16.09.2021

Orta gelir tuzağında Türk ekonomisi

Yabancı sermaye Türkiye’den çekilince döviz kuru yükseldi ve yükselmeye devam edecektir. Türkiye’nin en büyük iki iktisadi sorunu ise işsizlik ve enflasyondur.


Türk ekonomisi ciddi bir kriz ile karşı karşıya, gayriresmî olarak devalüasyon yaşadığımız şu günlerde (devalüasyon sadece sabit kur rejiminde olur), dış borcumuz artmakta ancak devalüasyon olmasına karşın ihracatımızda belirgin bir artış yaşanmamaktadır. Türk ekonomisi bir çıkmaza girmektedir. Orta gelir tuzağı, gelişmekte olan ülkelerin uzun süre gelişme halindeki ülke kalarak, gelir seviyesini orta gelirli ülkelerden üst gelirli ülkeler seviyesine çıkaramamasıdır. Gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alan Türk ekonomisinin de yakalandığı tuzak budur. Ancak bugün gelinen noktada Türkiye, orta-üst gelirli ülkeler kategorisinden bir alt kategoriye düşmek üzeredir.

Türkiye bu noktaya nasıl geldi?

2001 finans krizinden sonra Türk ekonomisi orta vadede Kemal Derviş’in “sürdürülebilir borçlanma” hedefini takip etti. Türkiye, tükettiğinden daha az ürettiği için borca ihtiyaç duyuyor ve enflasyon ortaya çıkıyordu. Enflasyonu düşürmek için yurtdışından sermayeyi çağırıyor ve enflasyonu böyle frenliyordu. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi ve Amerika ile 1950’den bu yana en sert ilişkilerin yaşanması, yabancı sermayeyi Türkiye’den çekti. Yabancı sermaye Türkiye’den çekilince döviz kuru yükseldi ve yükselmeye devam edecektir. Türkiye’nin en büyük iki iktisadi sorunu ise işsizlik ve enflasyondur. Bu iki sorunun toplamı olan ‘‘hoşnutsuzluk endeksi’’ ise resmi rakamlara göre %30, gayriresmî rakamlara göre ise %40’ın üstündedir.

İşsizlik şu an için “idare edilebilir” düzeyde kalacaktır. Ancak enflasyonun ve döviz kurunun yükselmesi sürdürülebilir borçlanma imkânını da ortadan kaldırıyor. Türkiye yakın vadede ya yabancı sermayeyi çağırarak faizleri yükseltmelidir ya da ithalatı azaltıp ihracatı arttırmalıdır. Türkiye bunu 3-4 sene kadar önce akıllı telefonlarda denedi. Kredi kartı ile alışverişi kaldırdı ve 45 günde 2,5 milyar dolar ülkenin kasasında kaldı. Ama 45 gün sonra yasağın etrafından dolanarak, kılıf satılıp telefon hediye edilerek veya faturaya ek şekilde telefon satışları başladı ve bu tasarruf planı suya düştü. Türkiye, Yunanistan gibi olmak istemiyorsa, ithalatı kısıp yerli üretimini arttırmalıdır.

Sürekli büyüme gerçekleşmediği için Türk Lirası değer kaybediyor. Ülkedeki paranın döndüğü inşaat sektöründe süreklilik olmaz; Binayı yaparsın, satarsın. Onun faydası orada biter. Hirschman’ın “dengesiz kalkınma modelini” benimseyen Türkiye için inşaat vazgeçilmez bir önder sektör konumunda bulunuyor. [1]

Türkiye orta gelir tuzağından kurtulabilir mi?

Türkiye’nin istihdam oranı AB ülkelerine kıyaslandığında çok düşük. İşsizlik %13-14 seviyelerinde, genç işsizlik oranı ise %27. 18-25 yaş arası her dört gençten birinin işsiz olduğu düşünülürse, Türk ekonomisi, orta gelir tuzağından çıkacak yapısal reformları gerçekleştirmediği takdirde daha da kötüye gidecektir. İşsizliğin yakın zamanda azalması ise bir hayal. Enflasyon daha da yükselecek. Dış ticaret açığımız, cumhuriyet tarihimizdeki en yüksek seviyeye ulaştı. İhracat da ithalata bağlı şekilde artıyor ama bu sözde bir artıştan öteye gidemiyor. Çünkü dış ticaret açığımız gittikçe büyümekte ve alınan dış borçlar ile de kapatılacak gibi değil. Sorunlarımız Türk ekonomisinin yapısıyla alakalı. Bu yüzden de takıldığı orta gelir tuzağından çıkarmanın yolu reformlar yapılmasıdır. Reformlar konusunda birçok iktisatçının uzlaştığı noktalardan birkaçı şunlardır:  Dolaysız (doğrudan) vergilerle kamu harcamalarının finanse edilmesi (vergilerin çoğu dolaylı olarak alınıyor), vergide adaletin sağlanarak alt gelir gruplarının korunması, yukarıda bahsettiğim gibi carî açık arasındaki farkın kapatılması ve ihracatın ithalata bağımlı halden kurtarılmasıdır.

Türkiye’nin enflasyon canavarı ile mücadelesi

Enflasyonu genel olarak tanımlarsak fiyatlar genel seviyesinin sürekli olarak yükselmesidir.[2] Enflasyon, talep enflasyonu ve maliyet enflasyonu olarak ikiye ayrılır. Talep enflasyonu, ekonomideki toplam talebin toplam arzdan yüksek olması sonucu fiyatın yükselmesidir. Çözümü, talebi düşürmek ya da sübvansiyonlarla* arzı yani üreticiyi destekleyerek üretimi arttırmaktır. Maliyet enflasyonu ise üretim maliyetlerinin artması sonucu arzın düşmesiyle fiyatların yükselmesidir. Türk Lirası’nın 24 Haziran 2018 seçimlerinden bu yana yüksek oranda değer kaybetmesi sonucu ülkede ithal edilen malların maliyetleri yükseldi yani maliyet enflasyonu yaşandı.

Türkiye’de hem talep enflasyonu hem de maliyet enflasyonu yaşanıyor. Toplam talebi kısmak yerine, mallarda vergi indirimi uygulayarak tüketicinin daha çok mal talep etmesi sağlanıyor. Ayrıca bu yüksek enflasyon döneminde, verginin tarhı ve tahsili arasında geçecek süre içerisinde devlet de -Olivera-Tanzi etkisiyle**– vergi kazancında büyük bir eksiklik yaşayacak. Enflasyonu düşürmek bir yana, toplam talep arttırılarak enflasyon yükseltiliyor. Esnafın yanında durmak ve piyasayı canlandırmak için bu şekilde bir program uygulanıyor.

Türkiye ekonomisi büyüyor ama aslında “büyüyormuş” gibi gösteriliyor. Büyük şehirlerde yaşayanlar dediğimi çok daha rahat anlayacaklardır; Koca şehirlerde inşaat sektörü dışında, büyüyen, gelişen, yeni iş olanakları açan tek bir sektör bile yok. Bugün, 20 sene önce hayatımızda yer almayan yeni meslekler ortaya çıktı: grafik tasarımcı gibi… 20 sene sonra da bugün adını duymadığımız yeni meslekler ortaya çıkacaktır. Türk ekonomisi elindeki genç nüfusu nitelikli şekilde kullanmalıdır.

Alınan borçları döndürmek de bir ülkenin ekonomisini etkileyen etkenlerdir biridir. Örneğin Japonya, GSMH’sinin %120 oranında borçludur ancak bu borcu ödeyecek şekilde üretim yaptığı için ülke ekonomisi “süreklilik” arz eden şekilde büyümektedir. Türkiye’nin uzun yıllardır “orta gelir tuzağında” sıkışıp kalmasının nedeni de budur. Türkiye’nin kişi başına düşen millî geliri, yıllık 9-10 bin $ seviyelerinde seyretmekte ve üst orta gelirli ülkeler grubunda yer almakta iken, yüksek gelirli ekonomiler seviyesine çıkamamaktadır. 2020 yılında ise 8.100 $ seviyesine düşmesi bekleniyor.

Türkiye’nin uluslararası kredi derecelendirme kurumları tarafından sürekli puanı kırılmakta ve küresel sermayenin ülkeye yatırım yapması engellenmektedir. Bu Türk Lirası’nın değer kaybetmeye devam edeceği anlamına geliyor. Türkiye’ye yatırım yapılarak istihdam oranı arttırılmalıdır. Türk ekonomisi, kendi iç dinamiklerine dönerek, 80 öncesinde olduğu gibi en azından tarım ve hayvancılık konusunda kendi kendine yeten ülkeler arasına girmek yerine, inşaat gibi sürekliliği bulunmayan sektörlere maddi gücünü harcayarak kendi fişini çekmemeli, orta gelir tuzağından kendini kurtararak gelişmiş ülkelerin arasına katılmalıdır.

*Devletin üreticiyi ya da tüketiciyi desteklemek amacıyla yaptığı karşılıksız mali yardımlardır.

**Enflasyonist dönemlerde verginin tarhı ve tahsili arasındaki sürenin uzaması sonucunda verginin reel değerinin düşmesine Olivera-Tanzi etkisi denir.

[1]  Solmaz, E. (2008). İktisadi Kalkınma Kuramlarının Yoksulluk Konusuna Yaklaşımlarına Eleştirel Bir Bakış. Mevzuat Dergisi(132). https://www.mevzuatdergisi.com/2008/12a/01.htm adresinden alındı.

[2] Enflasyon Nedir ?. QNB Finansinvest: https://www.qnbfi.com/forex/forex-terimler-sozlugu/enflasyon-nedir adresinden alındı.

Yazar

Ender Can

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.