Üniversite gerekli mi?

Demek ki üniversiteyi üniversite yapan şey, oradaki hocaların bilimi bizzat üretmesiymiş. Başka bir deyişle, bilim alanlarında araştırma yapmaları ve o güne kadar bilinmeyen bilgileri bulup bilime katmalarıymış. Peki, üniversitelerimizdeki hocalar neyi araştırmalı ve öğrencilerine araştırtmalıdır?


Paylaşın:

Geçen hafta çoğunluğu eğitimci, bir dost grubundaydım. Arkadaşlardan biri sordu: “Üniversite neye yarar?” Sonra devam etti, “Mesela hiç üniversite olmasa ne kaybederiz?” Böyle bir sorunun sorulabilmesi ve şaka diye karşılanmaması ilgi çekiciydi. Kahkaha atmadık. Hepimiz şöyle bir durup düşündük… Evet biz neye yarardık?

Bu soruya cevap verebilmemiz için belki önce şunu cevaplandırmamız lazım: Liseyle üniversite arasındaki fark nedir? Eğer pek bir fark yoksa liselere 2 veya 4 yıl daha ekleyelim, bitsin gitsin. Hani 3 x 4 deniyor ya, onun yerine arazi vitesi gibi 4 x 4 olsun vesselam.

Üniversite yüksek lise mi?

Lise- üniversite farkı nedir sorusu da başka bir toplantıda sorulmuştu. Galiba şu cevap kabul gördü: Lisede hoca öğrenciye hazır bir yemek verir. Dersin kitabı bellidir. Yemeğin menüsünde okuldan okula pek az değişiklik vardır. Hoca- öğrenci ilişkisi, verilen bilginin yapısı bakımından garson- müşteri ilişkisi gibidir.

Üniversitede servisi yapan bizzat aşçıdır. O yemeği değilse bile bir başka yemeği kendi pişirmiştir. Falan hocanın menüsü ile diğerininki benzerdir ama tıpa tıp aynı değildir.

Lisede hoca, bilgileri, bir bakıma, “İşte böyle derler.” diye anlatır. Üniversitede “Böyle olduğunu kendi gözlerimle gördüm; kendi ellerimle tuttum, çorbada benim de tuzum var.” diye anlatılmalıdır. Eğer bu yoksa, eğer üniversite hocaları o yemeği bizzat pişirmiyorlarsa liseyle üniversite arasında gerçekten fazla bir fark yoktur. Hatta şunu şöyle öğreteceksin, derste bir kitap izleyeceksin gibi tekdüzeleştirici kurallarla yemek lokanta yemeği olmaktan çıkar, fast food’a dönüşür.

Bugün Türkiye’de üniversite hocaları bilime bizzat katkı yapan insanlar mı? Bazı yerlerde evet; çoğu yerde hayır.

Doktora neye yarar?

Kırk yıl kadar önce olmalı, yeni faaliyete geçen bir yükseköğrenim kurumunun, doktora yönetmeliği tartışılıyordu. Âdettir, doktora yönetmeliklerinde, “Bilime katkı yapmak.” diye bir şart vardır. Yani dünyadaki bilgide o güne kadar mevcut olmayan bir şeyi eklemek… Yönetmeliği konuştuğumuz hocalardan biri, “Samimî olalım arkadaşlar, hangimiz yeni bir bilgi bulduk? Yazmayalım böyle şeyleri.” demişti. Samimiydi ve kısmen haklıydı. Ama ben gençtim ve hakarete yakın asabi bir çıkış yaptım: “Kendi adınıza konuşun. Bilime katkı yapmayana doktor denilmez!” Ben haklıydım ama galiba o da haklıydı. Bu eski bir hikâye. 1979-1981 arası olmalı. Kredi kartına altı taksitle doktora tezi yazılan günümüzde galiba o çok daha haklı.

Sormak lazım. Sorular gıcık, cevaplar asap bozucu olsa da sormak lazım. Sormaya devam edeceğim: Demek ki üniversiteyi üniversite yapan şey, oradaki hocaların bilimi bizzat üretmesiymiş. Başka bir deyişle, bilim alanlarında araştırma yapmaları ve o güne kadar bilinmeyen bilgileri bulup bilime katmalarıymış. Peki, üniversitelerimizdeki hocalar neyi araştırmalı ve öğrencilerine araştırtmalıdır?

Üniversitede neyi araştırırız?

1960’lı, 1970’li yıllarda rahmetli hocam Oktay Sinanoğlu’nun doktora öğrencisiydim. Sonra birlikte çalışmamız bir süre devam etti. Onun “Neyi araştırırız?” sorusuna cevabı vardı: “ABD’de devlet ve özel sektör, hangi alanı fonlarsa onu araştırıyoruz.” Bu, serbest piyasanın ve devletin bilimi yönlendirmesiydi. “SSCB’de” derdi, “Aynı yönlendirme talimatla yapılıyor.” Verdiği örnek de bizim alanımızdan, atom ve molekül fiziğindendi. Atom fiziği, 1940’lı yıllarda pek popüler… Sonra ilgi azalıyor. Daha sonra, bizim bu alana girdiğimiz 60 ve 70’lerde tekrar artıyor. Sinanoğlu’nun değerlendirmesine göre ilk ilgi dalgası, atom bombasını en önce yapabilme yarışındandı. İkincisini, SSCB’nin Sputnik uydusu mahmuzlamıştı. Sputnik, ABD’ye şunu gösteriyordu: SSCB, yörüngeye bir hamule taşıyacak kabiliyette füzeye sahip. Aynı füze, ABD’nin üstüne atom bombası atabilir!

İşte bu endişe ABD’yi 1957’den itibaren temel bilimler ve mühendislikte beşinci vitese geçirdi. Ya atom fiziği? “O atmosfere giriş problemini (re-entry problem) çözmek için lazım.” diyordu hocam Kıtalararası balistik füzenin, tekrar atmosfere girerken sürtünmeden dolayı yanmaması lazım. “Ne yaparsak yanmaz?” sorusuna cevap verebilmemiz için, atmosferdeki gazların enerji seviyelerini bilmemiz gerek. İşte o zamanlar, üstünde çalıştığım, “Birinci ve ikinci periyod atomları ve iyonlarının enerji seviyeleri ve dalga fonksiyonları” yayınlarımız bu işe yarıyordu. Bunu o zaman biliyor muydum? Hayır. Ama herkes bu hesapları yapmaya çalışıyor, dünyanın birinci sınıf fizik dergileri bu konudaki araştırmaları öncelikle yayımlıyordu.

Aman Türkolojiyle ilgilenmesinler

Sinanoğlu bunları anlattıktan sonra bize daha yakın bir misal verdi: 20. asrın başında Türkoloji araştırmaları çok popülerdi. Çünkü bizim ülkemiz paylaşılacaktı. Millî Mücadele’den sonra bu alan eski cazibesini kaybetti. Bizim bu konuları konuştuğumuz 60 ve 70’lerde ABD’deki sosyal bilimciler, Güneydoğu Asya araştırmalarına yönelmişti. Fonlar oradaydı. Çünkü Vietnam savaşı sürüyordu.

İnşallah Türkoloji tekrar yabancıların popüler konusu olmaz.
_______

Bugün üç notum var:

  • Geçen haftaki yazıma yorumunda Mustafa Kök Bey şöyle demiş: “…Bir de itirazım var: Ben İst. Üniversitesine 1965’de başladım, giriş sınavında o ‘kutucuk doldurma’ vardı. Ve ‘merkezî sistemle’ girmiştik.” Okuyucum çok haklı. Ben üniversite sınavlarına girdiğim tarih diye 1966’yı yazmışım. Halbuki ‘66 benim mezuniyet yılım. ‘62 olacaktı. 1962’de merkezi sistem yoktu ama kutucuklar başlamıştı. Mustafa Bey, 77 yaşında oluyor böyle şeyler. Kusuruma bakmayın.
  • Girişte bahsettiğim dost meclisinde ortaya çıkan bir eksiğim: Kayıtsız şartsız çoktan seçmeli aleyhtarlığı yapmak istemedim. Ama o izlenimi vermişim. Eğitimde, öğretimde, öğrencilerimize bazı bilgiler ve daha önemlisi bazı kavramları aktarırız. Çoktan seçmeli test bunları alıp almadıklarını belirlemenin en pratik yoludur. Sıkıntı şurada: Biz orta öğretimde kavramları ve bilgiyi bir yana bırakıp çoktan seçmeli testin marifetlerini öğretmeye başladık. Test sorusu ezberletmeye koyulduk.
  • Yarın Ankara’da, Millî Düşünce Merkezi ile Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin birlikte düzenlediği iki günlük Şiddet Sempozyumu başlıyor. Açılışı Başkan Mansur Yavaş yapacak. Zaman ve mekân bilgilerine şuradan (https://bit.ly/3UXo72Y ) ulaşabilirsiniz.

 

Yazar

İskender Öksüz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar