Tahran zirvesindeki örtüler

Arap Baharı’nın başlangıcından bu yana izlenen siyasetin sonuçları ortada. Hedeften vazgeçmeden girilen her yol Türkiye için çıkmaz sokaktı. Geri dönüşlerde bedel ödendi. Dolayısıyla artık daha akılcı değişikliklerin zamanıdır.


Türkiye ve bölge açısından önemli bir toplantı daha gerçekleşti (19 Temmuz 2022). Suriye’deki garantör devletler Türkiye, Rusya ve İran devlet başkanları Tahran’da bir araya geldi. Ankara’daki 16 Eylül 2019 tarihli liderler zirvesinden sonra yüz yüze ilk toplantı. Bir önceki video konferans yöntemiyle gerçekleşmişti.

Toplantının şifreleri ortak açıklamada. Dolayısıyla biz de oraya bakacağız. Çünkü orada yazanlarla kamuoyunda tartışılanlar arasında farklılıklar var. Sıradan gibi algılanan küçük bir değişiklik veya kelime sonucu farklılaştırıyor. Malum, bir devletin geleceği konuşuluyor. Sadece bu devletle kalınsa iyi. Türkiye’yi de çok ama çok ilgilendiriyor. Ancak bazı konuların dikkatlerden kaç(ırıl)tığı da bir gerçek.

Zirve sonrasındaki açıklamalardan, garantör devletlerin Türkiye’den bazı taleplerinin olduğu anlaşılıyor. Bunların neler olduğunu anlamak için açıklamaya ve geçmişe bakmak gerekiyor. Tabi bu değişikliklerin monşerlerce (!) yapılmadığı da unutulmamalı!

Geçmiş bugünün aynası

Suriye meselesi çok karmaşık. Nasıl olmasın ki? Büyük bir coğrafyanın yapılanmasını hedef alan proje(ler) uygulamada. Dolayısıyla bütün geçmişi bir yazıda ortaya koymak mümkün değil. Ama sadece bir kesit bile birçok hususu anlatabilecek durumda.

2018’in ilk yarısında ABD Dışişleri bakanlarıyla iki görüşme oldu. Birisi 15 Şubat’ta Tillerson’la Ankara’daydı. Öncesinde Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov 13 Şubat’ta “ABD Suriye’de devlet benzeri yapı kurmaya çalışıyor … Fırat Nehri’nin doğu yakasından Irak sınırına kadar bir bölümde devlet benzeri bir yapı, oluşma yolunda ilerliyor” açıklamasını yaptı.

22 Mart’ta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Menbiç’in yeni yapısı üzerine konuştu. “Demografinin tabii kriter olacağını ve nüfus oranlarına göre temsil edilen bir yapı oluşturulacağını, daha önce kontrol altına alınan Cerablus, El-Bab ve diğer yerlerde de aynı şekilde idari yapı ve asayiş gücü kurulduğunu” söylemişti.

Rus Bakan Lavrov, “Afrin’in normalleşmesi için yöntemin, bölgenin kontrolünün Suriye hükümetine geri verilmesi olacağına inanıyoruz” dediğinde 9 Nisan’dı. Cevabı Cumhurbaşkanı Erdoğan vermişti. “Afrin’i kime vereceğimizi iyi biliriz. Afrin Afrinlilerindir”

İkinci görüşme ABD’nin yeni bakanı Pompeo’yla gerçekleşti. 4 Haziran’da Türkiye ve ABD Dışişleri bakanları Washington’da bir araya geldiler. ABD Dışişleri Sözcüsü ABD ile Türk hükümeti Menbiç bölgesine istikrar ve öz yönetim getirecek bir anlaşmaya” vardı dedi. Mevlüt Çavuşoğlu da ertesi gün gazetecilere “Menbiç için dörtlü bir iş birliğinin olacağını belirti. Bu dörtlüyü de “Türkiye, ABD, Bağdat ve Erbil.” olarak ifade etmişti. Suriye’nin bir bölümü için başka bir devletle görüşülmüştü. Hatta, Erbil diye kastettiği devlet bile değil. (Bu daha geniş bilgi için bağlantıya bakılabilir.)

Bunlar geçmişten küçük bir kesit. Bu örneklerin ışığında Tahran’daki ortak açıklamaya bakmakta fayda var.

Ortak açıklamadaki anahtarlar

Açıklamanın girişinde Suriye Arap Cumhuriyet’inin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğüne güçlü vurgu var. Bir kelime hariç şimdiye kadar yapılan bütün açıklamalarla aynı. Değişik olan sadece bu ilkelere “halel getir(il)memesi” yerine “zayıflatılmaması işaret” edilmiş. İlk bakışta kavramlar arasında fark yok gibi görünüyor. Ancak zayıflatmak daha ziyade güç kaybını anlatıyor.

Devamında da ilginç bir değişiklik var. Daha önceki açıklamalarda Suriye’nin kuzeydoğusundaki durum ele alınmış. Şimdi ise Suriye’nin kuzeyi olarak genişlemiş. Ve bütün düzenlemelerin eksiksiz uygulanması gerektiği de var.

Suriye’nin kuzeyinde iki farklı yapı söz konusu. Birisi Fırat’ın doğu tarafı. Yani Suriye’nin kuzeydoğusu. PYD / PKK yapılanması söz konusu. Buraya Menbiç de dâhil. Fırat’ın batısı Menbiç’ten İdlib’e kadar Türkiye’nin kontrol ettiği bölge. Suriye’nin kuzeybatısı.

Sahadaki bu gerçeklik kuzeydoğu / kuzey değişikliğini anlamlı hâle getiriyor.

Bu maddenin hemen devamındaki paragraf da önceki açıklamalarda aynen var. Ancak yön genişlemesiyleGayrimeşru özyönetim teşebbüsleri dâhil olmak üzere, terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına…” ifadesindeki anlam da genişliyor. Aynı zamanda Türkiye’nin orada yaptıklarına işaret ediyor.

Bir sonraki paragrafta aynı durum söz konusu. İfade öncekilerle kuzeydoğu / kuzey değişikliği dışında aynı. “Suriye’nin kuzeyindeki durumu ele almışlar, bu bölgede kalıcı güvenlik ile istikrarın ancak ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün muhafazası temelinde sağlanabileceği hususunu vurgulamışlar…”

Coğrafyayı işaret eden bu değişikliğin zirvede konuşulduğu çok açık. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dönüş yolunda gazeteciler yaptığı açıklamada da “Biz Suriye’nin kuzeyinde briket evler yapıyoruz” ifadesini kullanmış. Daha önceye baktığımızda Erdoğan’ın açıklamalarında kuzeydoğu ayrımı yapıldığı görülüyor.

En önemli ayrıntılardan birisi de Suriyeli sığınmacıların ülkelerine dönüşündeki “Asıl ikamet yerleri” vurgusu. İlk defa kullanılıyor. Bunun da doğrudan Türkiye’yi ilgilendirdiğini düşünmek yanlış olmaz. Türkiye’nin kontrolündeki bölgelere bu vurguyla birlikte bakıldığında, “Sahadaki gerçeklik” de daha anlamlı hâle gelmektedir. Bu gerçekliğin içinde mahalli yönetimler (özyönetimler), Türkiye’deki üniversitelere bağlı fakülte ve yüksekokullar, yapılan yatırımlar gibi hususlar vardır.

Geçmiş, bugün ve yarın…

Zaman sürekliliği olan bir kavram. Dün yapılanlar bugün karşımıza çıkmakta. Mütemadiyen aynı davranılması da yapılanın tercih olduğunu gösteriyor. İki yol var. Dönmek veya devam etmek. Arap Baharı’nın başlangıcından bu yana izlenen siyasetin sonuçları ortada. Hedeften vazgeçmeden girilen her yol Türkiye için çıkmaz sokaktı. Geri dönüşlerde bedel ödendi. Dolayısıyla artık daha akılcı değişikliklerin zamanıdır.

Türkiye’nin şartları ağırlaşıyor. Suriye meselesinin yanında Irak meselesi de ısınmaya başladı. Suriye Devleti her geçen gün ülkesine daha da hâkim oluyor. Suriye Devleti’nin güçlenmesi Türkiye için çok önemli. Yapılacak bir iş birliği bütün şartları değiştirir. PYD / PKK devletçiği kurulamaz. Daha da önemlisi Türkiye’deki sığınmacıların ülkelerine dönmeleri mümkün olur. Coğrafyamızı karıştıran ABD’nin de sınırımızdan uzaklaşması kolaylaşır. Bütün bunlar Suriye’de yapılması düşünülen operasyon ya da operasyonları gereksiz kılacaktır. Bu da yeni şehitler gelmemesi demektir.

Suriye Devleti daha da güçlendikçe Türkiye’nin pazarlık gücü azalacaktır. Bu da şimdi daha iyi şartlarla olabilecek anlaşmaların daha sonra yapılamayacağı anlamına gelir. Şartlar daha da ağırlaşmadan ve Türkiye’nin eli daha da zayıflamadan Suriye’yle görüşmelere başlanmalıdır.

Ve daha da önemlisi gerçekler Türk Milletinden gizlenmeden ve üstü örtülmeden ortaya konmalıdır. Artık bıçak kemiğe dayanmak üzeredir.

Yazar

Hakan Paksoy

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar