Ortak Türk tarihi dersi-3

Öncekinden ders almamışlar ki ortalığa “Terörsüz Türkiye” diye bir laf attılar. Bu konuda hiç birbiriyle uyuşmayan ve uyuşması da mümkün görülmeyen partiler bir araya geldiler; ne söyleyeceği belli olan terör örgütünün başını -gizlice ve koşa koşa- ziyarete gittiler. Arkasından gelecekleri de dilleri altındaki baklayı da söylemeye başladılar. Yavaş yavaş kamuoyu oluşturuyorlar, alttan alta insanımızı hazırlıyorlar.


Paylaşın:

Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk doğmaktan şeref duyan, her konuşmasına yürekten “Büyük Türk Milleti!” diye başlayan, samimi ve gerçek bir Türk Milliyetçisi, Türkçü ve Türk dünyası bilgesiydi.

Bugün, böyle gerçek bir Türk, Türkçü, Türk Milliyetçisi gösterebilir miyiz? Kişiliksizliğe, ilkesizliğe, seviyesizliğe, samimiyetsizliğe, nobranlığa, söylemlere ve görüntüye bakılırsa yok diyebiliriz. Siz ne dersiniz? Bilemem…

Yıllardır düşlediğimiz büyük bir Türk dünyası önümüzdedir. Türklerin hepsi olmasa bile bir kısmı esaretten kurtulmuş ve bağımsızlıklarını ilân etmişlerdir. Bir araya gelinerek Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) kurulmuştur. Emperyalist devletlerin boyunduruğundan çıkılmış ama etki alanlarından ve baskılarından çıkılamamıştır. Hepsinin gözü yer altı ve yer üstü kaynaklarımızda. Çökmek istiyorlar ve çöküyorlar da…

“Ülkeleri barıştırıyoruz, savaşları durduruyoruz.” algısıyla yaptıkları propagandalar hep kendi lehlerine sonuçlanıyor. Nedense kazanan hep onlar oluyor!.. Azerbaycan Ermenistan arasındaki Karabağ savaşı sonucunda Karabağ koridorunun güvenliği Rusya’ya bırakılmıştı. Azerbaycan’la Ermenistan’ı bir araya getiren Trump da “Zengezur Geçidi”nin üstüne kondu. Kısacası özellikle emperyalist devletlerin gözleri Türk toprakları, kaynakları ve ticaret yolları üzerinde…

Dışarıda bunlar olurken içeride de bizleri meşgul ediyorlar. Tabii ki bağımsızlığını ilân eden Türk devletlerinin iç sorunlarının olması normal karşılanmalıdır. Devletler kolay kurulmuyor ve egemenlik hakkı kolay sağlanmıyor. Ayrıca kurumların oluşturulması süreçleri de uzun sürüyor. Burada önemli olan devlet yöneticilerinin tecrübe ve birikimleridir.

Öncelikle her Türk Devleti, “Türk Birliği” ülküsünü millî mesele saymalı ve devlet politikası haline getirmeli; bunun için çaba sarfedilmelidir. Keyfî tutumlardan, ayak oyunlarından, samimiyetsiz davranışlardan kaçınılmalıdır. Yol kazası yaşamamak için azamî özen gösterilmeli ve diplomaside daha dikkatli adımlar atılmalıdır.

Başarımızın eğitimden geçtiği unutulmamalıdır. Öncelikle Türk kültürüne önem verilmeli, Türk insanında dil ve tarih şuuru oluşturulmalıdır. Atatürk’ün bu sözü rehberimiz olmalı: “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

Yaşananlar

Bizler Türk dünyasını düşünüp bu işlerle meşgul olurken ve uğraşırken, ülkemizde yaşananlar düşüncelerimize ve gönlümüze gölge düşürmektedir. “Ne değişti de bunlar oluyor?” sorusu akla gelmektedir.

İktidara geldiklerinden beri etnik farklılıkları tartıştıran, T.C. tabelalarından, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünden, andımızdan vb. Türklükle ilgili herşeyden rahatsızlık duyanlar; Anayasada değiştirmedik madde bırakmadıkları halde hâlâ anayasayı değiştirmekten söz edenler; ilk dört maddenin değiştirilmesini bile söyleyenler; son dönemde söylem ve eylemleri daha da artırdılar. Yanlış yolda oldukları sorgulanırken bir anda gündemi değiştirdiler. Ekonominin içinde bulunduğu çıkmazı konuşamıyoruz bile… Zaten gündem değiştirmeyi çok iyi beceriyorlar. Sütte leke var ama bunlar da leke yok!..

Öncekinden ders almamışlar ki ortalığa “Terörsüz Türkiye” diye bir laf attılar. Bu konuda hiç birbiriyle uyuşmayan ve uyuşması da mümkün görülmeyen partiler bir araya geldiler; ne söyleyeceği belli olan terör örgütünün başını -gizlice ve koşa koşa- ziyarete gittiler. Arkasından gelecekleri de dilleri altındaki baklayı da söylemeye başladılar. Yavaş yavaş kamuoyu oluşturuyorlar, alttan alta insanımızı hazırlıyorlar.

Eskiden beri anadillerini konuşmalarında engel yokken anadilini gündeme getiriyorlar. Tabii ki asıl istekleri başka… Türk kimliğini kaldırmak istiyorlar, Türkçenin yanına başka resmî dil koymak istiyorlar, ülkeyi bir ve bütün olmaktan çıkarıp federasyona dönüştürmek istiyorlar. Eğer bunlar sağlanırsa terör örgütü isteğine kavuşmuş olacak ama bu sefer diğer bazı unsurlara yol açılacak ve onlar da aynı istekleri dile getirmeye başlayacaklardır.

Türk kimliğini kaldırmaya, Türk dilinin (Türkçenin) yanına başka dil koymaya; Türk vatanının bölünmesine zemin hazırlayacak çabalara bir an önce son verilmelidir. Bu coğrafyaya başka ortaklar çıkarılamaz. Anadolu coğrafyasının adı, tâ 11.yüz yıldan beri Türkiye’dir (Türk ülkesi anlamında hem de yabancılar tarafından verilmiştir.) ve vatandaşlarına da Türk denilmektedir.

Üzüldüğüm ve sorguladığım husus: Türklüğe ve Türk Milliyetçiliğine inanmış vatandaşlarımızın oyunu alarak TBMM’ne girmiş ve başka partilere geçmiş milletvekillerinin “akılları ve vicdanları rahat mı? Keyfleri yerinde mi?..”

Yazıma Prof.Dr. Ahmet Bican ERCİLASUN, “Tarihin anlamı” başlıklı yazısından (08/02/2012, Millî Düşünce Merkezi- MDM sitesi) alıntıyla devam ediyorum: “…Tarihe sadece geçmişte yaşanmış olaylar diye bakmak eksik bir bakış tarzıdır. Tarih, geleceğin yaratıcısıdır. Başka bir ifadeyle, tarihin belli bir kesitindeki olaylar bir sonraki kesiti belirler. Bu bakımdan fert ile toplum arasında tam bir benzerlik vardır. Nasıl bir insanın yapıp ettikleri onun geleceğini tayin ederse bir toplumun yapıp ettikleri, belli bir dönemdeki durumu da onun daha sonraki dönemlerini tayin eder…

Bugün Türkiye’de, belli sınırlar içinde, uluslararası toplum tarafından tanınan bir ülke ve millet olarak yaşıyorsak bu, 1919-1922 yıllarında yaptığımız ölüm kalım mücadelesinin ve bu mücadele sonunda imzaladığımız Lozan antlaşmasının bir sonucudur…

…geçmişteki olayların geleceği nasıl yarattığını göstermeye yeter.

Demek ki Türkler böyle bir tarihin sonucu olarak bu topraklarda hak sahibidirler…”

Mustafa KORÇAK da “ABD (Trump), Ukrayna’nın Madenlerine Niye Çökmek İstiyor?” başlıklı yazısında (MDM, 14/03/2025); “Emperyalizmin Gerçek Yüzü” olarak değerlendirmekte ve “…Ülkeler arasındaki mücadele; teknoloji, uluslararası şirketler, ilmi araştırmalar ve ekonomik güç ile yapılmaktadır. Karşısındaki ülkeleri mümkün olduğunca parçalara ayırıp bir güç olmaktan çıkarmaktadırlar. Onun için biz de Türk Devletleri ve onlara çok yakın olanlarla bir araya gelmeliyiz. Tek Millet Çok Devlet esasıyla ekonomik, siyasi ve kültürel değerlerin yoğrulduğu bir Türk Birliğine doğru hızla ilerlememiz gerekir.  Bunun için çok şuurlu hareket etmeliyiz. Olayları ve gelişmeleri iyi ve doğru analiz etmek zorundayız…” demektedirler.

Ortak Türk Tarihi Dersi

Türk halklarının dili, edebiyatı, kültürü, tarihi üzerine bilimsel araştırmaları koordine etmek amacıyla TDT’nin himayesinde 2012 yılında kurulan Uluslararası Türk Akademisi, daha önce “Ortak Türk Tarihi Dersi”nin ilköğretim 8.sınıflarda okutulacağını açıklamıştı. Ortaöğretim Kurumları Haftalık Ders Çizelgelerinden ise Anadolu liseleri, fen liseleri ve sosyal bilimler liseleri ile hazırlık sınıfı bulunan yine bu liselerin 10 ve 11.sınıflarında seçmeli ders olarak birer saat okutulacağı anlaşılıyor.

Bu ders, maalesef seçmeli dersler arasına alınmıştır. Birçok seçmeli dersin yer aldığı programda acaba Ortak Türk Tarihi Dersini seçen bulunacak mı? Şu anda elimizde bir veri yok ama bu dersi seçecek öğrenci sayısının bir elin parmaklarını geçmeyeceğini düşünüyorum. Önümüzde bir Türk Birliği mücadelesi varsa dersin de zorunlu olması, hatta tüm liselerin 1’inci sınıflarında zorunlu ders olarak okutulması sağlanmalıdır. Daha güzeli ise tarihimizin çeşitli evreleri, öğrenci yaş grupları dikkate alınarak hazırlanmalı, ilkokul ve ortaokullarda da okutulmalıdır. Ders kitapları cazip, kaliteli kâğıtlara basılarak dağıtımı sağlanmalıdır. Millî bilinç ve millî kimlik için bu çok önemlidir.

Büyük Türk Kağanlığı

Kendilerini bilim insanı sanan bazı akademisyenlerin (ki bunlar çoğunlukla sözde siyasal islâmcı ve Osmanlıcıdırlar.) en büyük özellikleri tarihimizi çarpıtmalarıdır. Tarihî vakalara sübjektif bakmakta, gerçekleri söyleme/yazma yerine kendi kafalarından geçenleri anlatmaktadırlar. Bu tipleri zaman zaman takip ediyorum: Konuşmaya başlarken belki birkaç cümleyi doğru söylemekle birlikte arkasından yalan, yanlış, uyduruk birçok iddia sıralamaktadırlar. Bunlar uyanık geçinip sanki taktik uyguluyorlar gibi geliyor. Anadolu’da hüküm süren devletlerimizi öne çıkarıyorlar. Cumhuriyete ve Türklüğe olan allerjileri nedeniyle diğer devletlerimizi pek dikkate almıyorlar.

Tarihe bilimsel ve objektif bakan tarihçelerimiz ise Türklerin tarih sahnesine çıktıkları günden beri kurulan tüm imparatorlukları, devletleri, beylikleri ve hanlıkları “Büyük Türk Kağanlığı” adıyla tanımlıyorlar. Kağanların, hükümdarların, sultanların, padişahların, beylerin veya hanların adlarıyla kurulmuş olsalar dahi bu kişilerin aynı milletin içinden çıkması sebebiyle sadece yönetimde hanedan değişikliği olarak görüyorlar. Tüm bu devletleri aynı milletin kurduğunu ve sınıflandırmak gerekirse Orta Asya ve Anadolu’da kurulan devletler diye ikiye ayırabileceğimizi belirtiyorlar.

Devam edeceğiz…

Yazar

Yaşar Yeniçerioğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar