Okumak

Kitap okuma oranlarının düşük seyretmesi üzücü fakat beni asıl derinden etkileyen şey insan okuma oranlarımız. Bu alanda istatistiklerin dibe vurduğu hâlihazırda yaşadıklarımıza bakıldığında kolay bir şekilde anlaşılabilir. İlla bir istatistik kurumunun sayılarına bakmaya gerek yoktur.


Paylaşın:

Biz çok okuyan bir milletiz.

Belki istenilen seviyede kitap okumayız ama birilerinin canına okuruz.

Sinirlenip öfkeleniverelim hemencecik belâ okuruz.

Daha da ötesi lanet okuruz.

Karşımızdakinin duygularını gözünden okuruz.

Üstümüze vazife değildir, hariçten gazel okuruz.

Korkmaz, çekinmez meydan okuruz.

Hiç olmazsa bildiğimizi okuruz. Bilmediğini okuyanlarımız bile mevcuttur.

Dua okuruz, çoğumuz anlamını bilmeden.

En çok da şu dördünü: 3 kulhuvallah 1 elham.

Ölen kişinin arkasından ‘rahmet oku’ruz.

Kötülükte, sonra gelenin önce geleni arattığı zamanda ‘rahmet okutmak’ durumu söz konusudur. Ki bu deyimin hikâyesi şöyledir: Vaktiyle hırsızın biri iyice hastalanmış. Artık öldü ölecek. Yönünü Allah’a dönmüş, başlamış dua etmeye: “Allah’ım dünyada nasibim hırsızlıktan imiş. Ne kazandıysam bu yolla kazandım. O kadar insanının hakkını yedim. Şimdi senin huzuruna bu kadar günahla nasıl çıkarım? Arkamdan beni hayırla anacak bir kişi bile kalmadı. Affet Allah’ım.”

Bu duruma çok üzülen adamın oğlu, babacım, demiş, “Sen hiç üzülme. Ben seni rahmetle andıracağım.”

Neyse, hırsız ölmüş. Evin geçim yükü çocuğa kalmış. Çocuk babasının mesleğini sürdürmeye kararlıymış. Başlamış hırsızlığa. Ne var ki babasının aksine bu çocuk girdiği evde iğneden ipliğe ne bulursa çalar odaları bomboş bırakırmış. O kadar ki gün gelmiş evleri soyulan insanlar şunu demeye başlamışlar: “Yahu bu çocuğun babası da hırsızdı. Allah rahmet eylesin, adam en azından ihtiyacı kadar çalıyordu. Ne bulursa alıp götürmüyordu. Bunun gibi arsız ve açgözlü değildi.”

Kültürümüzde okumak

Bir milletin manevî zenginliği kullandığı kelime ve kavram gruplarından anlaşılır. Aslına bakarsanız bu yönden epey de varlıklıyız.

Ele aldığımız mevzuda bize has kavramlara bile sahibiz.

‘Okuma Bayramı’mız, oku’nmuş şekerimiz var.

Ayrıca sadece insanımız değil hayvanımız bile okur. Adı kitap kurdudur.

Kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün kulağa küpe sözüdür: “Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.”

Onun altı oku’ndan biri inkılapçılıktır. Kabul edersiniz ki çağı yakalamak ve ötesine geçmek için yapılacak en önemli iş oku’mak ve devamında oku’nacak eserler bırakmaktır.

Güzel bir birlikteliğin adıdır: okur-yazar buluşmaları.

Okul sıralarında pek başaramasak da aşılanacak bir duygu durumudur: okuma sevgisi.

Kazandıramadığımız bu sevginin yeşereceği ilk yer okul değil, ailedir. Hatta ve hatta anne karnıdır.

Ülkemizde kaç anne çocuğuna, hamileyken kitap okuyor?

Kaç baba, çocuk emekleme dönemindeyken eşine şiirler söylüyor?

Ne kadar ebeveyn ortak bir okuma saati/günü belirleyip çocuğun öyküneceği tarzda kitapların içine gömülüyor?

Soruların işaret ettiği yere odaklanmak ve ellerimizi kitap sayfalarının arasına koymak şarttır.

Hz. Ali’nin anne ve babalara nasihatidir: “Çocuklarınızın yarın söz sahibi olmasını istiyorsanız, daha bugünden onlara iyi kitaplar hediye edin.”

Shakespeare için kitaplar kendisine yetecek kadar büyük bir krallıktır.

Konfüçyüs’ün duasıdır: “Tanrı’m, bana içi kitap dolu bir ev ile çiçek dolu bir bahçe ver.”

Dinimizin ilk emridir: İkra!

Meali, oku.

Pekâlâ, neyi oku?

Kitap da dâhil olmak üzere her şeyi; insanı, doğayı, dünyayı.

Bence okunması en mühim varlıklardan biri insandır. Çünkü o, ciltler dolusu bir kütüphanedir.

Tek bir yaratıcıdan da çıkmış olsa her insan eşsizdir. Oku’nmaya, izle’nmeye, dinle’nmeye layıktır.

Kitap okuma oranlarının düşük seyretmesi üzücü fakat beni asıl derinden etkileyen şey insan okuma oranlarımız.

Bu alanda istatistiklerin dibe vurduğu; hâlihazırda yaşadıklarımıza, ülke gündemine bakıldığında kolay bir şekilde anlaşılabilir. İlla bir istatistik kurumunun sayılarına bakmaya gerek yoktur.

Toplum olarak huzursuz hissettiğimiz mevcut hâlden uzaklaşmak için insanı merkeze alan, insanca düşünen, insana ve insanlığa sahip çıkan eylemlerde bulunmalıyız.

Not: Türkçede ‘-malı, -meli’ eki fiillere gelen bir çekim ekidir. İsmi de gereklilik kipidir. Fakat yukarıdaki cümlede gereklilik anlamı hafif kalacaktır. Cümleyi şöyle düzeltmek yerindedir: İnsana, insanca yönelişimiz insanlığın geleceği için bir zorunluluktur!

Türkiye’de 1964 yılından beri Mart ayının son Pazartesi günü ile başlayan bir hafta kutlanır. Adı, Kütüphane Haftası’dır.

Yazımızın da bu haftaya denk gelmesi hasebiyle kapanışı şöyle yapalım: “Her kütüphane bir cezaevi kapatır.”

Yazar

Doğukan Altıparmak

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar