Yükleniyor...
Bilindiği gibi Dadaş deyince, bar deyince, çay deyince hemen Erzurum akla gelir. Erzurum âşıkların harman olduğu, türkülerinin ok olup savrulduğu illerimizdendir. Oyunlarıyla, zengin halk müziği repertuvarı ile müziğimizin özelliklerini ve güzelliklerini bünyesinde yaşatan yörelerimizdendir. Tatyan-ı, dîvanı, Sümmanî Ağzı, müstezadı, gazeli, hoyratı, mayası, kırık ve uzun havaları ile halk müziği repertuvarımıza zengin ezgiler kazandıran illerimizin de başında gelir Erzurum. Ozanlık geleneğinin yoğun olarak yaşandığı, geleneğin eksiksiz uygulandığı illerimiz arasında da ilk sırada yer alır. Bu özellik yöre türkülerinin sözlerini de etkilemiş, mâni karakterli türkü sözlerinin yanında edebî estetik bakımından güçlü türkü sözlerinin de ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Çok ünlü bir Erzurum türküsü vardır bilirsiniz. Kadem bastı gönül tahtı ma sultanım sefa geldin. Yörede ilahi ya da tatyan olarak değerlendirilen bu türkümüzün söz yanlışlıklarını değerlendirecek doğru okunması konusunda tespitlerimizi aktaracağız. Türkümüzün sözleri Erzurum ilinin Pasinler ilçesinin Alvar köyünden Alvarlı Efe Hazretlerinin babası Hace Hüseyin’e ait. Hace (Hoca) Hüseyin Efendi Hasan kale’de dünyaya gelir. Babası Hace Muhammed Efendi, annesi Fatıma Hanım’dır. Yörede “Nur Efe” “Nur Dede” lakaplarıyla da tanınır. Şiirlerinde “Gedai mahlasını kullandığı için “Hüseyin Gedai” olarak da bilinir. Beş yaşında babasını kaybeden Hoca Hüseyin Efendi’yi annesi Fatıma Hanım büyütür. İlk tahsilini bitirdikten sonra yüksek tahsilini Erzurum’da tamamlar. İşte bahsettiğimiz ünlü ezginin sözleri Alvarlı Hoca Hüseyin’e, diğer bir adıyla Hüseyin Gedai’ye aittir. Sözler: Aruz vezninin: mefailün mefailün mefailin mefailin kalıbına göre yazılmış bir semaidir. Beş beyittir. Şimdi türkümüzün sözlerine bakalım.
Kadem bastın gönül tahtı / ma sultanım safa geldin
Dil-i pür-renc i tab-ı der / de dermanım safa geldin
Gel ey dilberlerin şahı / Melahat burcunun mahı
Geda’nın halini gâhî / sorup şahım safa geldin.
Gel ey sultan-ı âli-şan / ki sensin Hüsrev-i devran
Sana hep bende-i ferman / buyur şahım safa geldin
Kapundur matla-i a’la/ tapundur maksad-ı aksa
Senindir rütbe-i’ulya / benim şahım safa geldin
Gedai geldi ol cane can / olsun yolunda kurban
Seadet tahtına sultan / buyur şahım safa geldin
Sözleri hep iki beyit olarak okunuyor. TRT repertuvarına geçen sözler de iki beyit. Şimdi ezginin TRT repertuvarındaki sözlerine geçmeden önce repertuvar kayıtlarındaki detay bilgilerine bakalım.
1.Türkü : Kadem bastı gönül tahdı a sultanım sefa geldin
Yöresi :Erzurum
Kaynak Kişi : Raci Alkır
Derleyen : Nida Tüfekçi
Derleme Tarihi : –
Notaya Alan : Nida Tüfekçi
Repertuvar No :1922
İnceleme Tarihi :08 /11 / 1978
Türkümüz Erzurum’dan derlenmiş. Türkü notasının başında “dîvan” ibaresi var. Şimdi türkünün TRT’deki sözlerine bakalım. İlk beyit:
Kadem bastı gönül tahdi a sultanım sefa geldin
Dili pürren gitabu der de dermanım sefa geldin
İkinci beyit ise:
Gel ey dilberlerin şahi melahat burcunun mahi
Geda’nın halini gâhi sorup şahım sefa geldin
şeklindedir. Ezginin ikinci beytinde söz yanlışlığı yok. Yanlış okunan sözler birinci beyitte. Şimdi birinci beyitin söz analizini birlikte yapalım. İlk dize nasıldı: Kadem bastı gönül tahtı a sultanım safa geldin şeklinde idi. Dizedeki kadem ayak anlamında. Böyle olunca dize: Ayakbastı gönül tahtı a sultanım sefa geldin şeklinde olur. Ki bu da istenilen anlamı ifade etmemektedir. Cümle askıdadır. Doğrusu ise: Kadem bastın gönül tahtı ma sultanım safa geldin şeklinde olmalıdır. O zaman dize: Ayakbastın gönül tahtıma sultanım sefa geldin şeklinde bir anlam ifade eder. Dizedeki ma hecesi kaldırılınca fevkalade anlam bütünlüğü bozulmaktadır.
Şimdi de beyitin ikinci dizesine bakalım. İkinci dizenin repertuvardaki sözleri: Dili pürren gitabu der de dermanım sefa geldin şeklindedir. Analiz ettiğimizde cümleye maalesef belirli bir anlam yükleyemiyoruz. Dil-i pür-renc i tab-ı der de dermanım safa geldin dizesindeki Dil-i pür-renc i tab-ı der / Dili pürren gitabu der şekline dönüşmüş. Ki bir anlam ifade etmemektedir. Doğrusu: Dil-i pür-renc i tab-ı der de dermanım safa geldin şeklinde olmalıdır. Dize de: Gönlüme dolsan da eziyet ve sıkıntı versen de bu rağmen derdimin dermanısın onun için sefa geldin şeklinde açıklanabilir. Bu açıklamadan sonra türkünün doğru sözleri:
Kadem bastın gönül tahtı / ma sultanım safa geldin
Dil-i pür-renc ü tab-ı der / de dermanım safa geldin
şeklinde okunması gerekmektedir. Dileriz bundan sonra türküyü okuyan sanatçılarımız bizim tespitlerimiz doğrultusunda okur, türkü sözlerine demek istediği anlamı yükleyerek yollarına devam ederler diyor başka bir türkünün söz yanlışlığını sizlerle paylaşmak istiyorum.
II.Türkü : Ben feleği gördüm taştan inerken
Yöresi : Bayburt
Kaynak Kişi :Remzi Çavıldak
Derleyen : Ahmet Yamacı
Derleme Tarihi :
Repertuvar sıra no: 1388
Türkünün söz yanlışlığına geçmeden öce felek kavramı üzerinde durmak isterim. Felek Arapça kökenli bir sözcüktür. Falak sözcüğünden türemiştir. İzafi bir kavramdır. Türkçemiz de çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır.
Bir de çarkı felek vardır. Güzel – büyük – kırmızı ve parlak çiçekleri olan otsu ve tırmanıcı bir bitkidir. Duvar kenarlarına ve kameriye çevresine ekilir. Kısaca fırıldak çiçeğinin adıdır. Mendilim benek benek / Ortası çarkı felek dizesiyle başlayan türküde çarkı felek anlatmak istediğimiz çiçeğin ta kendisidir. Bu açıklamalardan sonra şimdi de türküdeki söz yanlışlığına bakalım. Nasıl başlıyordu türkümüz.
Ben feleği gördüm taştan inerken
Kırıldı kanadım celvan ederken – Pervan dönerken
Daha önce feleğin izafi bir kavram olduğunu söylemiş, felek sözcüğünün de açıklamasını yapmıştık. Yaptığımız açıklamalara göre felek nasıl taştan iner ki… Taştan inmesi için eli ayağı olması gerek. Olmadığına göre felek taştan inmez. Ancak arştan iner. O halde türkünün doğru sözünün Ben feleği gördüm taştan inerken değil “arştan” inerken şeklinde okunması gerekir. Türkünün ikinci dizesi de yanlış okunmaktadır. Kayıtlarda ikinci dize: Kırıldı kanadım celvan ederken / pervan dönerken şeklindedir. İkinci dizede “celvan” olarak kayıtlara geçen sözcük “celvan” değil “cevlan” ederkendir. O da gezinmek, tur atmak, dolaşmak anlamındadır. İkinci dizedeki pervan sözcüğünün anlamı ise: Geceleri ışık çevresinde dönen küçük kelebektir. Dizenin ifade ettiği anlam ise: Kelebek gibi gezinirken dolanırken kanadım kırıldı anlamındadır. Bu açıklamadan sonra türkünün doğru sözlerinin nasıl okunacağına birlikte bakalım:
Ben feleği gördüm arştan inerken
Kırıldı kanadım cevlan ederken / Pervan dönerken şeklinde
olması gerekir. İnşallah türkü severler bundan sonra adı geçen türkülerimizi düzelttiğimiz şekliyle okurlar bizim de attığımız taş yerini bulur.
III. Türkü : Çökertmeden çıktım Halil’im
Yöresi : Muğla – Bodrum
Kaynak kişi : Rüştü Gür
Derleyen : M. Sarısözen
TRT Repertuvar sıra no : 2607
Efendim sözleri çok yanlış okunan türkülerden birisi de Çökertme’dir. Türkünün ilk dizeleri şöyle:
Çökertme’den çıktım Halil’im aman başım selamet
Bitez de Yalısı’nı varmadan Halil’im aman koptu kıyamet
Arkadaşım İbrahim Çavuş Allah’ıma emanet
Bağlantı bölümün sözleri ise:
Burası da Aspat değil Halil’im aman Bitez Yalısı
Ciğerime ateş saldı telli kurşun yarası
Yanlış okunan sözler bağlantı bölümündedir. Bağlantı bölümündeki Bodrum’ daki Aspat ve Bitez mevkilerini bilmeyen okuyucular Aspat’a – asvalt– Bitez’e- vites diyerek komik bir duruma düşmektedirler. İnşallah bu düzeltemeden sonra sözcüklerin doğrusunu telaffuz ederek komik duruma düşmekten kurtulurlar. Ayrıca Merhum Onur Akdoğu Ünlü Nihavend Longa Çanakkale Türküsü Kimindir. Kevser Hanım adlı eserinde: Çökertme türküsünün sözlerinin: Çanakkale marşındaki Edirne’den çıktım başım selamet / Harbe dâhil olmadan koptu kıyamet dizelerinden alınarak Çökertmeden çıktım başım selamet / Bitez de Yalısı’na varmadan Halil’im aman koptu kıyamet şekline dönüştüğü konusuna da dikkat çekmiştir.
IV- Türkü : : On dört bin yıl gezdim pervanelikte
Yöresi : Erzincan
Kaynak kişi : Ali Ekber Çiçek
Derleyen : Ali Ekber Çiçek
TRT Repertuvar Sıra No : 3193
Âşık Sıdkî Baba 1863 yılında Tarsus’un yenice beldesinde doğmuştur. Asıl adı Zeynel Abidin’dir. Çok küçük yaşta Pervane mahlasıyla şiirler yazmaya başlar. 12 yaşında Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesine giderek Şeyh Feyzullah Efendi’nin dergâhına müdahil olur. 1879 yılında Feyzullah Efendi vefat eder. Yerine oğlu Cemalettin Çelebi geçer. Âşık Pervane 14 yaşına geldiğinde dergâhtaki başarısından ötürü Cemalettin Efendi pervane mahlasıyla şiirler yazıp söyleyen müridine dîvanda Sıdkî adını vererek mükâfatlandırır. Dîvanda Sıdkî adını–yani mahlasını alan Pervane Ali Ekber Çiçek’in Haydar Haydar nakaratıyla okuduğu türküsünü o anda irticalen dokuz dörtlük olarak söyler. 14 Yaşına kadar pervane adıyla tapşıran âşık, bundan sonra Sıdkî mahlasıyla tapşıracağını ifade eder. Ali Ekber Çiçek’in On dört bin yıl gezdim pervanelikte diye okuduğu dörtlük Sıdkî Baba’nın dîvanda irticalen söylediği deyişin sekizinci dörtlüğüdür.
Ali Ekber’in okuduğu On dört bin yıl gezdim pervanelikte / Sıdkî ismin buldum divanelikte. Dizelerinin aslı: Tespitlerimize göre: On dört yıl dolandım pervanelikte / Sundular aşk meyin mestanelikte’dir. Sıdkî Baba bu dizeleriyle on dört yaşına kadar pervane adıyla tapşırdım. Şiirler yazdım –söyledim. 14 yaşında dîvanda şeyhim bana Sıdkî adını verdi. Bundan sonra Sıdkî mahlasıyla tapşıracağım demektedir. Bilindiği gibi mahlas âşıkların şiirlerinde kullandığı addır. Bir nevi lakabıdır.
Bu açıklamalardan sonra Haydar Haydar türküsündeki söz yanlışlıklarına bakalım. Şiirin aslında, Haydar Haydar nakaratı yoktur. Türkünün birinci dörtlüğünü Ali Ekber Çiçek Usta:
On dört bin yıl gezdim pervanelikte
Sıdkî ismin duydum divanelikte
İçtim şerbetini mestanelikte
Kırkların ceminde dara düş oldum
Şeklinde okumaktadır: Bizim kaynaklardan tespitlerimize göre dörtlüğün aslı şöyledir:
On dört yıl dolandım Pervane’likte
Sıdkî ismin buldum divanelikte
Sundular aşk meyin mestanelikte
Kırkların ceminde dara düş oldum
şeklindedir. Ali Ekber Çiçek Usta ikinci dörtlüğü de aşağıdaki gibi okumaktadır.
Güruh-i Naci’ye özümü kattım
Âdem sıfatında çok geldim gittim
Bülbül oldum firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için zara düş oldum
Bizim tespitimize göre o dörtlük de kaynaklara aşağıdaki gibi geçmiş:
Ben Âdem’den evvel çok geldim gittim
Yağmur olup yağdım ot olup bittim
Bülbül olup Firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için hara düş oldum
şeklindedir. Bu açıklamalardan sonra Sıdkî Baba Dîvanından tespit ettiğimiz bu türkünün sözleri kayıtlara dokuz dörtlük olarak geçmiştir. Sözler oldukça ağdalı ve ağırdır. Sözlük olmadan işin içinden zor çıkılır. Ali Ekber Çiçek Usta kaynaklara dokuz dörtlük olarak geçen sözlerin sadece iki dörtlüğünü okumuştur. O da aslına uygun değildir. Türkü sözlerinin aslına uygun olarak okunması için TRT maharetiyle kurulacak bir komisyon tarafından incelenmesi ve yanlış kayıtlara geçen dizelerin muhakkak düzeltilmesi gerekir. Özellikle halk ozanlarına ait türkü sözlerinin tapşırmalı olan dörtlüklerinin de muhakkak kayıtlara geçmesi şarttır. Zira ozan son dörtlükte mahlasını kullanarak sözlerin kendisine ait olduğunu söyler. Bu ozanlık geleneğinin değişmez bir kuralıdır. Kural ozanlara ait türkü sözlerinde muhakkak uygulanmalı. Hak sahibine hak teslim edilmelidir. Bu sağlanırsa dinleyici sözlerin kime ait olduğunu öğrenecek. Hem de sözlerin sahibi olan ozan da bir vesile yâd edilecektir. Karacaoğlan’ın TRT repertuvarında çok ünlü bir türküsü vardır. Sözler de müthiştir. Bülbül havalanmış yüksekten uçar. Repertuvar kayıtlarına türkünün sözleri aşağıdaki gibi üç dörtlük olarak geçmiştir.
Bülbül havalanmış yüksekten uçar
Has bahçe içinde gülüm var deyi
Seni seven aşık serinden geçer
Güzeller içinde yarim var deyi
Ben seni severim sen de sev beni
Mevlam bir kararda koymaz insanı
Bir gün olur sen de ararsın beni
Şurda bir divane yarim var deyi
Beni seni severim can ile candan
İnsan kemlik görmez sevdiği yardan
Canım esirgemem billahi senden
Götür sat pazara kölem var deyi
Yukarıda görüldüğü gibi üç dörtlük olarak kayıtlara geçen sözlerde tapşırmalı dörtlük yoktur. Dolayısıyla sözlerin Karacoğ’lan’a ait olduğu da belli değildir. Bu ustaya saygısızlıktır. Haksızlıktır. Bu haksızlığın ortadan kaldırılması için tapşırmalı olan son dörtlük muhakkak okunmalı ve kayıtlara geçmelidir: Kayıtlara geçmeyen tapşırmalı dörtlük aşağıdaki gibidir.
Karacoğlan söyler kaşı karadan
Hicap perdesini kaldır aradan
Seni beni bir Mevla`dır Yaradan
Büyüklenme hey kız güzelim deyi
Eğer repertuvardaki sözlere yukarıda kayda geçtiğimiz tapşırmalı dörtlük dâhil edilse idi haksızlık ortadan kalkacak, hem de sözlerin Karacoğlan’a ait olduğu bilinecekti. Kısaca ozanlara ait türkü sözlerindeki dörtlüklere şah beyit – yani tapşırmalı dörtlük muhakkak eklenmeli, hakkı hak sahibine teslim etmelidir. Eğer bu düşünce uygulamaya konulmaz ise: Her zaman ustaların kemikleri sızlayacak Kadersiz Türkülere bir yenisi daha eklenecektir. …
2 Yorum