Betahsis Kavramı ve Laiklik

“Şeytan ayrıntıda gizlidir.” dedikleri gibi dil de ayrıntılarda gizlidir. Kelimeler arasında bazen incecik, küçücük anlam farkları vardır ve işte bu anlam farklarına dayanarak asıl anlatmak istediğimizi daha açık bir şekilde anlatırız.


Son yazılarımdan birinde şöyle bir cümle kullanmıştım: “Ülke yönetimiyle ilgili kararların ve mevzuatın özellikle nassa dayandırılması laikliğe aykırıdır.”

Cümle içindeki “özellikle” kelimesini, ne demek istediğim rahatça anlaşılsın diye kullanmıştım. Aslında orada kullanılması gereken kelime “betahsis” kelimesidir. Betahsis kavramı için sözlükler “bahusus, hususiyle” karşılıklarını veriyorlar. Dolayısıyla kavramı ”özellikle” kelimesiyle karşılamak yanlış sayılmaz. Ama “özellikle” yine de beni tatmin etmedi.

Şeytan ayrıntıda gizlidir.” dedikleri gibi dil de ayrıntılarda gizlidir. Kelimeler arasında bazen incecik, küçücük anlam farkları vardır ve işte bu anlam farklarına dayanarak asıl anlatmak istediğimizi daha açık bir şekilde anlatırız.

Betahsis” kavramında “özellikle” anlamı vardır ama bu anlamın altında “bilerek ve isteyerek” anlamları da gizlidir. Devlet mevzuatını “betahsis” yani özellikle, bilerek ve isteyerek nassa dayandırmak laikliğe aykırıdır. Burada “betahsis” kelimesini kullanmaktan maksat şudur: Kanunlar, kararlar, yönetmelikler tesadüfen de nassa uygun olabilir. Bu durum, laikliğe aykırı değildir. Ancak nas böyle diyor diye kanun çıkarmak, yani kanunları “betahsis” nassa göre düzenlemek laikliğe aykırıdr.

Ben hukukçu değilim. Laikliğin tarifinde “betahsis” kavramının kullanıldığını, idare hukuku doçenti Mukbil Özyörük’ün bir yazısında görmüştüm. Bir zamanlar Tercüman gazetesinde günlük yazılar yazan rahmetli Özyörük dil konusunda da çok duyarlı idi. Hukuk konularını açık bir dille yazmakta da mahirdi. Yıllar önce yazdığı yazıyı maalesef bulamadım. Ancak laiklik kavramını “betahsis” kelimesiyle ve yukarıda anlattığım şekilde anlattığını çok iyi hatırlıyorum.

Elbette laikliğin felsefi bir geçmişi ve buna dayanan felsefi anlamları da var. Ancak hukuk anlamında laiklik tam da budur: Devlet mevzuatını betahsis dinî kurallara dayandırmamak.

Tarifi bu şekilde ortaya koyunca, “devlet işleriyle din işlerinin birbirinden ayrılması” şeklindeki açıklama, tam da doğru olmuyor. Çok tekrarlanan bu yaygın tarifi kabul edersek şu sonucu da kabul etmek zorunda kalırız: “Türkiye laik değildir çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı devlete bağlıdır, yani din işleri devletten ayrılmamıştır.” Oysa Özyörük’ün tarifine göre Diyanet İşleri’nin devlete bağlı olmasında laiklik açısından bir sakınca yoktur; önemli olan bir yasa, yönetmelik, kararname vb.ni çıkarırken betahsis nassa uymamaktır yani bu konuda dinî kurallar ne diyor, diye bakıp ona göre davranmamaktır.

Din bilgisinde “muâmelat” denilen ve ibadetler dışında kalan ticari, hukuki vb. işlerle ilgili hükümler Kur’an’da çok azdır. Sahih hadislerde olanlar ise Hz. Muhammed’in peygamberlik dönemiyle sınırlıdır. Oysa bugün mali, ticari, hukuki on binlerce mesele vardır. Kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik, yönerge gibi mevzuatın metinleri bugün on binlerce sayfayı aşmaktadır. On binlerce mesele karşısında sınırlı sayıda hüküm olunca ister istemez yoruma başvurulacaktır. Tarih boyunca da sürekli yorumlar yapılmıştır. İşin içine yorumun girmesi demek farklı görüş ve tutumların girmesi demektir. İslam tarihi bu yüzden mezhep kavgalarıyla doludur. Laiklik bunu önlemenin en iyi yoludur. Son zamanlarda bazı ilahiyatçılarımız da bu şekilde düşünmektedirler.

Bu vesileyle nas kelimesinin yazılışı ve söylenişi üzerinde bir daha durmak istiyorum. Bazı televizyon yorumcuları hâlâ kelimeyi uzatarak söylemeye, nâs demeye devam ediyor. “İnsanlar” anlamındaki nâs tamamen başka bir kelimedir, “dogma” anlamındaki nas ile hiçbir ilgisi yoktur. “Dogma” anlamındaki nas, kısa söylenir, ünlüyle (sesliyle) başlayan bir ek aldığı zaman da s sesi ikizleşir: nassı, nassa. Söylerken iki s ile söylendiği gibi yazarken de iki s ile yazılır. Ancak kelime ek almadığı zaman veya ünsüzle (sessizle) başlayan bir ek aldığı zaman mutlaka tek s ile söylenmeli ve yazılmalıdır: nas, nasta, nastan… Tıpkı hak kelimesi gibi. Hak, haktan fakat hakkı, hakka, hakk-ı âliniz

Dil yalnız iletişim veya yalnız edebiyat için gerekli değildir; dil, din için de hukuk için de gereklidir. Duygularımızı da, görüşlerimizi de, inançlarımızı da, bilgilerimizi de dille ifade ederiz. Canlılar içinde farklı seviyede olmamızın sebebi de dildir. O hâlde… O hâlde dile özen göstermek herkesin görevidir.         

 

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar