Din istismarcılığı zehirli sarmaşık

İletişim çağında yapılanlar uzun süre gizli kalamaz. Din diye diye, aldatıla aldatıla baştan aşağı suçlular, ayıplılar ülkesi haline geldik.


Soran ve sorgulayan bir dikkatle hayatımıza bakacağız. “En önemli problemimiz”  gibi hissettiğimiz çok meselemiz var. Görmüyor değil, görüyoruz. Fakat düzeltmek için samimi bir gayrete yanaşmıyoruz. Çünkü bir tür sahteliğe alıştırıldık. Doğruya yanaş(a)maz olduk. Bundan dolayı, her bir meselemiz yeni sıkıntılar doğuruyor. Koro halinde sızlanmaya dönüşen kabahatleri örtme çabası ise, algı ve anlama(idrak) körleşmesine yol açıyor. Yalan-dolan- talan normalleşiyor ve giderek kültürleşiyor. Böylece, atı alan Üsküdar’ı bir kere değil, neredeyse her durumda geçiyor.

Durmadan aldatılmanın önünü nasıl alacağımızı düşüneceksek bu temele bakacağız. Önce kendimizle yüzleşeceğiz. Bana sorarsanız, adaletle beraber, din istismarı ve ona bağlı bozulmalar bütün dertlerimiz arasında açık ara birinci görünüyor. Onun için, bu sütunda haftalardır yaşadığımız sosyal çürümeden bahsediyorum. Yıllardır, gözü doymaz istismarcılığın vites yükselttiğini görenler susarken de yazıyordum. Her yerden pıtrak gibi, ayrık otu gibi biten din eksenli ve esasında dinden uzak şekillenmeler tarlamızda ekim-dikime imkân vermiyor.  Hayatımızı zehirli bir sarmaşık gibi saran din ticaretlerinin sultası altındayız.

Batı bizim yobazları sever

Batı, yüzyılların mücadelesiyle din üzerinden sahtekârlığı kenara attı. Bizde, din dediğinizde her türlü herzeyi “yutturabiliyorsunuz”. Din alınıp din satılıyor. Gücü yetenin “Din benim dediğimdir” tekeline kapılar ardına kadar açık. Kendilerini din koyucunun, Tanrı’nın yerine koyanlar cirit atıyor. Bunu görmez ve bu netlikte ortaya koymazsak aldatıcıların elinde oyuncak olmaya devam ederiz. İçerde bizi aldatırlarken, -şimdi olduğu gibi- başkaları da onları tepe tepe kullanır. Kendimiz olamayız ve kendimiz kalamayız.

İslam dünyasında, din üzerinden yürüyen sahtekârlar iş başındadır. Kof efelenmelere bakmayınız, yüzyıllardır komşuluk ettiğimiz ve devamlı çekiştiğimiz Batı, en rahat dönemini yaşıyor. Ortadoğu ülkelerine bakın, tek adam rejimleri, güya din devletleri, ağalıklar, emirlikler sıra sıra. Affedersiniz, yularları batılı sahiplerinin elinde. Bizde de din üzerinden siyaset, kamplaşma,  taassup seviyesinde yobazlık aldı yürüdü. Hayatımız değerlerden boşaldı. Ne yazık ki Türkiye, Ortadoğululaşarak kolay kullanılır ülkeler arasına girme yolunda. Din eksenli sahteliklerin ve uygulamaların bizi getirdiği yer burasıdır.

Çürümüşlük derin

Dikkat edin, her türlü istismar, devletin tepesindekilerin adlarıyla konuşuluyor. “Her zaman böyleydi” denemez. Hayır, böylesi görülmedi. Yakın devirlerde din hiç bu kadar hoyratça kullanılmamıştı. Artık, din adıyla kendi kurgularını ve oyunlarını sunuyorlar. Biz de kanmaya devam ediyoruz. “Alnı secdeye varıyor” diyerek, din-cami-namaz üzerinden hırsızlık, yolsuzluk, uğursuzluk kanıksanır hale geldi. Âkif’in dediği gibi dini maskaraya çevirdiler. Din bu mudur?  Değilse bilenler konuşsun! Bu memleketin bu sahteliği gören ilahiyatçıları susmasın!

İletişim çağında yapılanlar uzun süre gizli kalamaz. Din diye diye, aldatıla aldatıla baştan aşağı suçlular, ayıplılar ülkesi haline geldik. Bunu göreceğiz. Dönemezsek, Ortadoğu batağında İsrail dışındaki Müslüman denizi, gerinin gerisinde ve kendisiyle kavgalı halde, kan dökmeye ve oyuncak olmaya devam eder. Türkiye’de, son yıllarda azan ayrıştırma ve kavga dilinin din üzerinden konuşanlardan gelmesini bir de bu dikkatle değerlendirmek lazım.

Merdiven altı din

Cemaat, tarikat etiketiyle binlerce merkez var. Hemen hepsi merdiven altı. Yani, kayıt dışı, yani hukuksuz. Hiçbir resmî bağlantı ve kontrole tabi değiller ve böyle devam etmek istiyorlar. Olacak iş mi? 1925’teki “Tekkelerin kapatılması” diye bilinen kanunu “iptal edeceğiz” deseniz, ilk önce onlar karşı çıkarlar. Bu sorumsuz, bu kontrolsüz güç, bu kadar hayatımızı sardı. Devlet onları yöneteceği yerde, onlar devleti yönetmeye kalkıyorlar. Halbuki, kamu gücü, hiçbir hizbin arka bahçesi olamaz. Hiç kimse, hiçbir grup kanunlar karşısında sonsuz serbestiye sahip değildir.

Üzerinde durulmayan bir husustur, hatırlatmak isterim: Bu gruplar Osmanlı’yı sevmezler, Osmanlı da onları sevmezdi.  Çünkü Osmanlı devlet hayatına bağnazlığın, bu düzen tanımaz ahlâksızlığın hâkim olması düşünülemezdi. Saray, okumuşlar, yüksek bürokrasi, sorumlu güçler dünyanın gidişini okumaya mecburdu. Unutmayın, bu yobazlıklar, her zaman din ve şeriat diyerek halkı tahrik ettiler, ortalığı karıştırdılar, darbe ve ihtilallerin önünü açtılar.

Bugün sosyal direncimiz din üzerinden düşürülüyor. Yaşayışımızı, hatta bazı devlet organlarını Fetö ve Fetö’den şikâyet eden malum siyaset ve henüz lanetlenmemiş merdiven altı dinin akla hayale gelmez simsarlıkları idare ediyor. İzler gerçekten bu cümledeki kadar karışmıştır. Siyasetimizi, kültür ve sanatımızı, bütünüyle hayatımızı bağlıyor ve her şeyi bozuyor. Dinden görünme, gösterişçi dindarlık denen sahtekârlığın elleri boğazımızdadır. Tehlikenin büyüklüğü gün gibi ortada. Onun için, belki haftalarca bu konudan ayrılamayacağım.

Yazar

A. Yağmur Tunalı

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.