Tehlikeli kelimeler

Kullanmamamız gereken kelimeler ile ilgili bir liste çıkarsanız daha iyi olmaz mı? Biz de listeye bakarak hangi kelimeyi kullanmayacağımızı rahatça bilebiliriz.


Belli dönemlerde belli kelimeler tehlikeli hâle gelebiliyor. Bu dönemin tehlikeli kelimelerinden biri darbe. Artık tarih olmuş bulunsa da eski darbelerden söz etmeyeceksiniz. Ülkenin 1950 sonrası tarihini yazarken veya o dönemlerle ilgili hatıraları anlatırken darbe olaylarını atlayacaksınız. 27 Mayıs 1960 günü, 12 Eylül 1980 günü yaşanmamış gibi davranacaksınız. Hele darbelerin sebepleri hakkındaki tahmin ve yorumlara hiç girmeyeceksiniz.

“Benim sözlerimin bütününden bu anlamlar çıkmaz; ben darbeye karşı olduğumu da açıkça ifade ettim.” gibi savunmalar işe yaramaz. Darbe sözü bir kere ağzınızdan veya kaleminizden çıktı mı tehlikeli sulara girdiniz demektir. Bu ülkeyi şu kadar yıldır idare edenlerden daha iyi mi bileceksiniz ne demek istediğinizi? Biz sizin niyetinizi de maksadınızı da sizden çok daha iyi biliriz. Biz hem bu ülkenin sahibiyiz, hem de mağduruyuz. İtibarımızdan da asla taviz vermeyiz. Size ne bizim bineklerimizin kaç adet olduğundan? Bizi tek bineğe mahkûm edip de tekrar mağdur mu edeceksiniz?

Ağızlarından veya kalemlerinden kazara darbe sözü çıkmış olanları uyarıyorum. Eski yazdıklarınızı ve söylediklerinizi de mümkünse unutturmaya çalışınız. O yazılarınızın bulunduğu gazeteleri ve o sözlerin bulunduğu sosyal medya görüntülerini ortadan kaldırınız. Büyük bir gazetenin çok tanınmış bir yöneticisi bir zamanlar 12 Eylül’le ilgili pek çok olumlu yazılar yazmıştı. Aman haa dikkat! Mümkünse o nüshaları imha ettiriniz.

Türkçe Sözlük’te de konuyla ilgili iki madde başı var: darbe, hükûmet darbesi. Sözlükteki anlamları vermek isterdim ama neme lazım. Birileri bütün sözlüklerden “darbe” maddeleri kaldırılmalıdır, diye emirler vermeye başlayabilir. Keşke sözlük konusuna hiç girmeseydim.

Ne dememeliyiz ya da ne demeliyiz?

Tehlikeli kelimelerden biri de türban. Şimdi kuşkunun muşkunun sırası mı kardeşim? Sen bu yargıçlardan nasıl kuşku duyarsın? “Ama ben karşı olduğumu söylemedim ki, sadece hakkımda verilecek karardan emin olamayacağımı söyledim.” gibi savunmalar boştur. Türban ve kuşku kelimelerini bir kere bir araya getirmişsin. Niyetin şuymuş buymuş. Kendi niyetini benden daha iyi mi bileceksin? Yargıçlarımızın niyetlerini benden daha iyi mi bileceksin? Benim niyetim neyse yargıçlarımızın niyeti de odur. Sen hâkim ve savcıların nasıl yer değiştirdiklerini izlemiyor musun? Benim niyetimin dışında zaten karar veremezler. Verdiler mi kendilerini bilmem nerede bulurlar. Ona göre sen de dilini, kalemini denk alacaksın.

Ayasofya da bu dönemin tehlikeli kelimelerinden biri. Bir kere ağzını hayırla açacaksın. Abdest almadan o kelimeyi ağzına almayacaksın. Hem Ayasofya ne demek, Ayasofyâ-yı kebîr diyeceksin, -bîr hecesini şöyle bir çekerek. Hani dört elif miktarı derler ya işte öyle çekeceksin. Ayasofya, Azize Sofiya demekmiş. Şimdi bunu karıştırmanın âlemi var mı? Kardeşim 2020’nin en aziz ve en leziz ve en bariz olayı Ayasofyâ-yı kebîr diyeceksin. Ne demek öyle haberi ortadan vermek? Sizin oralara benim vergi memurlarım hiç uğramadı mı yoksa? Benim türbansız yargıçlarımın karşısına çıkmaktan da mı korkmuyorsunuz? Bir de bütün kılık kıyafeti, şalvarı, cüppeyi, kipayı filan tutturmuşsunuz. “Kipa zaten başa tutturulur.” filan demeye kalkışmayın şimdi. Neyin nereye tutturulacağını benden iyi mi bileceksiniz? Ben ki şu kadar yıldır kuvvet ve kudret sahibiyim; şu kadar korunağım, şu kadar bineğim var; onlar olmazsa yüz çizgilerini tabana, kollarını mikrofona çekmiş desteğim var. Hem sen yağmur sözüyle ördek arasındaki illiyet bağını benim sadık desteğimden daha mı iyi bileceksin? Bana ördek demelerine izin vereceğimi mi sanıyorsun?

Darbe, türban, Ayasofya… Bir liste çıkarsanız daha iyi olmaz mı? Biz de listeye bakarak hangi kelimeyi kullanmayacağımızı rahatça bilebiliriz. Mesela ekonomi, çarşı, enflasyon, pahalılık, asgari ücret filan diyebilir miyiz? Merkez Bankası, rezerv, döviz, faiz, kredi filan diyebilir miyiz? Uzun, kısa, omuz, böğür kelimelerini kullanabilir miyiz? Üç ayları saysak acaba başımıza bir iş gelir mi? Erken seçim diyebilir miyiz? Yoksa erken seçim dersek Adnan Menderes’in 1960 yılındaki Eskişehir konuşmasını mı hatırlatmış oluruz? Bursa’nın bir yaylası vardı hani, birileri orada da erken seçim demişti; yoksa onu mu hatırlatmış oluruz?

Netameli kelimelerden birini kullanırken bence geriye doğru şöyle 60-70 yıllık bir tarama yapmalıyız. Bir zamanlar kim ne demişti, onları iyice araştırmalı, sonra konuşup yazmalıyız.

Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü?… Ben vardır diyorsam vardır kardeşim, aksi takdirde dünya sana dardır!

 

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.