KADİM KÜLTÜRE VE ASİL ŞAHSİYETE DÖNÜŞ – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Milli Düşünce Merkezi’nden 10 Kasım Mesajı   • Panele Davet (İstanbul MDM Şubesi)

KADİM KÜLTÜRE VE ASİL ŞAHSİYETE DÖNÜŞ

      Açık, anlaşılır, sade bir Türkçe ile söylediği hikmetleriyle Türk milletinin kitleler halinde Müslümanlaşmasına vesile olan Pir-i Türkistan, ulu Tük Ahmed Yesevi’nin başından geçen bir hikâye, günümüzde özellikle İslamcılık iddiası taşıyan ya da öyle bir görüntü pompalayan devlet yöneticileri için oldukça uyarıcı ve öğretici unsurlara sahip. Hikâye şöyle: “Herat Sultanı bir gün gurur […]

7 Kasım 2013
Nurullah Çetin

 

 

 

Açık, anlaşılır, sade bir Türkçe ile söylediği hikmetleriyle Türk milletinin kitleler halinde Müslümanlaşmasına vesile olan Pir-i Türkistan, ulu Tük Ahmed Yesevi’nin başından geçen bir hikâye, günümüzde özellikle İslamcılık iddiası taşıyan ya da öyle bir görüntü pompalayan devlet yöneticileri için oldukça uyarıcı ve öğretici unsurlara sahip. Hikâye şöyle:
“Herat Sultanı bir gün gurur ve haşmetle giderken yolda Hazret-i Ahmed Yesevî ile karşılaştı. Üzerinde tören elbisesi bulunan sultan, Ahmed Yesevi’ye sordu: “Bu üstümdeki elbise ile namaz kılmak caiz midir, değil midir?” Hazret-i Ahmed Yesevî güldü. Padişah “niye gülüyorsun?” dedi. Ahmed Yesevî buyurdu: “Senin cehaletine gülüyorum. Senin karnın haram ile dolu iken ve mazlum Müslümanların vebali boynunda iken sen elbiseden bahsediyor, onunla namaz kılınıp kılınamayacağını soruyorsun.” Bu uyarı üzerine padişah ağladı ve atından atladı. Ahmed Yesevî hazretlerinin ayaklarına kapandı. Tutum ve davranışlarını değiştirerek ariflerden ve kâmillerden oldu.” (Hz. Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin Vasiyetnamesi, Kitabu’l-Fevaid, T.İ.Ö. İst. 1959, s.12)
 
Bu metin bize Türk-İslam devlet felsefesini çok açık ve çarpıcı bir şekilde özetliyor ve günümüzde var olan yönetici, yönetilen ilişkilerine ve devlet yönetme biçimine dair arızalar için çok sağlıklı bir çare barındırıyor.
 
Tesettür, elbette İslam’ın bir emridir. Buna uyup uymamak bireysel olarak Müslümanların iradesine, tercihine kalmış bir şeydir. Başörtüsünü takana da takmayana da karışılmaz. Ne devlet yasak koyabilir, ne kişi ve gruplar engelleyebilir. Bu vesileyle mecliste hanım milletvekillerinin hem demokratik bir insan hakkı, hem İslam’ın bir emri olarak tesettürlü bir halde çalışmalarının mümkün hale gelmesini kutluyorum. Bu, bütün siyasi partilerin ve bütün bir Türk milletinin mutabakatı sonucu olarak kabul edildi.
Ancak yukarıda verilen hikâyeden hareketle sorulması gereken sorularımız var:
Siyasete Harun gibi girip iktidar imkânlarını, siyasi gücü kullanarak usulsüz ihalelerle, rüşvetlerle, haksız kazançlarla Karun gibi zengin olanların yani Yesevî’nin deyişi ile karnı haram ile dolu iken ve İslam dünyasına savaş açan Haçlı NATO ordularının safında yer alarak mazlum Müslümanların vebali boynunda iken elbiseden, başörtüsünden, namazdan, İslam’dan bahsetmeleri büyük bir çelişki değil midir?
 
Sıradan bir vatandaş ama Türk milletinin gerçek ve cesur bir aydını olan Ahmed Yesevî, sultanı, devlet başkanını yüzüne karşı en sert bir şekilde eleştirdi. Ama padişah onu hapse atmak, cezalandırmak yerine eleştirilerini haklı buldu, ağlayarak Yesevî’nin ayaklarına kapandı, tutum ve davranışlarını değiştirip arif ve kâmil bir insan oldu. 
Türk milletinin iyi niyetinin bir eseri olarak verdiği yetkiye dayanarak iktidar gücüyle sarhoş olanlar, kendilerini eleştiren aydınları, gazetecileri kodese tıkmaya, işlerinden etmeye, bin türlü engeller çıkarmaya, hatta yok etmeye devam ederlerse ne ileri demokratlıkları inandırıcı olur, ne de İslamcılık iddiaları. 
 
Türk milleti büyük bir cihan devleti olduysa, Ahmed Yesevî gibi menfaat ve korkusuna esir olmamış hakiki alim, arif ve aydınları ve Herat Sultanı gibi ilme, eleştiriye, uyarıya hak veren hakkaniyetli devlet adamları sayesinde oldu.
 
Eğer Türk milleti yok olacaksa eleştiriye tahammülü olmayan diktatör ruhlu yöneticileri ve salt menfaat kaygısıyla idarecileri sadece öven ve alkışlayan karanlık aydınları, yalaka yandaş gazetecileri sayesinde batacaktır.
 
Türk milleti, ümerasının (idarecilerinin) ulemanın (alim ve aydınların) ayağına gitmesiyle yükseldi, ulemasının ümeranın ayağına gitmesiyle alçaldı. Yeniden yükseliş kadim kültüre, asil şahsiyete dönüşte.

 

 

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları