Atatürk’ün İzinde: Erzurum Kongresi

Bugün 23 Temmuz… Erzurum Kongresinin yıldönümü. Atatürk’ün Nutkunu esas alarak Anadolu’da onun izinden gitmeye devam ediyoruz. Hatırlayacağınız gibi önceki videolarımızda Atatürk’le birlikte 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktık. Sonra 28 Mayıs’ta Havza’ya, 22 Haziran’da Amasya’ya gittik. Buralardaki faaliyetleri ve gelişmeleri izledik. Şimdi de Erzurum Kongresine giden yola, kongrenin gidişatına ve sonraki etkilerine bakacağız. Atatürk 26 Haziran’a kadar […]


Bugün 23 Temmuz… Erzurum Kongresinin yıldönümü.

Atatürk’ün Nutkunu esas alarak Anadolu’da onun izinden gitmeye devam ediyoruz.

Hatırlayacağınız gibi önceki videolarımızda Atatürk’le birlikte 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktık. Sonra 28 Mayıs’ta Havza’ya, 22 Haziran’da Amasya’ya gittik. Buralardaki faaliyetleri ve gelişmeleri izledik. Şimdi de Erzurum Kongresine giden yola, kongrenin gidişatına ve sonraki etkilerine bakacağız.

Atatürk 26 Haziran’a kadar Amasya’da idi. Burada iken Sivas Kongresinin hazırlıklarıyla uğraştı. Bu arada İstanbul’da bulunan ve Millî Mücadele için önemli gördüğü bazı kişilere de mektup yazdı. Mektupla onları gelişmelerden haberdar ederek kendilerine önemli fedakarlıklar düştüğünü bildirdi. Bu mektuplarda millet iradesini bildiren önemli bir konuya dikkat çekmek yerinde olur. Bu konu mektuptaki sine-i millet vurgusu ve artık İstanbul’un Anadolu’ya egemen değil, tâbi olması gerektiğidir. Görüldüğü gibi Atatürk, milletin artık kendi kaderini eline aldığı inancındadır.

Atatürk’ün İstanbul’a çağrıldığı hâlde gitmemesi ve üstelik millî bir kongre toplama faaliyeti İstanbul hükümetinin karşı taarruzunu celp etti. Kendisinin hiçbir isteğinin yerine getirilmemesi yönünde telgraflar çekildi. Bu sebeple kongre yeri olarak belirlenmiş Sivas’ta bazı hareketlenmeler oldu. Bunu duyunca Atatürk, hemen giderek duruma vaziyet etmek gerektiğini düşündü ve kimseye duyurmadan 26 Haziran’da Sivas’a doğru yola çıktı. 27 Haziran’da Sivas’a varmadan çok kısa bir süre önce gelmekte olduğunu haber verdi ve oradaki durumu tersine çevirdi.

Sivas’ta kongre için gerekli tedbirleri aldırdı. Bu tedbirler arasında Sivas’a giden bütün yolların uzaktan ve yakından denetlenmesi gibi askerî tedbirler de vardı.

Atatürk, 28 Haziran’da Sivas’tan yola çıkarak 3 Temmuz’da Erzurum’a ulaştı. Burada artık hem Erzurum hem de Sivas Kongresi hazırlıklarıyla uğraşacaktı. Bu arada vilayetlerle ve komutanlıklarla da yoğun bir iletişim içerisinde bulunarak bürokratların hatalı adımlar atmasını engellemeye çalışıyordu.

Erzurum’da Atatürk’ün Millî Mücadele sırasındaki düşünce tarzını gösteren önemli bir toplantıya da şahit oluyoruz. Atatürk o sırada Erzurum’da bulunan ileri gelenlerle bir toplantı yapıyor. Bu toplantıda böyle bir mücadeleye atılacakların neleri göze alması gerektiğini açık seçik anlatıyor. Mealen şöyle diyor:

“Önder olacakların, her ne olursa olsun millî gayeden dönmemesi, memlekette barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye kadar, gaye uğrunda fedakarlığa devam edeceklerine işin başında karar vermeleri icap eder. Kalplerinde bu kuvveti hissetmeyenlerin teşebbüse geçmemeleri elbette daha iyidir. Zira, bu takdirde hem kendilerini ve hem de milleti aldatmış olurlar.

Bir de söz konusu vazife, resmî makam ve üniformaya sığınarak, el altından yürütülemez. Bu tarzın bir derecesi olabilir. Fakat, artık o devir geçmiştir. Alenen ortaya çıkmak ve milletin hukuku için yüksek sesle bağırmak ve bütün milleti bu sese iştirak ettirmek lazımdır.

Benim azlolunduğuma ve her türlü akıbete mahkum bulunduğuma şüphe yoktur. Benim ile alenen işbirliği yapmak, aynı akıbeti şimdiden kabul etmektir. Bundan başka, söz konusu ettiğimiz vaziyetin talep ettiği adamın, diğer birçok bakımdan dahi mutlaka benim şahsım olabileceği gibi bir iddia mevcut değildir. Yalnız, her halde bu memleket evladından birinin ortaya atılması zaruri olmuştur. Benden başka bir arkadaşı da düşünmek mümkündür. Yeter ki, o arkadaş, bugünkü vaziyetin kendisinden talep ettiği tarzda hareket etmeyi kabul etsin!”[1]

Atatürk buna benzer konuşmaları Millî Mücadele’nin her aşamasında ve her yeni katılan kişiye yönelik yaptığını söylüyor. Bu konuşma neden gerekliydi? Dikkat edilirse bu konuşmanın özünde başarıya ulaşmak için cefaya talip olmak ve vaz geçmemek vardır. Eğer kişide bu azim ve kararlılık yoksa hiç bu yola çıkmaması, çıkıp da yarı yolda vaz geçmesinden daha iyidir. Yani Atatürk, bu yola çıkacakların yolun bütün zorluklarını baştan bilip kararlarını ona göre vermelerini tavsiye etmektedir.

Diğer yandan Atatürk için esas konu vatanın kurtuluşu ve milletin selametidir. Bu sebeple önemli olan bir kişinin çıkıp bu yola baş koymasıdır. Atatürk, açıkça “illa ki herkes benim peşimden gelmek zorunda değil, bu yüce amaca ulaşmak için başka bir vatan evladı ortaya çıkarsa hepimiz beraber onun peşinden gidebiliriz” diyor. Ama nihayetinde illa ki biri çıkıp Türk milleti için savaşmalıdır. Olaylar, bize bu kişinin ancak Atatürk olabileceğini gösteriyor.

Böylece Erzurum Kongresi hazırlıklarına girişilir. Şimdi biraz geri gidelim. Burada Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaa-yı Hukuk-ı Milliye Cemiyeti vardır. Bu cemiyetin Erzurum ve Trabzon şubeleri, doğu illerini kapsayan bir kongre toplama kararı almışlardır. Bu karar, Haziran ayında diğer doğu illerine bildirilmiş ve delege yollamaları istenmiştir.

Amasya Genelgesinden de hatırlayacağımız gibi Kongre’nin 10 Temmuz’da toplanmasına karar verilmişti. Fakat 10 Temmuz geldiğinde delege seçilip gönderilme işi hâlâ tamamlanmamıştı. İllerle yazışmalar, delegelerin Erzurum’a ulaşmaları daha bir müddet sürecekti.

Tabii bu arada Atatürk açısından çok önemli gelişmeler de olur. Anadolu’ya çıktığından itibaren, giriştiği faaliyetler sebebiyle 8 Haziran’da İstanbul’a geri çağrılmış, ancak gitmemişti. O zamandan beri gerilmeye başlayan ipler bir ay sonra kopacaktı. 8 Temmuz gecesinde Atatürk, görevdeki bir asker sıfatıyla İstanbul’la son görüşmesini yaptı. Sadece Harbiye Nazırlığı değil, bizatihi Padişah da telgrafla gelmesi için ısrar ediyordu. Karşılıklı telgraflarla uzun sürdüğü anlaşılan bu konuşmada, ton giderek sertleşti ve İstanbul, Atatürk’ün resmî görevine son verdi. Burada son verilen görev, Dokuzuncu Ordu Birlikleri Müfettişliğidir. Yani Atatürk bu görev ve yetkilerinden alınmıştır. Atatürk’ün İstanbul’a cevabı aynı sertlikte oldu ve o da askerlik mesleğinden istifa etti. Bu hareketiyle devlet bürokrasisiyle hiçbir resmî ilişkisi kalmıyordu. Bir yandan resmen kullanabileceği yetkilerden tamamen mahrum kalmıştı. Diğer yandan ise artık herhangi bir devlet görevlisi olmadığı için üzerine bürokratik bir baskı gelemeyecekti. Nitekim daha sonra Atatürk, taşrada İstanbul’un baskısından bunalan bazı bürokratlara bu baskılardan kurtulmanın yolunun kendisi gibi mesleği tamamen bırakmak olduğunu tavsiye edecektir.

Erzurum’daki Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti, bu olay üzerine derhal Atatürk’ün yanında yer aldı ve hatta cemiyetin başına geçerek Kongre’ye katılmasını istediler. Atatürk, bu konuda Nutuk’ta Erzurumluların samimiyetini özel olarak zikreder.

Nihayet delegelerin toparlanabilmesiyle 23 Temmuz’da Erzurum Kongresi açılır ve Atatürk de Kongre’ye başkan seçilir. Burada yaptığı açış konuşmasında İtilaf Devletlerinin Mondros’a aykırı hareket ettiklerini söyler. Bir ateşkes anlaşması olması dolayısıyla, Mondros’a göre mevcut durum olduğu gibi muhafaza edilmeliydi. Fakat, İtilaf Devletleri, çeşitli bahanelerle Anadolu’nun dört bir yanına işgal birlikleri gönderiyorlardı. Atatürk, konuşmasında ayrıca dünyadan bazı örnekler verir ve gücünü milletten alacak bir hükümetin kurulması gerektiğini belirtir.

7 Ağustos’a kadar süren Erzurum Kongresinde alınan kararlar on maddeyle dünyaya ilan edildi. Ayrıca Kongre bildirisinin giriş kısmında İtilaf Devletlerinin giriştiği haksız işgallere ve hatta nüfus kaydırmalarına da dikkat çekildi. Eski harflerle üç buçuk sayfa tutan bu bildirinin tamamını, internette herhangi bir tarama yaparak bulmanız mümkün. Biz burada Atatürk’ün özetlediği kısımlara vurgu yapacağız. Atatürk, bu kararların şu şekilde bir özetini yapıyor bize:

1 . Millî sınırlar dâhilinde bulunan vatan kısımları bir bütündür. Birbirlerinden ayrılamaz.

2 . Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti’nin dağılması hâlinde millet birlik içinde müdafaa ve mukavemet edecektir.

3 . Vatanın ve bağımsızlığın muhafaza ve teminine merkezî hükümet muktedir olamadığı takdirde, maksadın temini için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet, Millî Kongre’ce seçilecektir. Kongre toplanmış değilse, bu seçimi Heyet-i Temsiliye yapacaktır.

4. Kuvva-yı Milliye’yi etken ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır.

5 . Hıristiyan unsurlara siyasi hakimiyet ve toplumsal dengemizi ihlal edecek imtiyazlar verilemez.

6. Manda ve himaye kabul olunamaz.

7 . Millî Meclis’in derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis’in denetiminde yürütülmesini temin etmek için çalışılacaktır.[2]

Bu özetlenen kısımda Amasya Genelgesinde de açıklıkla ifade edilen milletin kendi kaderini eline alması kararlılığı net olarak görülüyor. Ayrıca bu kararlılığın nasıl hayata geçirileceğinin adımları da izah ediliyor. Buna göre Türk milletinin haklarını İstanbul hükümeti savunamazsa millî bir kongre toplanmak suretiyle geçici bir hükümet kurulacak ve milletin hakları bu şekilde savunulacaktır. Bu doğrultuda bir temsil heyeti kuruldu ve Millî Mücadele’yi yetkili bir kurul olarak sevk ve idare etmeye başladı.

Millî Meclis’in toplanması çağrısı da önemlidir. İstanbul hükümeti meclisi toplamayarak, meclisin karar vermesi gereken konularda da uygulamalar yapıyor, yani yetkisini aşıyordu. Bu tavırlarıyla İstanbul hükümeti aslında başına buyruk davranarak Kanun-ı Esasi’ye de aykırı hareket etmiş oluyordu.

Bunlara ek olarak vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı hükmü de burada ilan ediliyor. Kongre kararlarında sadece vatanın değil, milletin birliğinin de ifadesi vardır. Kararlarda modern dünyadaki eşitlik ilkesinin esaslarına uygun hareket edilmesi ve millet içerisinde bölünmelere yol açılmaması çağrısı yapıldığı da görülüyor.

Diğer yandan Kongre bildirisinde Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandığı sıradaki sınırlara özel olarak vurgu yapılmış ve bu sınırlar içerisinde vatanın ve milletin bütünlüğünden bahsedilmiştir. Bu bahis bize birkaç ay sonraki Misak-ı Millî’nin de ipuçlarını veriyor.

Erzurum Kongresi, amaç olarak Doğu Anadolu’daki millî hareketleri birleştirmek ve daha güçlü bir hâle getirmek için planlanmıştı. Ancak Kongre’deki müzakereler ve özellikle Atatürk’ün katkıları bu sonuçları yerel kalmaktan kurtardı. Kongre kararlarına dikkat edildiği takdirde bazı maddeler münhasıran Doğu vilayetlerine has olsa da bildirinin genel niteliği bütün bir memleket sathına yöneliktir. Böylece Erzurum Kongresiyle çok önemli bir eşik aşılmış, Millî Mücadele yeni bir safhaya girmiş oluyordu.

Bundan sonra Atatürk’ü takibe Sivas’tan devam edeceğiz.

Bütün bu yazdıklarımızın sesli anlatımını Youtube sayfamızdan buraya tıklayarak da izleyebilirsiniz. 

[1] Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Nutuk-Söylev 1. Cilt 1919-1920, 10. Baskı, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2019, 60-61; Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Nutuk, Ankara: Kaynak Yayınları, 2015, 58.

[2] Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Nutuk-Söylev 1. Cilt 1919-1920, 10. Baskı, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2019, 88-89; Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Nutuk, Ankara: Kaynak Yayınları, 2015, 72-73.

Yazar

Konuralp Ercilasun

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.