Türkçüler Seçkin İnsanlardır – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Savunma Sanayisine Bir Bakış/ Bilgi Şölenine Davet- 11 Mart 2020   • Siyasetin Bu Üslubu Kabul Edilemez

Türkçüler Seçkin İnsanlardır

Seçkin Türkçüler galerisi daha nice portrelerle doludur. Yazsam ucu bulunmaz; anlatsam sonu gelmez. Bugünün ve yarının Türkçüleri bu galeride çok seçkin simalar göreceklerdir.

1 Şubat 2020
Ahmet Bican Ercilasun

Özgehan Özkan haklıdır; Türkçüler, “seçkin” sözcüğünün gerçek anlamını yaşatan insanlardır. Millî Düşünce Merkezi’nin sitesinde yazan Özkan, Atatürk’ten örnek veriyor ve şöyle diyor: “Milleti ile kurduğu iletişimde hiçbir zaman ‘halka inme’ samimiyetsizliğini sergilemedi. Milletinin kendisi gibi seçkin olmasını istedi ve bunun için çalıştı. Üstelik bütün bu üstün özelliklerinin yanında bütün portrelerinde, fotoğraflarında görüldüğü gibi giyimi ile, duruşu ile bakanlarda estetik bir duygu da uyandırıyordu.”

Siteyi hazırlayanlar, Atatürk’ün gerçekten de ancak “estetik” sözüyle nitelendirilebilecek fotoğraflarını da koymuşlar.

Özgehan Özkan, Atatürk’ten sonra seçkin Türkçülere örnek olarak Yusuf Akçura, Ziya Gökalp ve Atsız’ın isimlerini sayıyor. Aslında Tanzimat’tan bugüne kadar gelen Türkçülerin portrelerinden bir “seçkinler galerisi” yapabiliriz.

Ahmed Vefik Paşayı Lehçe-i Osmânî adlı sözlüğünün yanında bastonuyla çizebiliriz. Yahut Bursa’da kurduğu tiyatronun kapısı önünde. Molière’den uyarlamalar yapan bir büyük Türkçüden söz ediyorum.

Şıpka kahramanı Süleyman Paşayı, Harp Okulu Komutanlığının makam koltuğunda, Sarf-ı Türkî adlı eserini incelerken resmedebiliriz. Yahut Târîh-i Âlem adlı eserinde Hunlar bölümüne bakarken.

Thomsen’in Orhun abideleriyle ilgili eseri eline geçtiği zaman genç Necib Asım kim bilir ne kadar heyecanlanmıştır! Heyecanını yenememiş olacak ki 1890’ların sonunda bastırdığı o küçük kitabında adını Köktürk harfleriyle yazıyor. Necib Asım daha sonra Atebetü’l-Hakayık adlı eseri keşfedecek, 1925’te de Orhun Abideleri’ni Türkiye’de ilk defa yayımlayacak seçkin Türkçüdür.

Aynı yıllarda, 1897’de “Ben bir Türk’üm, dinim cinsim uludur / Sinem özüm ateş ile doludur” mısralarıyla başlayan şiiri yazan Mehmet Emin Yurdakul da samimi ve seçkin bir Türkçüdür.

Yine o yıllarda İstanbul’a gelen Azerbaycanlı bir Türkçü vardır: Hüseyinzade Ali Bey. Saint Petersburg’da matematik okumuş, sonra İstanbul’a gelip Askerî Tıbbiye’ye girmiştir. “Turan” başlıklı ilk şiiri yazan Hüseyinzade Ali Bey, Rusçayı, Almancayı bilir; Goethe’den tercümeler yapar.

İkinci Meşrutiyet yıllarına girdiğimiz zaman seçkin Türkçüler önce Selanik’in Beyaz Kule’sinde, sonra İstanbul’da, Türk Ocağı çevresindedir. Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem… Beyaz Kule’de ne konuşuyorlardı acaba? Bunların bir kısmını Ali Canip’in hatıralarından biliyoruz. Yirmili yaşlardaki bu genç Türkçüler, Ömer Seyfettin’in ifadesiyle “dilde, edebiyatta bir ihtilal” meydana getiriyorlar. Üçünün de mükemmel Fransızcaları var. Ama üçü de bir “yeni lisan” derdinde. “Yarı münevver İstanbul kadınları”nın konuştuğu güzel Türkçeyi yazı dili yapma derdinde. Birkaç yıl içinde bunu başarıyorlar da.

Sonra Paris’ten genç ve dolgun yüzlü bir adam geliyor İstanbul’a. Fransız edebiyatının en büyük şairlerini okumuş, Fransız düşünürlerinin derslerini dinlemiştir. Türkçülerin istediği “yeni lisan”ı şiirde o buluyor ve kendi kullandığı dile “beyaz Türkçe” diyor. Yahya Kemal’den bahsediyorum. O, İkinci Meşrutiyet ve Cumhuriyet Türkçüleri içinde farklı bir renktir.

Yusuf Akçura, Rusçaya, Fransızcaya hâkim olan bir başka seçkin Türkçüdür. Kazan’dan gelmiş, Türk Yurdu dergisinin başına geçmiştir. Türk aydınlarına, tarihe farklı açılardan bakmayı öğretmektedir. Bu büyük Türkçüyü Atatürk daha sonra Türk Tarih Kurumunun başına getirecektir.

Yusuf Akçura gibi Kazanlı bir Türkçü daha vardır o yıllarda. Rusya’dan, Paris’ten yazılar göndermektedir. 1925 yılında Atatürk onu da getirtecek ve Türk hukuk tarihi kürsüsünü ona kurduracaktır. Sadri Maksudi adındaki bu genç ve yakışıklı Türkçü, Finlandiya ormanlarında gezintiler yaptırdığı küçük kızına, Türkçeyi yücelten eski Türk padişahlarının masallarını anlatmaktadır. Onun Türkçe hakkında küçük kızına anlattıkları 1931 yılında Türk Dili İçin adlı bir kitap olacaktır. Türk Ocakları Hars Heyeti’nin çıkardığı kitapta Atatürk’ün el yazısıyla yazılmış o ünlü sözü vardır.

Seçkin Türkçüler galerisi daha nice portrelerle doludur. Yazsam ucu bulunmaz; anlatsam sonu gelmez. Bugünün ve yarının Türkçüleri bu galeride çok seçkin simalar göreceklerdir.

Ahmed Vefik Paşayı Lehçe-i Osmânî adlı sözlüğünün yanında bastonuyla çizebiliriz. Yahut Bursa’da kurduğu tiyatronun kapısı önünde. Molière’den uyarlamalar yapan bir büyük Türkçüden söz ediyorum.
Şıpka kahramanı Süleyman Paşayı, Harp Okulu Komutanlığının makam koltuğunda, Sarf-ı Türkî adlı eserini incelerken resmedebiliriz. Yahut Târîh-i Âlem adlı eserinde Hunlar bölümüne bakarken.
Thomsen’in Orhun abideleriyle ilgili eseri eline geçtiği zaman genç Necib Asım kim bilir ne kadar heyecanlanmıştır!
1897’de “Ben bir Türk’üm, dinim cinsim uludur / Sinem özüm ateş ile doludur” mısralarıyla başlayan şiiri yazan Mehmet Emin Yurdakul da samimi ve seçkin bir Türkçüdür.
Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem… Beyaz Kule’de ne konuşuyorlardı acaba?
O, İkinci Meşrutiyet ve Cumhuriyet Türkçüleri içinde farklı bir renktir.
Yusuf Akçura, Rusçaya, Fransızcaya hâkim olan bir başka seçkin Türkçüdür. Kazan’dan gelmiş, Türk Yurdu dergisinin başına geçmiştir. Türk aydınlarına, tarihe farklı açılardan bakmayı öğretmektedir. Bu büyük Türkçüyü Atatürk daha sonra Türk Tarih Kurumunun başına getirecektir.
Sadri Maksudi adındaki bu genç ve yakışıklı Türkçü, Finlandiya ormanlarında gezintiler yaptırdığı küçük kızına, Türkçeyi yücelten eski Türk padişahlarının masallarını anlatmaktadır.
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları