Yükleniyor...
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemâl Atatürk 10. Yıl Nutku’nu şu cümlelerle bitirir:
“Türk Milleti! Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne mutlu Türk’üm diyene.”
Kuruluşundan bu yana Cumhuriyet’in onuncu on yılını idrak ediyoruz. Söylemesi kolay, tamı tamına yüzyıl.
Fakat ne yazık ki bu senenin önemini vurgulayan, ‘Cumhuriyet’ temalı etkinliklere rastlamış değiliz.
Bir futbol kulübünün yüzüncü yılı mevzubahis olsa ortalık marştan, konserden, hâtıra objelerden geçilmeyecekken varlık sebebimiz olan Cumhuriyet’e karşı bu boşvermişlik ve umursamazlık hâli insanı derinden üzmektedir.
Şimdiki zamandan umduğumuzu bulamadığımızda iki yol vardır: Geçmiş zamana gitmek ya da geleceğe bakmak.
Yani bugünden memnun olmadığımızda ya yaşanan iyi şeyleri hatırlarız ya da yaşanacak güzellikleri tahayyül ederiz. Biz ilkini yapalım ve 90 sene önceye gidelim. Cumhuriyet’in 10. yılına.
Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki Cumhuriyet, halk içindir fakat devlete aittir. Ona sahip çıkmak evvela devlete düşer. Bu yüzden olsa gerektir ki 11 Haziran 1933 tarihinde “Cumhuriyet’in İlânının Onuncu Yıl Dönümü Kutlama Kanunu” çıkarılmıştır. Bu Kanun’u ilerleyen süreçte diğer kanun ve kararnameler izlemiştir.
Amaç, ülke genelinde, köylere varıncaya kadar büyük bir erdem olan Cumhuriyet’i kutlamaktır. Bu gaye için Başbakanlığa bağlı, “Kutlama Yüksek Komisyonu” kurulmuştur. Ayrıca, Kutlama Yüksek Komisyonu’na bağlı, il ve ilçelerde de “Komite” ve “Heyetler” oluşturularak çalışmalar sürdürülmüştür. Bütün bu çalışmalar için 1933 malî yılı bütçesinden 50.000 TL gibi önemli bir miktarda kaynak ayrılmıştır.
1930’lu yıllar, Cumhuriyet’in amaç edindiği vatandaş profilini inşa etmek için yapılan devrimlerin temelini sağlamlaştırmakla geçmiştir. Bu yıllarda sergilerle, konferanslarla, halk kürsüleri ve afişlerle halkın Cumhuriyet’in değerlerini, inkılabın getirdiklerini anlaması hedefi ağırlık kazanmıştır.
Onuncu yılın sembolik olarak ve de Cumhuriyet’in geleceği için mühim bir anlam taşıdığını bilen o zamanki devlet erkânı, imkânlar dâhilinde birçok şeyi mümkün kılmıştır.
Bazılarını sıralamak isterim.
Köylü sadece lafta değil eylemde de milletin efendisidir. Cumhuriyet’in kurucuları bu tavırdan hiç taviz vermemiştir:
Bayrak sadece gönderde değildir; milletin evinde, gönlünün başköşesindedir:
Sokaklar, caddeler 10. yıla hazırdır:
Aydınlar, çok şey borçlu olduğu Cumhuriyet’i yalnız bırakmamıştır:
Atılan toplar, insanları Cumhuriyet’in ilân edildiği vakte götürmektedir:
Anlı şanlı üniversitelerimize duyurulur:
Türk’ün Türk’e propagandası yeterli değildir. Türk’ün gücünü, Atatürk dehasını ve Cumhuriyet mucizesini cümle âlem duymalıdır. Disney Plus rezaletine ses çıkarmayanlara ve geçen on’ca yıldan sonra 10 kat daha güçlü olması gereken Türk Dışişleri’ne hassaten hatırlatılır:
Onuncu yılında 3 gün kutlanan bayram yüzüncü yılında en az 30 gün kutlanmalıdır. Henüz geç değildir, herkes bu uyuşukluktan bir silkinmelidir.
Kutlama yapmamak için deprem felâketini öne süreceklere şimdiden sorarım: Altından kalkılamayacak asıl yıkım bizi biz yapan Cumhuriyet’i sahipsiz bırakmak değil midir?