Yükleniyor...
Geçen yazımda “Ortak Türk Tarihi Dersi” kitabındaki, “Osmanlı’nın tek amacı İslâm’ı yaymaktı…” ifadesini görünce şaşırdığımı belirtmiş, “Bence bu tespit biraz değil çok iddialı olmuş.” demiştim. “Ayrıca bu ifadeler diğer Türk devletlerinde okutulacak ‘Ortak Türk Tarihi Dersi’ kitaplarında da var mı? Yoksa bizdeki kitaba sonradan mı ilave edildi?..” diye de sormuştum.
Söz konusu olan yazımı yetkililerin okuyup okumadıkları değil de diğer Türk devletlerinde aynı ifadelerin okutulup okutulmadığıdır!.. Gerçekten merak ediyorum. Çünkü bu ifadeler daha çok Anadolu coğrafyasındaki Türkleri ilgilendirir; belki biraz da Balkanlardakileri!.. Eğer her devlet “Ortak Türk Tarihi Dersi” kitabıyla ilgili serbest bırakıldıysa o zaman “Ortak Türk Tarih Dersi yazdık.” demenin anlamı da kalmayacak!..
Bu köşede “Türk Birliği” başlığıyla epey yazı yazdım ve devam ediyorum. Önceki yazımda İkbal VURUCU’nun 15/07/2025 tarihli (Milli Düşünce Merkesi sitesi) benzer yazısından bahsetmiş ve şu bölümü paylaşmıştım: “İslâm’ın Türk kimliğinin temel mayası olduğu yönündeki iddia, uzun süredir Türk düşünce tarihinde farklı çevrelerce dile getirilen ve tartışmalı nitelik taşıyan bir görüştür. Bu iddianın ardında yatan temel kabul, Türk milletinin tarih sahnesine ancak İslâm’ı benimsedikten sonra çıktığı, dolayısıyla kimliğinin esasen İslâm’la biçimlendiği varsayımıdır. Ancak bu yaklaşım hem tarihî verilerle hem de sosyolojik perspektiflerle çelişmektedir. Dahası, böylesi bir yaklaşımın Türklerin İslâm öncesi tarihini adeta görmezden gelmesi, tarihî sürekliliğe zarar veren indirgemeci bir bakış açısını da beraberinde getirmektedir…” Şimdi bu zihniyet eğitimde de etkili olduğuna göre yukarıdaki ifadeler de belli ki bunlardan çıkıyor. Esasen Türklüğe bakış açıları hiç değişmedi.
Benzer zihniyet Diyanet’te de var. Mustafa Hakan ÜNSER’in dediği gibi (09/02/2024, Yeniçağ) “Türklüğü Çarpıtmak”la meşguller. Ezberledikleri ama altı boş birkaç sloganı söyleyip duruyorlar: Örneğin “İslâmiyet’te ırkçılık yoktur.” gibi, “Ümmetçilik” gibi… Bence bu anlayışta olanlar, -içlerinde gizledikleri- başka milletlerin milliyetçisi oldukları için “Türk Milliyetçisi” olamıyorlar, olmuyorlar…
ÜNSER aynı yazısında, “Osmanlı İmparatorluğuna karşı Araplık bilinci yaratmak amacıyla İngilizlerin ortaya attığı Arap milliyetçiliği önce isyan ve bağımsızlık dönemini yaşadı. Bakın bugün kullanılan Filistin, BAE, Irak, Kuveyt, Libya, Mısır, Sudan, Suriye, Ürdün ve Yemen bayrakları Osmanlı’ya karşı açılan Arap İsyan bayrağından esinlenmiştir.” demektedir.
Diğer yandan, Türkiye’de yaşayan halkın büyük çoğunluğu Sünnî mezhebinden diye tarihe Sünnî çerçeveden bakamayız, yanlış yapmış oluruz. Şiî veya Alevî vatandaşlarımızı dışlamış oluruz. Evet, tarihte din ve mezhep savaşları olmuştur ama 21.yüz yılda böyle bakılmamalıdır.
Prof.Dr.İlber ORTAYLI ile söyleşi kitabında (Türklerin Tarihi Orta Asya’nın Bozkırlarından Avrupa’nın Kapılarına, Kronik Yayınları, Ekim-2023, İstanbul, 8.baskı), “Türklerin kitle halinde Hristiyan olması, Şamanizm’den geçiş sürecinde Bizans propagandasıyla olmuştur. Bunun dışında Uygurların Nestûrî rahiplerinin etkisiyle Manihaizm gibi Hristiyanlığı kabul ettiği bir dönem de var.
Şunu da söyleyelim; Türkler Hristiyan oluyorlar ama millî kimliklerini kaybetmiyorlar. Türkler arasında hem Yahudi olmuş hem de Yahudiliğin iki dalına birden girmiş olanlar var; hâlâ Türkçe konuşuyorlar. Kırım’da Kırımçaklar var, Karayların aksine Talmud’a inanan, Ortodoks Yahudi inançlılar var. Ancak Türk dilinden başka dil bilmezler. Ne Yidiş ne de İspanyolca, Sadece Türkçe konuşurlar. Hatta ‘Raşi’ dediğimiz İbranca harflerle duaların Türkçe yazılması söz konusudur. Mesela Gagavuzların nesi Türklükten uzak? Türkçe konuşuyorlar. Anadolu’da da Karaman Rumları vardır; Türk’türler…
İranlılar eliyle Müslüman olduk diye İranlılaştık mı? İran’da birçok Türk var; çok iyi Farsça biliyorlar, İran edebiyatına katkıları var, Türkçeyi de fevkalâde konuşuyorlar. (s.39)
Mesela, İslam tarihine bakıyoruz; Miladî 600’lerin sonu, 700’lerin başında Kuteybe bin Müslim Orta Asya’da savaşlar yapıyor. Talas’ta Türklerle savaşılıyor ancak Türklerin tarumar edilmesi gibi bir durum söz konusu değil; çünkü ortada direnen bir güç mevcut… (s.47)
…Karahanlılar, Satuk Buğra Han’dan sonraki dönemde ilk Müslüman Türk devleti oluyor… Doğu Türkistan, yani bugün Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Sincan (Sinkiang) bölgesi, Müslüman bir milletin kuvvetle oluştuğu yerdir.
Aynı çağda, Müslüman olan Türkler de İslam’la birlikte Arap harflerini alıyorlar. Daha evvel de yazıları var tabii. Keza ilk yazımız Göktürk alfabesidir ve daha sonra da işlek bir yazı olan Uygur alfabesi geliyor. (s.49-50)
…‘Roma bize ait değil.’ diyemezsiniz. Girdikleri medeniyet dolayısıyla böyledir. İslam medeniyeti dediğiniz Arap medeniyeti değildir. Dilinde Yunanca vardır, İbranca vardır; yani Yunan felsefesini, bilimini ölümden kurtaranlar Müslümanlardır, oradan girmişiz… (s.52)
İran Şiîleri ve Türkiye’nin Anadolu Alevîlerini ayırt etmek durumundasınız, zaten çıkan gerilim ve çatışmalar da zorunlu öğrenimi beraberinde getiriyor. Bugün Lübnan, Suriye ve İsrail’de yaşayan Dürzîler kimlerdir, Yezidîler kimlerdir; bilmek zorundasınız… (s.54)
…Türklerin İslâmiyet’e girişi 10.asırdan sonra hız kazanıyor. Bu giriş de büyük kitleler halinde olmuştur… (s.36) Oğuz boyları, 10.asırda İslamiyet’i kabul etmiş ve Ortadoğu tarihinde bir güç olmalarıyla İslam tarihinin de seyrini değiştirmişlerdir. (s.37) demektedir.
Türklerin din veya inanç yönüyle geçirdikleri evreler, tarafsız ve objektif olmak kaydıyla ayrıca ele alınması gerekmektedir.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın 6/11/2024 tarihinde Kırgızistan/ Bişkek’te toplanan 11. zirvesi sonuç bildirisinde şu ifadeler de yer almıştır: “16.Her türlü ırkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, İslam’a karşı nefret, nefret söylemi ve dezenformasyonla mücadelede işbirliğini sürdürmek ve bu alanlardaki BM Kararlarının amaçlarına ulaşmak için işbirliği yapmak için bu olguları ele almak üzere uluslararası platformlardaki çabaları uyumlu hale getirme taahhütlerini yinelediklerini;
18.Hoşgörü, saygı ve barış içinde bir arada yaşama kültürüne katkıda bulunmayı amaçlayan dinler arası, inançlar arası ve kültürler arası diyaloğu teşvik etme konusundaki kararlılıklarının altını çizdiklerini;
79.Etnik, dilsel, kültürel ve dini kimliklerinin korunmasını temin etme amacıyla manevi ve kültürel toplulukların korunmasına katkıda bulunma konusundaki kesin niyetlerini bir kez daha teyit ettiklerini;
80.TDT çerçevesinde Müslüman Dini Kurul Başkanları arasında süregelen işbirliğini takdir ettiklerini ve Türk-İslam dayanışması, Türk halklarının milli-manevi, ahlaki ve kültürel değerleri fikirleri temelinde Kurullar arasındaki işbirliğini geliştirmeyi teşvik ettiklerini; belirtmişlerdir.” (TDT sitesi)
Bildirideki bu ifadelerin diplomasi gereği yazıldığını değerlendirmekle birlikte TDT’de -gözlemci olarak da olsa katılım sağlayan- Hıristiyan Macarların olduğunu unutmayalım.
Bütün Türk devletlerinin sorunları vardır, hem de bunlar devasa sorunlardır. Şahsen konuya kendi ülkem açısından baktığımda, yanlış politikalar sonucu büyük sıkıntılarla karşı karşıya olduğumuzu görüyorum. Düşünün 2.Abdülhamid döneminde bile -1876 Anayasası’nda- devletin resmî dili Türkçe iken, bugün Türkçe tartışılır hale getirilmiştir.
Anayasamızın 66.maddesinde “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” denilmesine rağmen “Türklük” tartışılır hale getirilmiştir. Oysa Milletimizin adı, yerli-yabancı kaynaklarda da Lozan antlaşmasında da “Türk” olarak geçmektedir ve halkının %90’ından fazlası “Türkçe” konuşmaktadır.
Biliyorsunuz, Türklerin bir “Türk Cihan Hâkimiyeti” ülküsü vardır: Dünyaya hâkim olup insanları adaletle yönetmek. “Türk töresi” de bunu gerektiriyor. Bu ülkü, İslâm öncesinde vardı İslâm sonrasında da devam etmiştir. Fethettikleri yerlere bu yüzden gitmişlerdir. Farklı dinlerden İslâm’a gönüllü geçişler olmuştur ama İslâm’ı yaymak gibi bir düşünceleri olduğu kanaatinde değilim.