Değiş(e)meyen(ler) değiştiremez!

Türk Milleti kılıç hakkıyla elde ettiği bu prestijle, eksiklerini tamamlamaya çalışarak yoluna devam etti. Tamamlamaya çalıştıkları eksikler ve kaybettikleri zaman çok fazlaydı. İki yüzyıla yakın zamandır tartıştıkları konuları on yılda hallettiler. Bunu yapabilmek için de çok sert değişikliklere imza attılar.


Değişim sihirli bir sözcük. Hayatın içinde ve bütün alanlarında devamlı yaşanan bir durum. Her şey doğanın kanunu gereği değişim içinde. Değişim kaçınılmaz. En başta zaman değişiyor…

İnsan günbegün değişiyor. Öncelikle yaşlanıyor. Yaşadıkları tecrübesini artırıyor, biraz daha bilgi sahibi oluyor. Öğreniyor, öğrendiğini hayata uyguluyor. Kuralları koyuyor veya koyulanları öğreniyor. Onları uygulayarak hayatın ve toplumun düzenine katkıda bulunuyor.

Bu düzen çok önemli. İnsanın güven içinde yarınlarından endişe duymadan yaşaması düzenli bir hayatının olmasına bağlı. Ailesi, çocukları, kendisi, annesi, babası akrabaları, arkadaşları, komşuları, milleti için… Hasılı kendisinden başlayarak yaşadığı toplumun bütün katmanlarında bu düzene ihtiyacı var. Düzen olmadığı veya bozulduğu takdirde yarın ne veya neler olacağı belirsizleşmeye başlıyor. Belirsizlik de bireyi endişeye sevk ediyor. Belirsizliğin boyutu ile yaşanan endişe de can korkusuna kadar gidebiliyor.

Değişim, hayatın bir parçası. Bireydeki değişimde iradî bir durum söz konusu. Kişi kendi isteğiyle düşüncesini, davranışını veya tercihlerini değiştirebilir. İşinden vazgeçerek kendine yeni yollar arayabilir. Sonuçları da sadece o kişiyi ilgilendirir.

Ancak toplumda düzenin değişmesi o kadar kolay değil. Öncelikle bir sebep gerekir. Yani sosyal bir problem olmalıdır. Bu problemin çözümü için de toplumun çoğunluğunun üzerinde uzlaşması gerekir. Çoğunluğun sağlanmasının da açık, şeffaf ve kurallar içinde olması şarttır. Anlaşma olmadan ve tartışmalı bir şekilde yaşanacak değişim, istikrarı ve düzeni bozucu etkisini derhal gösterecektir. Düzenin sarsılmasıyla ortaya çıkacak istikrarsızlık, büyük çalkantıları da beraberinde getirir.

Normal zamanlardaki ani ve çok hızlı değişimlerin toplumu başkalaştırma tehlikesi de var. Başkalaşma niteliğin değişmesi, farklılık kazanması anlamına geliyor.

Sosyolojik başkalaşma olumsuzluk ifade eder. Toplumda kimlik kaybı anlamına gelir. Artık kimliğin belirgin özelliklerindeki değişim ya da dönüşüm öne çıkmaktadır. Kötüleşmeyi, bozulmayı veya biçim değiştirmeyi anlatır. Aslından farklı bir yapıyı tanımlamaktadır.

Büyük dönüşüm bir kere yaşanmıştı…

Normalin dışındaki değişime en güzel örnek 20’nci yüzyılın başında yaşananlardır. Dünya büyük bir dönüşüm yaşadı. En çok etkilenenlerden birisi de Türk milleti oldu. Koca bir cihan devleti savaşlar neticesinde kaybedilmişti. Bütün topraklarını elinden almak ve egemenliğine son vermek için üzerine çullandılar. Önce kısa bir süre bocaladı. Kısa dediysek Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel dediği cinsten. Asırlar gibi uzun gelen bir dönem toparlanmaya çalıştı ve başardı.

Türkler, sonunda, üzerine üşüşen akbabaları kovalayarak yeni devletini, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu.

(İngilizlerin korktukları başlarına gelmişti. Türklerin başardığı bu dönüşüm bütün dünyada, çoğu İngilizler tarafından sömürülen halklara örnek olmuştu. O halklar da harekete geçtiler.)

Türk Milleti kılıç hakkıyla elde ettiği bu prestijle, eksiklerini tamamlamaya çalışarak yoluna devam etti. Tamamlamaya çalıştıkları eksikler ve kaybettikleri zaman çok fazlaydı. İki yüzyıla yakın zamandır tartıştıkları konuları on yılda hallettiler. Bunu yapabilmek için de çok sert değişikliklere imza attılar.

Normal zamanlardaki ani değişimler ne kadar tehlikeliyse, şartları normal olmayan dönemlerdeki değişikliklerin ani olması da o kadar gerekliydi. Ayrıca Türk Milletinin yüzyıllardan beri birikerek artan ihtiyaçlarından doğan gereklilikti de. Gerçi bu şekilde bile sıkıntı doğuruyor elbette. Alışkanlıkların değişmesi, doğruların yerini almış yanlışların düzelmesi kolay değildi. Ama bu değişimle Türkler, kimliklerine olan farkındalıklarını artırdılar ve egemenliklerini ellerine aldılar.

Zamanı yeniden ıskalamak nasıl bir şey?

Savaştan çıkıldığında kısa sürede büyük atılımlar yapıldı. Uçak yapıp satacak duruma gelindi. Ama sonra savaşı ve devrimleri yapan kadro değişmeye başlayınca anlayış da değişmeye başladı. Geçmiş çabuk unutulmuştu.

Böylece ağır aksak, kavga döğüş 21’inci yüzyıla geldik. Siyasetteki sert değişim Türk Milletinin hayatına da yansıdı. Siyasi iktidar sahiplerinin, egemenliğin sahibi olan Türk kimliğiyle başlattıkları kavga yirmi yılda çok yıkıcı sonuçlara sebep oldu. Bu kavganın temeli, egemenliğin sahibinin ismini değiştirmeye çalışmaktı.

Kimlik üzerinden ve egemenliği tehdit eden ideolojik hedeflere yönelen yöneticiler, devletin yapısını da bu anlayışla değiştirdiler. Uzlaşma aranmadan ve toplum mühendisliği çalışmalarıyla kamuoyu yönlendirildi. Değişimlerin sonuçları alınmaya başlayınca yeniden düzenleme de aynı yöntemle yapıldı ama yanlış yanlışla düzelmiyor tabi. Fakat sadece yanlış değil elbette. Her defasında hedefine bir adım daha yaklaşan ideolojik anlayış söz konusu. İdarî yapıda İstiklâl Harbi’nden çok öncesine, hatta Tanzimat Fermanı öncesine dönmeyi hedefine almıştı.

Türk kimliğine yönelik başlatılan bu mücâdele farklı bir etki de yaptı. Özellikle Türk Milletinin dâhi evladı büyük Atatürk’ün ölümünden sonra zayıflamaya başlayan ve 21’inci yüzyıla en zayıf hâliyle giren Türk kimliği, yeniden güçlenmeye de başladı.

Tarihe ve milletin kahramanlarına yönelen saldırılar, kadirşinas Türk Milletini harekete geçirdi. Tarihe dönerek yeniden anlamaya çalıştı. Büyük bir kısmı bunu başardı da. Fakat bu sefer de başka bir engel ortaya çıkmaya başladı.

Engelli koşuda son engeli aşamayanlar

Çok yakın geçmişte yaşanan ayrılıklar ve onun ortaya çıkardığı tartışmalar çok güçlü bir şekilde hatıralarda yaşatılmakta. Ayrıca insanların inandıklarını yenileyebilmeleri yahut kısmen veya tamamen vazgeçebilmeleri için oldukça güçlü zihnî yönlendirmeye ihtiyaç var. Bu da ancak büyük mecburiyetin zorlamasıyla olabilir.

Bugün Türk Milletinin karşı karşıya olduğu tehdit bu değişimi mecbur kılmaktadır. Türk kimliği güçlenmiş olmakla birlikte, fikrî ayrılıklar küçük derelerin, çayların birleşmesini önleyen bentler gibiler. Bu engeller kalkmalı ve bu küçük sular birleşip, tekrar, tarihin kaydettiği büyük nehir hâline gelmelidirler.

Aksi hâlde yaklaşan kavurucu sıcakların ısısıyla bu küçük suların buharlaşma neticesinde azalması veya tamamen kuruması işten bile değildir.

Bütün bunlar için ilk ve tek şart önce kendileri değişmeyi başarabilenlerin bir adım öne çıkmasıdır.

* * *

Türkiye ve Türk Milleti için huzura kavuşacağımız bir yıl diliyorum.

Sağlık ve esenlikler.

Yazar

Hakan Paksoy

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar