Suriyeli sığınmacılar meselesi – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______15.05.2019_______

Suriyeli sığınmacılar meselesi

Cemalettin Taşkıran

Suriye sınırımızda göçmenler
Suriye sınırımızda göçmenler

Bizler 100 yıl önceki devletin çocuklarıyız

Biz Türkler, Osmanlı devletinin son dönemlerinde çıkan “yangında” topraklarımızın çoğunu kaybettik. Ama Anadolu’daki “evimizi” kurtardık. Anadolu’da yaşayanlarla birlikte kaybettiğimiz, yangına maruz topraklarda, kendilerini oralardaki yabancı kültüre ait hissetmeyenler de kaybedilen topraklardan Anadolu’ya geldiler. Balkanlardan, Kafkaslardan, Orta Asya’dan, Orta Doğu’dan gelenler oldu. Hep birlikte, bir ve kaynaşmış olarak yaşadık, yaşıyoruz.
Bu topraklar sığınmacılara aşinadır. Onlara asla yabancı gibi bakmaz ve davranmaz. Anadolu insanı hepimizin, daha 100 sene öncesine kadar aynı devletin, hatta aynı büyük milletin çocukları olduğumuzu bilir. Evini kaybetmenin, evinden yurdundan kovulmanın ne olduğunu bilir.
Düşünün ki son 200 yılda, hem Osmanlı Devleti hem Türkiye Cumhuriyeti döneminde, uzak topraklardan Anadolu’ya göç hep olmuştur. Kırım Harbinde başlayan göçler Suriye’den gelenlere kadar, 1991 Yugoslavya olaylarında gelenler dahil aralıklarla devam etmiştir. Yapılan bir hesaplamaya göre son 200 yılda Anadolu’ya yapılan göç sayısı yaklaşık 6 milyonun üzerindedir.
 Baskıcı rejimlerden, ayırımcılıktan, savaştan, iç çatışmalar ve ön yargılardan kaçarak Türkiye’ye gelenler etnik kimlikleri ne olursa olsun ortak Türk-İslam kültürü ve kimliğine mensup olmuşlar ve bu milletin onurlu bir üyesi olarak ülkenin birlik-bütünlük ve bekası için gerektiğinde mücadele etmiş, şehit olmuşlardır.
2011 sonrası Suriye’den Türkiye’ye gelen sığınmacı ise yaklaşık 3,5 milyondur. Dikkat ediniz son 200 yılda 6 milyon, son 7 yılda 3,5 milyon.
Suriyeli mülteciler-Şanlıurfa
Suriyeli mülteciler-Şanlıurfa

Fakat bugün…

Bu çok önemli bir sosyolojik sorundur. Bunun altından kalkmak hiçbir ülke için kolay değildir. Meseleye sadece dini ve duygusal açıdan bakarak “bırakalım hepsi gelsin, nasıl olsa hepsi Müslüman” diyemezsiniz. Deseniz de yanlış olur.
Önce şu gerçekleri görmek gerekir:
2018 yılı başına kadar Türkiye’de doğan Suriyeli bebek sayısı 276 binden fazladır. Bu gidişle 10 yıl sonra dışarıdan hiç gelen olmasa da, ülkemizde Suriye’li sayısı 1 milyonun üzerinde artacak, 4,5 milyonu bulacaktır.
Mevcut Suriyeliler içinde 15-65 yaş arası nüfus 2 milyondan biraz fazladır. Bu dinamik nüfus demektir.
Bütün bunların, eğitim, barınma, iş meselelerini, hayat şartlarını, sağlık sorunlarını dikkate alırsanız ülkenin nasıl bir sorunla karşı karşıya kaldığını görebilirsiniz.  Sadece sağlıktan bir örnek verelim:
 2018 yılı başlarına kadar  1.327.000 Suriyeli Türkiye hastanelerine yatırılmış. Bunlardan 1.113.000’ine ameliyat gerçekleştirilmiş. Devlet sağlık işlemleri için Türk vatandaşlarından katkı payı alıyor. Suriyelilere bu işlemler ücretsiz sağlanmış.

Sığınmacı nüfus yerli nüfusu geçiyor

Türk toplumu başlarda gelenlere hiç sesini çıkarmadı. Destekledi. Ama Hatay, Antep, Kilis gibi yerlerin bazılarında sığınmacı nüfusun yerli nüfusu geçmesi ve halklar arasında güvenlik sorunlarının yaşanması,  halkın Suriyelilere bakışını değiştirdi. Bugün yapılan anketler halkımızın yaklaşık  % 70 inin Suriyelilerin ülke ekonomisini olumsuz etkilediği ve işsizliğe sebep olduğu kanaatinde.
Artık çok yerde Suriyeliler Türkiye için toplumsal, ekonomik, demografik bir sorun halinde görülüyor. Hatta bu mesele bir milli güvenlik sorunu haline gelmiş durumda diyenler az değil. Suriyelilerin bir kısmının ülkemizde terör, uyuşturucu, kaçakçılık ve çete olaylarına karıştığını hepimiz okuyor, görüyor ve yaşıyoruz. Türkiye’nin toplumsal yapısı yara alıyor.
İstanbul'da Suriyeli dilenciler
İstanbul’da Suriyeli dilenciler

Mülteciler Tük milli kültürüne adapte olmaya direniyor

Bunun da asıl sebebi son 7 yılda Anadolu’ya gelen Suriyelilerin etnik Arap kimlik ve aşiret kültürünü ısrarla ve güçlü şekilde korumaları ve Türk milli kültürüne adapte olmaya direnmeleridir. Bu durum, bizce, ilerde daha büyük çatışmaları ortaya çıkaracaktır.
Bu yazıdan amaç asla Suriyelileri aşağılamak değildir. Bizim inanç ve anlayışımızda insanın insana üstünlüğü olamaz. İnsanın üstünlüğü takvadadır. Ancak  Suriyeli sığınmacılar meselesini sadece insani boyut ve duygusal yaklaşımlarla değerlendiremeyiz. Mutlaka milli güvenlik boyutunu da düşünmek, ele almak zorundayız.
Son olarak şu 2 konuyu da belirtmeliyim:
  1. Şundan adım kadar eminim: Türkiye’deki herkesin, destek verenlerin de, eleştirenlerin de, kucağında birkaç günlük çocukları ile dilenen Suriyeli kadınları, çöplerden ekmek toplayan çocukları, aşiretlere, ağalara 3.,4. eş olarak satılan küçük kız çocukları, günün yarısını bir ekmek için düşük ücretle çalışarak geçiren zayıf bedenli genç erkek çocukları, terk edilmiş metruk binalarda cam yerine naylon çekilmiş pencerelerde, ışıksız, havasız, susuz yaşamaya çalışan Suriyeli aileleri gördükçe yüreği parçalanıyordur. Bundan eminim. Parçalanmıyorsa zaten onları konuşmaya bile değmez.
  2. Bu meselede ne Suriyelilerin ne eleştiren halkın ne de destekleyen halkın bir yanlışı yoktur. Meseleyi bu hale getiren yanlış politikadır.  Meseleye milli zaviyeden bakmayan, duygusal ve dini açıdan bir yaklaşımla bakamayacağı kadar insanı sığınmacı olarak kabul eden ve bunu siyasi bir malzeme olarak görme düşüncesinde olan zihniyettir.
Kanaatimce bu yanlış politikaların milletimize ve ülkemize maliyeti ağır olmaktadır ve olmaya devam edecektir.
İnşallah emperyalistlerin Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme planları bozulur, herkes yerinde mutlu ve huzurlu bir hayat yaşar.
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları