Hocam, Mentörüm ve Dostum: İlber Ortaylı

Onunla yaptığımız sohbetler, dinlediğim hikâyeler ve aramızdaki o kuşaklar arası dostluk benim için büyük bir ayrıcalık olarak kalacak. Aramızdaki yaş farkına rağmen şakalaşabildiğim, soru sorabildiğim ve her seferinde yeni bir şey öğrendiğim bir hocayı tanımış olmak hayatımın en büyük şanslarından biri.


Paylaşın:

Bazı insanlar vardır; sadece kitaplarıyla ve sözleriyle değil, hafızalarıyla da bir çağın yükünü taşırlar. Prof. Dr. İlber Ortaylı engin bir kültür hafızasıyla bunu taşıdı. Onu kaybettiğimizi söylemek bile insanın içini acıtıyor. Çünkü çok zor bulunur bir kültürü, bir geleneği, bir zihniyeti temsil ediyordu.

Benim için ise mesele bundan da öteydi. İlber Hoca yalnızca Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük tarihçilerden biri değildi. Aynı zamanda aile dostumuz, kıymetli hocam ve sohbetlerinden her defasında yeni bir ufuk açılan bir büyüğümüzdü.

Türkiye’de tarih anlatıcılığı çoğu zaman ya kuru akademik metinlere sıkışır ya da romantik bir nostaljiye. İlber Ortaylı ise ikisini de reddeden bir zihne sahipti. Onun tarih anlayışı arşivin titizliği ile medeniyet hafızasının zarafetini aynı potada eritir. Osmanlı’yı anlatırken bir imparatorluk kültürünü, Avrupa’yı anlatırken bir zihniyet tarihini, şehirleri anlatırken ise bir medeniyetin ruhunu konuşurdu.

Bu entelektüel yolculukta hayatındaki önemli dostluklardan biri de büyükbabam Yılmaz Öztuna ile olan münasebetiydi. Yılmaz Öztuna, Türk tarih yazımının en üretken kalemlerinden biriydi. Ortaylı ile aralarındaki ilişki yalnızca mesleki bir yakınlık değildi; aynı zamanda bir tarih sohbetinin iki usta aktörüydü. İkisini birlikte dinleyenler bilir: biri bir referans verdiğinde diğeri hemen başka bir kaynağa atıf yapar, sohbet birkaç dakika içinde Osmanlı arşivlerinden Avrupa diplomasi tarihine kadar uzanırdı. Bu, yalnızca bilgi değil; bir zihinsel terbiyenin göstergesiydi.

Benim için ise İlber Hoca ile olan ilişki biraz daha farklı bir yerde duruyordu.

Aramızda yaklaşık yarım asır vardı. Ama o, bu mesafeyi hiçbir zaman hissettirmezdi. Tam tersine, bazen kendisini genç bir öğrencinin merakıyla sorular sorarken bulurdunuz. Bazen de ince bir espriyle ortamı kahkahaya boğardı. Türkiye’de çoğu insan İlber Ortaylı’yı sert mizacıyla tanır. Oysa yakınında bulunanlar bilir ki, o sert kabuğun altında çok güçlü bir mizah duygusu ve sıcak bir insan vardı.

Bazen sohbetlerimiz tarih üzerinden başlar, siyasete uğrar, şehir kültürüne sapar ve sonunda mutlaka bir müzik meselesine varırdı. Bir gün bana dönüp yarı ciddi yarı şaka şöyle demişti:

“İnsanın iki şeyi olmalı: merakı ve hafızası. Birini kaybedersen diğerini çalıştır.”

Bu cümle, aslında onun hayat felsefesiydi.

İlber Ortaylı yalnızca bir tarihçi değildi; aynı zamanda bir kültür muhafızıydı. Dil konusunda gösterdiği hassasiyet, şehir kültürü konusundaki ısrarı ve Osmanlı entelektüel dünyasını bugüne taşıma çabası Türkiye’de nadir görülen bir akademik duruştu. Üniversite kürsülerinden televizyon programlarına kadar geniş bir alanda aynı şeyi yaptı: insanlara düşünmeyi hatırlattı.

Bugün onun ardından konuşurken aklıma hep şu geliyor: Türkiye’de bazı insanlar vardır, öldüklerinde sadece bir kişi eksilmez; bir kütüphane eksilir.

İlber Ortaylı işte böyle bir kütüphaneydi.

Onunla yaptığımız sohbetler, dinlediğim hikâyeler ve aramızdaki o kuşaklar arası dostluk benim için büyük bir ayrıcalık olarak kalacak. Aramızdaki yaş farkına rağmen şakalaşabildiğim, soru sorabildiğim ve her seferinde yeni bir şey öğrendiğim bir hocayı tanımış olmak hayatımın en büyük şanslarından biri.

Bugün onu uğurlarken şunu düşünüyorum:

Bir sohbetimizde, evinin bir köşesinde bir mezar fotoğrafı bulundurduğunu; insanın bir fanî olduğunu, ölümü her zaman hatırlaması ve en değerli varlığı olan zamanı iyi kullanması gerektiğini kendine sürekli hatırlattığını söylemişti.

Etki ettiği hayatlar ve kültür hafızası nedeniyle binlerce insana ışık olabilmek çok az kişiye nasip olur. Verdiği eserleriyle ve dokunduğu hayatlarla ölümsüzdür.

Hocam, hoşça kalın.

Sohbetleriniz, kahkahalarınız ve o bitmeyen tarih anlatılarınız bizde yaşamaya devam edecek.

 

Yazar

Aybars Öztuna

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar