adamları AB’yi uyarıyorlar. Türkiye gibi büyük bir tarihe ve medeniyete sahip ülkeyi, üye yapmayacağınız halde yapacakmış gibi aldatmaktan vazgeçin; bu tehlikelidir. Dürüst davranmak ve ilişkileri “Serbest Ticaret Anlaşması” sitemine göre yürütmek doğru olandır şeklinde tavsiyede bulunuyorlar.

Unutmayalım ki; farklı medeniyetleri temsil etsek de asırlardır Avrupa ile aynı coğrafyayı paylaşan; bilim, güvenlik, ekonomi ve kültürleri komşu; hatta iç içe geçmiş taraflarız. Tarihin ve coğrafyanın emrini dikkate almak zorundayız.

Sonuç yine alınmazsa, hür ve bağımsız olarak yolumuza devam etmeliyiz. İran AB’ üyesi mi? Dünyadaki 200’den fazla devletin 28’i AB üyesidir. AB’den ayrılarak memleketimizi istismardan, vesayetten, sömürge olmaktan, parçalanmaktan, ihanetten ve beka meselesinden kurtarmış; kaybetmekte olduğumuz savaşı kazanmış olacağız.  Dünyamız tek pazar düzenini yaşamakta; teknolojinin ve rekabetin kurallarını Dünya Ticaret Örgütü ve bu tek Pazar şartları belirlemektedir. Rekabetin esası da kalite ve fiyattır. Aksi takdirde AB bizim için “vesayet ve manda” örgütüdür. Bu durumdan acilen kurtulmaya mecburuz.

Bunun için bu yazı dizisini: Türk Milletinin egemenliğini, iffet ve namusu bilen, hedefi belli, bilinçli ve kararlı bir yönetime sahip olmak yeterli olacaktır görüşüyle tamamlayalım.

**

Çanakkale ve iki destan

Birinci Dünya harbinde adeta nefes almadan 7 düvelle 7 cephede 4 yıl savaştık. Savaşı Almanlarla beraber kaybettik. Ama 18 Mart 1915 de Çanakkale’de dünyanın en güçlü donanmalarına sahip İngiliz ve Fransızları denizde, ordularını karada yendik. Kut’ta 29 Nisan 1916’da İngiliz ordusunu esir aldık.15 Eylül 1918’de Nuri Paşa’nın emrindeki Kafkas İslam Ordusu Bakü’yü kurtardı.

Ancak mahiyeti ve sonuçları itibarıyla Çanakkale zaferi bambaşkaydı. Sekiz ay süren kara savaşının sonucunu belirleyen, Anafartalar’da bir mucize yaşandı. Yarbay Mustafa Kemal’in askerlerine, “Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve başka komutanlar alacaktır” emri karaya çıkan düşmanı denize dökmeye yetti, zafer müjdesi oldu. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını dünya tanıyacak; destan yazan bu kahramanları, ilahî bir emir gibi Millî Mücadele bekleyecektir.

Zaferle; İstanbul işgal edilemez, Bulgaristan üzerinden Almanlarla askeri irtibatımızı kesme planı bozulur. Çarlık rejimi desteklenemeyince Rusya’da devrim olur, Doğu Anadolu’daki işgal kaldırılır. İsyancı Ermenilerin soykırım ve vahşeti son bulur. Akdeniz’e inme hayali biter.

Büyük Akif’in, vecd içinde yazarak şehitlere hediye ettiği Çanakkale şiiri muhteşemdi. Şiir, “Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? – En kesif orduların yükleniyor dördü beşi” dizeleriyle başlayıp “Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber – Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber” mısralarıyla biten, Çanakkale zaferine yakışan bir destandı.

Şehit ve gazilerimizin ruhu şad, makamları cennet olsun.

Sadi Somuncuoğlu
Yazar

Sadi Somuncuoğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.