Öldürülen, öldürülürken, öldürüldüğünü ispatlayarak ölsün lütfen!

Bugün de bir üniversitede hocalık yapan, öğretim görevlisi Aylin Sözer dünyanın sayılı büyükşehirlerinden birinde yakılarak öldürüldü veya ölüsü yakılarak yok edilmek istendi.


İstanbul’da korkunç cinayet. Aydın Üniversitesi öğretim görevlisi  Dr. Aylin Sözer eski sevgilisi tarafından yakılarak öldürüldü. Olayın duyulması üzerine Sözer’in komşuları erkek şahsı linç etmek isterken, evde çıkan yangın itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle söndürülebildi.” Bu ve buna benzer cümlelerle bir kadın cinayetini daha okuyacağız, duyacağız, ya da yazacağız diye başlamıştım cümlelerime. Bugün Selda Taş silahla, Vesile Dönmez pompalı tüfekle vurularak öldürüldü..

Bugün de üç kadın öldürüldü. Ne yazık ki son olmayacağını biliyoruz.

Bugün hepimiz isyan edeceğiz. Binlerce tweet atılacak, siyasîlerden kınama mesajları gelecek. Belki de Aile Bakanlığı, Aylin’in davasına müdahil olacağını açıklayacak. 24 saat dolmadan unutmaya başlayacak, normal şartlarda davasından davasına hatırlayıp, hatırlatacağız Aylin Sözer’i. Normal şartlarda diye yazıyorum. Çünkü biliyoruz ki davasına bile kalmayacak, unutacağız. Yine bir kadın, o iğrenç mazeretlerden biri bahane edilerek vahşice öldürülecek. Bu kez de biz, belki de sıradaki mağdurunun tanıdığımız birinin bile olabileceği biz, bu kez, o kadının cinayetini konuşuyor olacağız.

Tıpkı aylar önce öldürülen üniversiteli Pınar Gültekin’i dün siyasî tartışmaların odağında hatırlayıp konuştuğumuz gibi. Pınar da canice öldürülmüş, bir varilin içine betonla tıkılmış, ölü bedenine benzin dökülüp yakılmıştı. Bugün de bir üniversitede hocalık yapan, öğretim görevlisi Aylin Sözer dünyanın sayılı büyükşehirlerinden birinde yakılarak öldürüldü veya ölüsü yakılarak yok edilmek istendi.

Daha dün, kadına şiddet, cana kasıt, bilinçli taksirle adam öldürme iddiası, hırsızlık, bıçaklayarak adam yaralama gibi 6 farklı suç olayının haberini dinledim. Yeni bir haftanın ilk gününde altısının da adlî kontrol şartıyla serbest bırakıldığı haberleri yer alıyordu. Cana, mala kasıtta bulunana, sen gel şu saatlerde karakolda imza at evine git diyerek, aman ne kadar büyük önleyici bir tedbir(!) alıyordu adliyemiz. Vücut bütünlüğü dokunulmazlığının ne önemi var, gelsin belirli günlerde imza atsın yeter. Dosta güven, düşmana korku vermeyi, suça teşvik, suçluya ödül, mağdura ceza olarak anlamış olabilir mi bazı kurumlarımız?

Aylar önce tüm Türkiye Leyla için günlerce yüreğimiz ağzımızda beklemiştik. 18 gün sonra da cansız bedenine ulaşılmıştı dünyalar güzeli Leyla’nın. O menekşe gözlü, dünyalar güzeli, 4 yaşında öldürülen Leyla’yı geçen hafta beraat haberiyle hatırladık ve konuştuk. Şöyle diyordu mahkeme kararında: “Y. A.’in üzerine atılı suçları işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin delil elde edilemediğinden atılı suçlardan ayrı ayrı beraatine ve karar kesinleştiğinde dava konusu olay kapsamında gerçek fail veya faillerin tespiti hususunda gereğinin takdir ve ifası amacıyla A… Cumhuriyet Başsavcılığına bildirimde bulunulmasına karar verilmesi gerekirken, atılı suçlardan yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi.” Yani anlayacağınız, Leyla öldü, delil yok, beraatine…

Ölen öldüğüyle kaldı. Öldürülen, öldürülürken, öldürüldüğünü ispatlayarak ölsün lütfen!  Sonra mahkemelerimiz delildi, ispattı uğraşmak zorunda kalıyor. Katilinizden rica etmeyi unutmayın! Yakalanırsa 24 ila 30 yıl arasında ceza alacak şekilde eylemde bulunsun! Nasılsa en fazla 4 bilemedin 5 yıl yatar cezaevinde. Öyle aptallık edip toplumda infial yaratacak yöntemlerle öldürmesin sizi hele müebbet alırsa maazallah, Leyla’nın kararındaki gerekçelerle tahliye olabilsin.

İki hafta önce günlerce neyi konuştuk hatırlatayım mı, ister misiniz? 18 yaşında 75 suç kaydı olan ve 76’ncı suçu olarak 18 Temmuz 2020’de İstanbul Bağcılar’da,  bir polisimizin şehit edilmesinde rol alan kişinin tahliye edilmesini. Polisimiz görevi başında şehit edildi. Onu şehit edenlerden ikisi sadece dört buçuk ayda tahliye edildiler. Üçüncü zanlı da en üst seviyede ceza alsa bilen en fazla beş yıl sonra aramızda. O da en, en iyi ihtimalle.

Bundan üç hafta önce neyi konuşuyorduk diye yokladım zihnimi bakın ne hatırladım. Şiddetin her türünün görünür kılınmasını sağlayan ve şiddetin de reyting için istismarını yapan bir kadın programında bir hükümlü 24 yıl hapis cezası aldığını anlatıyordu. Bu 24 yıl hüküm giymiş şahıs 2 yılda evet, evet sadece iki yılda aramıza geri dönmüş. Yanlış anlaşılmasın yeniden yargılanıp beraat alma ya da hüküm bozma falan yok. Bildiğiniz aflar ile infaz rejiminin mağdura zulüm, suçluya ödül olan uygulanışı sonucunda, sadece iki yılda aramıza katılmıştı. Üstelik Türkiye’nin en çok izlenen programında gururla, kahkahalar atarak anlatıyordu bunu. Artık yargımız ve toplum, herhangi bir süre verilmesini, cezasını çekmesi anlamını yükler hâle geldi.

Kamuoyunun Aleyna Çakır olarak tanıdığı Sema Esen’in darp edilme ânı defalarca canlı yayın ile paylaşılmıştı. Onun bedeni üzerinden para kazanan erkek müsveddesi, canı sıkıldıkça kamerasını açıyor, canlı yayında darp ediyor, küfür ve tehditler savuruyordu. Bir gün Aleyna şüpheli şekilde ölü bulundu. Darp görüntülerini şiddetten saymayan adliyemiz, darp edenin elini kolunu sallayarak gezmesini seyrediyor. O da hâlâ canlı yayınlarında küfür ve tehditlerine devam ediyor. Bu rahatlık nereden geliyor diyor musunuz?

Güldünya, Şeyma Yıldız, Sibel Kılıçlı, Dilek İnce, Zümrüt Er, Münevver Karabulut, Ceren Damar, Ayşe Paşalı, Emine Bulut, Şule Çet, Dilan Karataş, Merve Yeşiltaş ve yüzlercesi, binlercesi… Kimi abi, kimi baba, kimi eş, kimi sevgili, kimi arkadaş kurbanı… Bir erkeğin en vahşi yüzünün kurbanları. Bugün, şimdilik en sonuncumuz Aylin Sözer…

Her köşesi cennetim dediğimiz güzel ülkemde ağaçlar katlediliyor, sessiz çığlıkları duyulmuyor. Bugünlerde gökyüzü bile artık bu katliama ağlayamıyor. Toprak kamyon kamyon betonla, siyanürle öldürülüyor, toprağın sesini duymuyoruz. Hayvanlar öldürülüyor, işkenceye uğruyor çığlıklarını duymuyoruz. İnsanlar birbirini öldürüyor. Öldürüldükten sonra duyuyor, bol bol konuşuyor çok da çabuk unutuveriyoruz.

Baştan sona okuduklarınızı gözünüzü kapatıp düşünün, şiddeti yasalar, bu infaz sistemiyle önleyebilecek güçte gibi görünüyor mu? Şiddet yasalarla engellenebilecek gibi duruyor mu? Siz siz olun, şiddet gelip sizi bulana kadar, göz göre göre gelen şiddetin kaçınılmaz şekilde bir gün mağduru olacağınız âna kadar, şiddet mağdurlarının sesi olmaktan vazgeçmeyin. Şiddeti evimizde, elimizde, dilimizde büyütmekten hep beraber vazgeçelim. Yoksa sıranın bize gelmesi an meselesi.

 

 

 

Yazar

Gülcan Havva Eraslan

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar