Bilgi Birikimi – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Bilgi Birikimi

Üst üste koymasaydık bugünkü yüksekliğe tırmanamazdık. Dün olmasaydı bugün cüceydik. Fakat bugün geldiğimiz seviye dünden yüksektir. Bugün, muhakkak ki dünden daha çok bilgiye erişebiliriz.

8 Ağustos 2020
İskender Öksüz

Çok gezen mi bilir, çok yaşayan mı?

İnsanoğlu, geliştirdiği düşünceleri her nesilde yok edip sıfırdan başlamıyor- artık. Çok şükür. Belki binlerce yıl önce bu yok edip sıfırdan başlamaya yakındık. O zaman bilgi gerçekten ömürle sınırlıydı. Bir insanın kendi ömrü değilse, kabiledeki en yaşlının ömrüydü sınır.

Hâlâ bilge dediğimiz zaman uzun ve beyaz sakallılar akla gelir. Kurtlar Vadisi’nde ve Azerbaycan’da bilgeler “ak saçlı”dır.  Değil mi? Ve Dedem Korkut sık sık sorar: Çok gezen mi bilir, çok yaşayan mı? Kendisi de dedem Korkut’tur bakın. Babam Korkut, kardeşim Korkut değil. Demek ki çok bilmenin, bilgide geri kalmamanın iki yolu varmış. Ya çok yaşayacak, yahut da çok gezeceksin ki biriktiresin.

İnsan düşünüyor, tecrübeleniyor, akıllanıyordu ama birikimini gelecek nesillere aktaramıyordu. En fazla çevresindekilere anlatıyordu, onlar da anlayabildikleri kadar anlıyordu. Düşünün, Eflatun olmasaydı, Sokrat’tan haberimiz olmayacaktı. Havariler olmasaydı Hazreti İsa’dan.

Yazı yoksa biz de yokuz

Sözle aktarma mükemmel değildir. Telefonculuk oyunu gibidir… İnsandan insana geçerken yolda epey kayıp olur. Buna sözlü gelenek diyoruz. Kayıp olmasın diye vezin ve kafiyeyi icat ettik. Hafızamız yanılırsa, “bu böyle değildi galiba” diyebilmek için. Ama o kadar. Bilgi hâlâ ömürlerle sınırlıydı. Düşünün… İnsan dünya üzerinde on binlerce yıldır var. Afrika’dan 70 bin yıl önce çıkmışız. Modern insanın, konuşan insanın daha da eskiye uzandığına dair deliller var. Fakat medeniyet dediğimiz şey 5 000, taş çatlasa 5 500 yıllık. İnsan bilgisini nesilden nesile kayıpsız aktaramadığı için geçmişinin yüzde doksan beşinde boşuna yaşamış. Tarih, yazıyla başlar.

Yazıyla birlikte öğrenilenin üst üste konulma süreci, bir kişinin, kabilenin bilgesinin hafızasının dışına çıktı. Önce yazıyla, sonra matbaayla ve nihayet İnternet ile bilgi birikimi de bilginin saklanması da ona ulaşımın kolaylığı da patladı gitti. Bilgi toplanarak değil, katlanarak çoğalıyor. Sıkıntımız biriktirmekte değil ayıklamakta. Doğruyu yanlıştan, gerçeği yalandan.

Dün bugünle, bugün dünle yargılanmaz

Bilginin niceliğindeki artış, düşüncelerimizin niteliğini değiştiriyor. Hızlanarak…  Dolayısıyla, istesek de istemesek de biz, yüz yıl önceki, bin yıl önceki, atalarımız gibi düşünmüyoruz. İdrakimiz, farklı. İdrakin farklılaşması, değer hükümlerimizi, dünya görüşümüzü de etki ediyor. Temel değer hükümlerinde değil ama ayrıntıda değişiklik var.

Sırf misal olsun diye: Bugün ceza diye insanların elini kolunu kesmeyi düşünmeyiz değil mi? (2 Ağustos 2020, Karar Görüşler’de Niyazi Kahveci Hoca’nın nefis Maturidi makalesinden mülhemdir.) Harpte mağlup ettiğimiz düşmanın sivillerini öldürmeyiz, erkeğini köle, kadınını cariye olarak almayız, nizamı âlem için kardeşlerimizi katletmeyiz; değil mi?

İşte tam da bunun için derler, tarihte olup biteni bugünün değer hükümleriyle yargılayamazsınız. Bugünü de tarihteki töreyle yargılayamazsınız. Öyle yaparım, ceddim yaptıysa doğrudur deyip kafa kesmeye kalkmazsınız. Kalkarım, keserim, o gün nasılsa bugün de aynen öyledir derseniz? Olur. Öyle yapan da var. Adına DEAŞ diyorlar.

Lord Byron nasıl öldürüldü

Geçen gün bir popüler hekimin ağzından şöyle bir paylaşım gördüm: İşte Aristo’dan, Lokman Hekim’den, İbni Sinadan ve başkalarından, sağlıklı yaşam için bilmem kaç öğüt. Bu tıp biliminin son sözüymüş! Kusura bakmayın. Bugün tıp ve sağlık hakkında bu yüce zatların tamamından daha çok bilgimiz var, hatta hepsinin bilgilerinin toplamından kat kat daha fazlasını biliyoruz.

Lord Byron denilen Türk düşmanı, Elenleri bize karşı kışkırtırken Yunanistan’da, Mesolongi’de hastalanıp öldü. Koskoca Lord. Doktorlar başına üşüşmüş ve müdahale etmişler. O zamanın tıbbıyla tabi. Nedir o zamanın tıbbı? Eski Yunan’dan beri… Sıcak-soğuk, kuru-ıslak. Kara safra, sarı safra, kan, balgam. Ve Galen’in masalları. O bilgilerle bol bol hacamat yapmışlar. Ama çok şükür, kurtaramamışlar. Yapıp ettiklerini yazmışlar. Şimdiki tıp bilgisi o notlara bakıp diyor ki: Sağlıklı adamdan o kadar kan alsaydınız, sağlıklı adam da ölürdü! Demek ki eski tıp yeni tıbba göre geri imiş. Eski derken, Byron’un ölümü 1824’te. O kadar da eski değil. Antibiyotikler henüz 70 yaşında!

Dün olmasaydı bugün cüceydik, fakat…

Şimdi siz, yok olur mu öyle şey! Nerde o eski tıp. Şimdikiler bid’at der misiniz? Derseniz, fikirlerinize haklı olarak geri derler. Fakat bir sebeple sizin düşünceleriniz iktidar olur ve bütün ülkeyi sizin gibi düşünmeye zorlarsanız… Ve bunda başarılı olursanız. İşte o zaman toplumunuz da ülkeniz de seviye kaybedecektir.

Üst üste koymasaydık bugünkü yüksekliğe tırmanamazdık. Dün olmasaydı bugün cüceydik. Fakat bugün geldiğimiz seviye dünden yüksektir. Bugün, muhakkak ki dünden daha çok bilgiye erişebiliriz.

Ne güzel de… Kaynak ne kadar gür olursa olsun, benim alacağım kabım kadardır. Bir de sansür koyduk mu, görürüz günümüzü!

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları