Yükleniyor...
Dünyaca ünlü tarihçimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın vefatı, Türkiye’de ve akademik dünyada derin bir boşluk bıraktı.
Millî Düşünce Merkezi çatısı altında bir araya gelen dostları, yayınladıkları veda yazıları ve mesajlarla ulu çınarın bilinmeyen yönlerini ve entelektüel mirasını kamuoyuyla paylaştı.
Emekli Büyükelçi Halil Akıncı, X hesabından paylaştığı mesajında: Ortaylı’nın uluslararası alandaki temsil gücüne vurgu yaparak şunları söyledi:
İlber Ortaylı sadece bir tarihçi değil, aynı zamanda Türkiye’nin dünyadaki en zarif ve donanımlı yüzlerinden biriydi. Onun bilgi birikimi, diplomatik zekası ve olayları okuma biçimi, bizler için her zaman bir rehber niteliğindeydi. Bir devir onunla birlikte kapandı; hatırası ve eserleri Türk diplomasisi ve kültür hayatı için sönmeyecek bir ışık kalacaktır.
Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı Hakan Paksoy, yine X hesabından paylaştığı mesajında hocanın sarsılmaz duruşunu ve mirasını şu sözlerle ifade etti:
Engin kültür hafızası ve bu toprakların değerlerine olan sarsılmaz bağlılığıyla İlber Ortaylı, Türk milletinin ortak paydalarından biriydi. Onun geride bıraktığı devasa külliyat ve yetiştirdiği binlerce talebe, Türk gençliğinin yolunu aydınlatmaya devam edecektir. Hocamıza Allah’tan rahmet; kederli ailesine, talebelerine ve aziz Türk milletine başsağlığı dileriz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
İskender Öksüz, İlber Ortaylı’nın halkla kurduğu eşsiz bağı ve gidişinin yarattığı derin yalnızlığı, İlber başlıklı yazısında şu sözlerle anlattı:
Ortaylı’nın vefatı, hafızamızdaki nirengi noktalarından birinin kaybıdır. Onun halk tarafından bu denli sevilmesinin sırrı, sadece bilgisinde değil, bu bilgiyi “aynel yakin” yani bizzat yaşayarak ve görerek damıtıp samimiyetle sunmasında yatıyordu. Benim tarih sorusu sorabileceğim pek az arkadaşım kaldı. O, her sorunun cevabının bulunabildiği canlı bir kütüphane ve yeri doldurulamaz bir dosttu. Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Aybars Öztuna, hocanın mentörlük yönüne ve bitmek bilmeyen merakına dikkat çekerek şunları kaydetti:
İlber Hoca sadece bir tarihçi değil, gerçek bir kültür muhafızıydı. Aradaki yaş farkına bakmaksızın herkesle genç bir öğrenci merakıyla konuşur, sorular sorardı. Onun için merak ve hafıza, bir insanı insan yapan en temel iki değerdi. İnce esprileri ve derin bilgisiyle çevresindeki herkesi aydınlatan bir kutup yıldızıydı. Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
Yağmur Tunalı ise kendi Facebook adresinden paylaştığı “İlber Hoca Bugün Uğurlanıyor” başlıklı yazısında, hocanın manevi dünyasına ve uğurlanışına dair şu satırları kaleme aldı:
İlber Hoca, bugün ikindi namazından sonra uğurlanacak. Tesbihlerle, tekbirlerle, tehlillerle uğurlanacak. Çok az kişiye söylemiştir, bilenler bilir, böyle uğurlanmak isterdi. Annesinin dindarlığından bahsederken “teşhirci olmamak kaydıyle çok dindardır” derdi. Kendisi de öyleydi. Dindarlık görüntüsünden kaçardı. Ankara Kalesi çevresindeki Selçuklu Camilerinin devamcıları, hocaları, çevre esnafı Hoca’yı çok iyi bilir. Her Cuma Aslanhane’ye bir grup arkadaşımızla giderdi. Sonra Boğaziçi lokantasında yemek yenirdi. Tasavvuf muhitlerine karışmak istemesi de bu yıllardaydı. Yılmaz Öztuna’nın “Osmanlı hayatının merkezinde tasavvuf vardır” fikrine hararetle katılırdı.
Ateist Celâl Şengör’le dosttu. Kimsenin dini veya dinsizliği kimseyi ilgilendirmez; bakacağı bilgidir, bilgisini nasıl kullandığıdır. Memlekete ve insanlığa faydasıdır. Celâl Hoca’yla dostlukları böyledir. Büyük iştir ve ancak alkışlanır. İlber Hoca’nın samimiyeti, millet fedaisi oluşu karşısında erimeyecek buzdağı yoktur. Türk milleti, bu büyük Türk’ün yalnız Türkiye’de ve Türklük için yaşamak ülküsüne bağlılığını biliyor. Bu millet kendisi için yaşayanı unutmaz! Büyük Türk’ün aziz, lâtif, kutlu rûhu şâd olsun! Gönderinin tamamını okumak için tıklayınız
Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Türk Kültürünü Araştırma Enstütüsünde yazdığı yazıda Türk milletini gururu dediği Ortaylı için şu ifadeleri kullandı:
İlber Ortaylı sıra dışı bir tarihçi, sıra dışı bir insandı. Gençler tarihi onunla sevdiler.
Geniş bir ufku vardı. Tarihteki olaylara ve şahıslara yukarıdan bakmasını biliyordu. Böyle olduğu için de yorumları isabetli ve değerliydi.
Türklüğe bağlıydı. Son yıllarda Türklük aleyhinde yürütülen politikalara öfkeliydi. Ülkenin Türklüğü ve bölünmezliği konusunda şüphe uyandıran tutum ve davranışlara karşı Millî Düşünce Merkezi’nin yayımladığı 300 aydın bildirisine imza koyarak Türklük konusundaki duyarlılığını göstermişti.
Bu ülkenin Türk olup olmadığı gibi tartışmaları anlamsız ve cahilce bulurdu. “Azerbaycanlılar Türk mü, Kırımlılar Türk mü?” gibi sorular soranlara “cahil” derdi. Cahilliğe tahammülü yoktu.
Kırım Türklerindendi. Kırım, Attila’dan beri Türk yurdu ve tarihimizin önemli bir parçası idi. Moskova’nın yayılmacı emelleri Kırım’ı elimizden almış, Kırımlı Türklerin büyük bir bölümünü Anadolu’ya göçmek zorunda bırakmıştı. Ortaylı ailesi de bu kaderi paylaşanlardandı.
Belki de bu kader, çocuk yaşta doğduğu topraklardan kopuş, entelektüel bir ana baba İlber Ortaylı’nın da kaderini çizmiş, onu tarihçiliğimizin büyük bilginlerinden biri yapmıştı.
Son yüzyıllarda Kırım’dan büyük insanlar çıktı. İsmail Gaspıralı, bütün Türk Dünyası’nın rehberi oldu. Cengiz Dağcı, 20. yüzyıl romancılığımızın zirvelerinden biridir. Halil İnalcık tarihçilerin kutbu idi. Kemal Karpat da tarihçiliğimizin yüz aklarından biridir. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun olağanüstü mücadelesi son çağ Türk tarihine altın harflerle yazılmıştır. Nihayet İlber Ortaylı. Bu Kırım çocuğu da bilgisi, kültürü ve zekâsıyla tarihçiliğimizin yeni kutbu oldu. Kırım verimli bir topraktır, bundan sonra da nice zekâlar, nice yetenekler yetiştirmeye devam edecektir.
Bir şansımız var. İlber Ortaylı’nın kitapları elimizin altındadır; ekranlardaki konuşmaları gözümüzün önündedir. Onun bize sunduğu bilgi ve yorumları sevimli dilinden dinlemeye devam edeceğiz. Eserlerini okumayı sürdüreceğiz.
İlber Ortaylı Türk tarihçiliğinin övüncüdür, Türk milletinin gururudur. Milletimiz onu saygı ve sevgi ile hatırlamaya devam edecektir. O, dünyadaki görevini yaptı ve uçup gitti. Tıpkı dünya hayatındaki mutluluğu gibi ruhunun da diğer dünyada mutlu ve huzurlu olacağını düşünüyorum. Tanrı’dan kendisine esirgenlik dilerim.
Hocamız, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan geniş tarih ufkunu yalnızca kitaplara değil zihinlere de nakşeden nadir ilim adamlarından biriydi.
Kalemiyle, sohbetiyle ve talebelerine bıraktığı izlerle Türk tarihçiliğinin hafızasında silinmeyecek bir yer edinmiştir. Nitekim 2013 yılında sözde çözüm sürecine karşı Millî Düşünce Merkezi öncülüğünde yayımlanan ve aralarında Halil İnalcık’ın da bulunduğu Millî aydınlarımızın imzaladığı bildiride yer alması, onun yalnızca bir tarihçi değil aynı zamanda millet meseleleri karşısında mesuliyet hisseden bir aydın olduğunun da açık bir göstergesiydi.
Hocamızın Türk milleti için gösterdiği gayretin ve fedakârlığın farkındayız. Şüphesiz o, Türk nasıl olmalı?Sorusuna hayatıyla cevap veren müstesna bir şahsiyetti. Türk milleti ondan razıydı. Allah da razı olsun!
Türk ilim hayatı bugün yalnızca büyük bir tarihçiyi değil, aynı zamanda geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran güçlü bir zihni sonsuzluğa uğurladı. Merhuma Allah’tan rahmet, ailesine, talebelerine ve Türk ilim camiasına başsağlığı diliyoruz.
Halil İnalcık’a, Mustafa Kafalı’ya, Alev Alatlı’ya, İbrahim Kafesoğlu’na, Fuad Köprülü’ye, Hüseyin Nihal Atsız’a, Mustafa Kemal Atatürk’e, İsmail Gaspıralı’ya, Yusuf Akçura’ya, Ziya Gökalp’e, Ahmet Ağaoğlu’na, Namık Kemal’e ve isimlerini tek tek sayamadığımız tüm büyüklerimize bizden selam götür hocam…
Millî Düşünce Merkezi