19.06.2026

Çocuk katili çocuklar: Çözüm önerileri

Öyle insanlar yetiştirmeliyiz ki; bütün bu olay/olguları değerlendirebilsin, iç ile dış akımları ve gelişmeleri takip ederek, millî varlığın devamına katkı sağlayabilsin ve ülkeye faydalı işleri yapabilsin.


Eğitimde öncelikli hedef, okulları güvenli birer eğitim ortamına dönüştürmek ve eğitimin kalitesini artırmaktır. Kesin bir yargıyla söylemek gerekirse çözümün anahtarı adalettir, adalet sağlanmadan eğitimin hiçbir sorunu çözülemez.

Ruhsal Hijyen; öncelikle sosyal hayata hazırlamak için eğitilen nesillere yalnızca olumlu örnekler sunulmalıdır. Çocukların, kötü örneklerle karşılaşması kesinlikle engellenmelidir.

1990’larda bir il emniyet müdürü yoğun çalışmalarla “Bıçağı bırak, kalemi al!” kampanyasını gerçekleştirdi. Sonuç hakkında istenen bilgiler verilmedi. Lakin “bıçakla işlenen suçlar çok artmıştır.” bilgisi sözlü olarak verildi. Kampanyadaki en büyük yanlış; uzak durulması gereken suç aleti -bıçak- ifadesinin kullanılması, yani çağrışım yoluyla bıçağın hatırlatılmasıydı.

Sevgi, şefkat, yardım, adalet ve merhametin işlendiği olumlu örnekleri içeren kitaplar, filmler, videolar, hikâyeler, masalar ve müzikallerin hazırlanarak derslerde ve dijital platformlarda sunulması gerekir.

“Gazali; ilk yetişme çağında çocuğu, överek veya kötüleyerek iyiliklere teşvik, kötülüklerden menetmek mümkün olmadığından nasihatler yerine, başlangıçta kötü örneklerden koruma yoluyla terbiyeyi önermektedir. Çocuğun iyi ahlâkla ilgili güzel bir hareketi görüldüğünde takdir etmeli ve onu sevindirecek biçimde ödüllendirilmelidir. Sürekli eleştiriden kaçınmalıdır. Çünkü böyle bir tutum, çocuğu söz dinlememeye/aksiliğe ve kötülükleri yapmaya iter, kınamaları dinlemez, hafife alır.” diyor. (Yavuzer, 1998, s.19-20)

Görevi çocukların yeteneklerini, gizil güçlerini uyarmak ve onları gelişim sürecinde desteklemek olan yetişkinler; çocukların sağlam bir karakter sahibi olarak yetişmelerini sağlamak için temel ihtiyaç olan ruhsal hijyeni sağlanmadır.

Yetişkinler, çocuğun yaptığı “yanlış” her harekete karşılık; çok söylenir, yargılayıcı ifadelerle suçu yüzüne vurursa, çocuk kötü adam olmayı kabullenir. Çocuk da yetişkinin hatalarını yüzüne söyler, şiddetle karşı çıkar, geçimsiz olur. Eleştirilen çocuğun girişimciliği yok olur.

Türk millî kültürü; ihtiyaç duyduğumuz sevgi, şefkat, yardım, adalet ve erdemi fazlasıyla içermektedir. Millî kültürümüz bu ihtiyacı karşılamaya kâfidir. Hatta, Yunus’un şiirleri tek başına Türkiye’yi manevi yönden şahlandıracak değerli eserlerdir.

Masallar; Türk masallarında genellikle “İyilik yapan iyilik bulur, kötülük yapan kötülük bulur.” fikri, ana tema olarak işlenmiştir. Dolayısıyla, “İyi insan” yetiştirmede masallarımızın eğitici değeri çok yüksektir.

Din; siyasî emellerden uzak kalınması şartıyla, İslam dininin rahmet, adalet, şefkat ve merhamet yönü yeterince işlenirse Türkiye kurt ile kuzunun kardeşçe yaşadığı ülke olur.

Kurallar; herkesin uyması şartıyla hoşgörü ve demokratik anlayış temelinde çocuklarla birlikte sınıf disiplin kuralları belirlenmeli ve eğitim ortamlarında uygulanmalıdır. Kurallar oluşturulurken her kuralın neden gerekli olduğu, “kurallara uymasak ne olur?” şeklinde sorularla çocukları düşündürerek, çocuk bakış açısı/mantığıyla kararlar alınmalıdır. Alınan kararlara uyulup uyulmadığının titizlikle kontrolü daha da önemlidir.

Oyun; kurallardan asla taviz vermeden/kurallara uyarak oynanan oyunlarda çocuklar kurallara uymayı öğrenir ve hayatları boyunca alışkanlık haline getirirler.

Program; kaliteli eğitim programları hazırlanıp, geliştirilmelidir. Programların iyileştirilebilmesi için öncelikle en yetkin program geliştirme uzmanlarının sorumluluğunda MEB’in program geliştirme modelinin adını koyması ve kamuoyuna açıklaması ve Türkiye şartlarına uygun eğitim-öğretim programlarını uygulamasıdır.

Farklı sebeplerden kaynaklanan ve oldukça karmaşık hâl alan problemleri çözebilmek amacıyla farklı alan uzmanlarının birlikte/bütüncül bir yaklaşımla meseleleri değerlendirmeleri sonucunda çözüm reçetesi hazırlanarak uygulanmadır.

Rehberlik servisleri; varoluş sebebine/misyonuna uygun olarak ve bilimsel yöntemlerle “Koruyucu Hekimlik” yaklaşımıyla işlevsel hale getirilmedir.

Kılık Kıyafet; öğrencilere rol model olan öğretmenlerin kılık-kıyafetleri düzeltilmedir.

Caydırıcı olmaktan uzak olan disiplin mekanizmaları işlevsel hale getirilme, daha beter olaylarla karşılaşmamak için vakit kaybetmeden uygulamaya geçilmelidir.

Özdeşleşme

Öğretmenler fedakârlıkta bulunarak kılık-kıyafet/ saç-sakallarını düzeltmedikçe yetişmekte olan nesilleri eğitebilmeleri mümkün değildir. Zira, özdeşleşmenin icapları dikkate almadan eğitim olmaz. Eğitim çalışanlarının kılık-kıyafetleri içler acısı bir hâl almıştır. Öğretmenler; giyim-kuşamı, hal-hareketi, konuşma ve sözleriyle öğrencilerine örnek olurlar. Mesuliyet şuuruyla hareket eden öğretmenleri rol model alan öğrenciler, öğretmeniyle özdeşleşirler. Ne yazık ki, rol model alınacak öğretmenlerin sayısı günden güne azalmaktadır.

Öğretmenin görevi bilgi aktarmakla sınırlı değildir. Öğretmen; hâl ve hareketiyle, söz, konuşma üslubu, tavır-duruşuyla, giyim-kuşamı ve her türlü davranışıyla öğrencilerine rol model olmakla sorumludur. Öğretmenler, bu hususlarda dikkatli davranmak mecburiyetindedir.

Çünkü, öğrenciler örnek aldıkları öğretmeniyle özdeşleşirler. Öğrenciler, öğretmenleri gibi giyinir, öğretmenini taklit eder; öğretmenin iyi veya kötü özelliklerini hayatları boyunca devam ettirirler. Örneğin, kaba söz eden öğretmenlerin öğrencileri küfürbaz olur…

Özdeşleşme olgusu, şahsi bir görüş değildir, sosyal bilimlerin ortaya koyduğu realitedir. Eğitim sosyolojisinde “eğitimin gizil işlevleri” arasında sayılan önemli bir gerçekliktir. Öğretmenlik azami fedakârlık gerektiren bir meslektir.

İslam’da kıyafetin önemi

Hz. Peygamberin Bizans İmparatoru Herakleitos’a yazdığı mektup, Dihye b. Halife tarafından Mayıs 628’de Herakleitos’a ulaştırmak üzere Bizans’ın Busra (Filistin) valisine götürülmüştür. İmparatorun o sırada Filistin’de bulunması sebebiyle Dihye’nin Herakleitos’la bizzat görüştüğü kaynaklarda belirtilmektedir.

Ayrıca, Cebrail’in Dihye suretine görünerek Hz. Peygamber’e vahiy getirdiği durumların olduğu ve ashaptan birçoğunun gelen kişiyi Dihye zannettiği, İslam kaynaklarının ittifakla yazmış olduğu bilgiler arasındadır. Enes b. Mâlik’in ifadesine göre Dihye ashabın en güzeli olup, iri cüsseli, beyaz tenli idi. Yani, Dihye’nin elçi olarak tercih edilmesinin sebebi kılık-kıyafeti en düzgün sahabe olmasıydı.

Rehberlik Yaklaşımının Yeniden Yapılandırılması

Günümüzde Okul Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servislerinin görevi daha çok üniversite/program tercihlerinde seçenekler sunmak, öğrencileri yönlendirmekle sınırlı kalmıyor mu?..

Okullarda, öğrencileri olumlu davranışlara/işlere yönlendiren rehberlik çalışmaları yapılıyor mu? Akla, bilime uygun çalışmalar yapılıyor mu? Olumsuz davranışların önlenmesi için neler yapılmalıdır?..

Okul Rehberlik Servisleri; “Koruyucu Hekimlik” gibi, sistemli çalışmalarla olumsuzlukları erkenden engellemeye (sorunların ortaya çıkmasına fırsat vermeden) yönelik bir yaklaşımla yeniden yapılandırılmalıdır.

Okullarda şiddete meyilli öğrencilere yönelik olası tedbirler, “testi kırılmadan”, erkenden alınmalıdır. Okulların kapısına güvenlik görevlilerini dikmekle güvenlik sağlanamaz. Dolayısıyla, okullarda güvenlik ve erken uyarı sistemleri kurulmalı, riskli davranışlara meyilli öğrenciler belirlenmeli, rehberlik ve psikolojik danışmanlık kadroları güçlendirilmelidir. Şiddete meyilli öğrenciler için özel destek ve takip mekanizmaları oluşturulmalı, öğretmenlere kriz yönetimi ve güvenlik konusunda kurumsal destek sağlanmalıdır. Şiddete karşı caydırıcı hukukî düzenlemeler yapılmalıdır.

Eğitimde paradigma değişikliği şarttır. Eğitim olmadan öğretim olmaz. Öğretimi önceleyip, eğitimi ihmal ederek bilgi aktarma gayretleri “su üstüne yazı yazmak”tır ve kıymeti yoktur. Dolayısıyla, okullarda eğitim ortamlarının tamamen sterilize edilerek her türlü olumsuzluktan arındırılması şarttır. Bu hedefe ulaşabilmek için; okulların bütün bölümlerinde karşılıklı sevgi, saygının gösterildiği, herkesin nezaket kurallarına uygun davrandığı, olumlu insan ilişkilerinin, erdemin hâkim olduğu birer ortama dönüştürülmesi için azami gayret göstermek şarttır.

Ailenin Önemi

Rus ve Batılı devletlerin gizli servislerinde “Türkiye masası” olduğu söylenir. Prof. Dr. İsmet Miroğlu, bir yazısında ABD “Dünya Milletleri Araştırma Enstitüsü”nün 1980’lerde düzenlediği bir raporda: “Hedef aldığımız bütün milletleri ahlaki yönden çökerttik. Türkiye sağlam aile yapısıyla direniyor. Türk aile yapısını bozmak için medya özellikle televizyon ele geçirilmelidir.” yazıldığını yazmıştı.

“1917 İhtilaliyle Rusya’da sosyalizm devreye girdi. Sosyalizmin umdeleri gereği aile kaldırılacaktı. Çünkü, Engels’in ailenin kökenine ait eserinde; aile, tamamıyla burjuva geleneğinin bir yansıması olarak kabul edildiği için ortadan kaldırılacaktı. Aile kaldırıldı, 1935-1936 yıllarında 15-16 yaşındaki çocuklar, Domiç Volga kenarlarında trenleri kesmeye başlar, çalma ve hırsızlık… Stalin, bunun ailenin yok edilmesinden kaynaklandığını kabullendi, 1938’de Anayasaya aile kavramını tekrar koydular.” (Türkdoğan,1994, s.138) Stalin, ailenin önemini ısrarla savunan Makarenko’nun görüşlerini dikkate almak mecburiyetinde kaldı.

Toplumsal değişme hızlı bir ivme kazanmıştır, kontrol edilmeyen değişim istendik yöne gitmez. Dün birkaç yönden, bilhassa kuzeyden esen rüzgârlar değerleri savurmakta epey tesirli olmuştu. Şimdi ise, Atlantik ötesinden etnik-mezhep çatışmalarını kışkırtan küresel fesatlar, yerli ve millî değerleri tahrip etmektedir. Boşanmaların hızla artışıyla aileler dağılmakta, parçalanmış ailelerin çocukları ve kırsaldan kentlere göçen vasıfsız yığınlar kentleri kalabalıklaştırmaktadır. Her şeyiyle insana yabancılaşan doğup büyüdüğü kent, problemler sarmalında insanı bunaltmaktadır.

Sonuç

Kötü niyet veya cehaletle aktarılan bilgilerle zihinleri bulanıklaştırılmış ve yabancı ideolojilerle beyinleri yıkanmış, dilinden, dininden, tarihinden, devletinden ve insanlıktan soğutulmuş gençlerin hangi sloganlara sarıldıkları, masum çocuklara kurşun yağdıran canilere dönüştükleri ibretle görülmüştür.

Eğitimde çağın durumu, dünyadaki gelişmeler, dış güçlerin tesirleri, yaşadığımız coğrafya, insanımız ve millî yapımız gibi önemli hususların dikkate alınması şarttır. Öyle insanlar yetiştirmeliyiz ki; bütün bu olay/olguları değerlendirebilsin, iç ile dış akımları ve gelişmeleri takip ederek, millî varlığın devamına katkı sağlayabilsin ve ülkeye faydalı işleri yapabilsin. Hedef, bu niteliklere sahip insanı yetiştirebilmek olmalıdır.

Türkdoğan, O, (1994). “Milli Eğitim Sisteminde Millî kimlik Arayışı”, Türkiye I. Eğitim Felsefesi Kongresi, Van.

Yavuzer, H. (1998) Çocuk Psikolojisi, Remzi Kitapevi İstanbul.

 

Yazar

Şerif Budak

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar