Suriyeli mülteciler – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

Suriyeliler vatanlarına dönmeli

Millî Düşünce Merkezi Suriyeli sığınmacılar için açıklama yaptı: Suriyeli sığınmacıların yurtlarına dönmesi gerekmektedir. Vatanlarında yaşama hakkı kimsenin elinden alınamaz. Bu insanlar için doğal bir haktır. Bu hak Esat düşmanlığı siyasetine kurban edilmemelidir.
_______24 Aralık 2018_______

Suriyeli mülteciler

Paylaş:
Suriyelilere vatandaşlık vermek son günlerin tartışma konusu.
Suriyelilere vatandaşlık vermek son günlerin tartışma konusu.

Oğuz ÖZKAYA

Sözü eğip bükmenin bir anlamı yoktur.  Türk Milliyetçilerinin birinci meselesi Türkiye’nin selametidir. Yanı başımızda cereyan eden sıcak operasyonların, komşu ülkelerimizde çatışma ve kargaşanın Türk Milletinin birliği, bütünlüğü Vatanımızın  parçalanmazlığına zeval vermeden atlatılması meselesidir.

Bunun için kafamızda kurguladığımız, ayakları yere basmayan bir takım politikaları ideolojilerimizle besleyerek, yeni bir hayal dünyası yaratmanın bugünkü gerçeklerle bağdaşır bir yanı yoktur.

Suriyelilere vatandaşlık vermek son günlerin tartışma konusu.

Kendisini İslamcı olarak tanımlayan Abdurrahman Dilipak, “İşi niye bu kadar abartıyorsunuz ki, zaten biz 100 yıl önce tek devlet değil mi idik.. Türkiye’ye gelenlerin büyük bir kısmı, Türk’ü, Kürd’ü, Arab’ı ile zaten akraba topluluklar ya hu.. “ diyor ve ekliyor.

“Arz-ı Mev’ud’u, Mescid-i Aksa’nın mik’ad alanını parçalayamazsınız. Bölücülük yapamazsınız. ‘Ümmetin birliği’ne engel olamazsınız… Gün gelecek yine birlik olacağız, birilerinin bu işlere aklı ermese de, anlamak istemese de…” yazısının bir bölümünde ise “Sahi o ensar-muhacir ilişkileri bir masal mı idi? Ya da bu topraklarda ilk muhacirler bunlar mı?” gibi soru ve cevaplarla Suriyelilere vatandaşlık vermenin makuliyetini anlatmaya çalışmaktadır.

Tabi ki iki yüz yıldan beri sürüp gelen çağının problemlerine çözüm olamamış, Osmanlı Devletini parçalanmaktan alıkoyamamış, İslamcılık akımının bugünün karmaşık İslam coğrafyasına huzur getireceğine şahsen inancım yoktur. Bu sebeple  “olmayacak duaya amin” dememiz söz konusu olamaz. Bu düşünceyi savunan zat-ı muhteremleri uykularından uyandırmakta boşuna gayrettir. Uykularına devam  etsinler.

Peki, öteden beri Türk Milliyetçisi olduğunu bildiğimiz insanlar, Suriyeli mülteciler söz konusu olduğunda, her ne hikmetse Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleri ve Türk Milleti projesi dile getirmekte ve Türk coğrafyasının Osmanlı bakiyesi topluluklardan meydan geldiği, bu coğrafyada göçlerin süreklilik arz ettiği, Türk kimliği ile millî bir devletin oluşamayacağı, doğrudan değil ama kıyısından köşesinden  anlatılmaktadır.

Tabi ki bu yaklaşıma, on yedi yıldan beri iktidarda bulunan, ağırlığını İslamcılık düşüncesinin hakim olduğu milli görüş anlayışının Türk Milliyetçileri üzerindeki etkisinden kaynaklandığını söylemek de yanlış olmasa gerek.

Ben şahsen Suriyeli mültecilere Turancılık açısından bakmanın da yanlış olduğunu düşünürüm. Zira Turancılık dediğimiz kavramın her Türk Milliyetçisi için farklı anlamlar ifade ettiğini bilenlerdenim.

Söz gelimi Türkiye Cumhuriyeti Devleti benim için Türkçülük fikrinin müşahhaslaşmış halidir.  Başkaları için farklı şeyler ifade edebilir.

Her fikir ve ideoloji özünü kaybetmeden, günün şartları içerisinde yeniden yorumlanma ve güncelleştirilmeye ihtiyaç duyar. Böylece eksiklikleri giderilir, fazlalıkları törpülenir, tazeliklerini muhafaza ederler.

Türkiye Cumhuriyet Devleti maalesef uzak hedeflerini yani Kızıl Elmasını henüz tam olarak tanımlamış ve halkının ortak paydası haline getirebilmiş değildir. Bu sebeple Suriye mültecilerini Turancılık, Türk birliği perspektifinden değerlendirerek, en yakın coğrafyadan başlıyoruz düşüncesiyle Suriyelileri bağrımıza basmak da anlaşılır bir şey değildir. Bu da bir başka ütopyadır.

Yapılması gereken çok zor şartlarla kurduğumuz Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin ülkesi ve milleti ile ayakta kalmasını sağlamaktır. Bunun için aklın ve bilimin imkanlarından azami derecede faydalanılarak, öncelikle mevcudu korumak gerekir.

Güç, her zaman oyunu bozmuştur ve bozmaya devam edecektir.

Yaşadıklarımız elli altmış yıl önce sadece senaryolardan biri iken, bugün amansız bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yarının ne getireceğini bu günden hesap etmek mecburiyeti, Suriyeli mültecilerin sosyolojik, demografik, ekonomik, kültürel, dil gibi yapılarda ne tür rahatsızlıkların ortaya çıkaracakları hususu, şimdiden bilimsel disiplinlerle analiz edilerek gerekli önlemler alınmalıdır. Hele hele dört milyonu aşkın bir kitleyi hangi gerekçeyle olursa olsun vatandaş olarak kabullenmek aklın alacağı bir husus hiç değildir.

Bu kadar ciddi bir konunun Arap severlikle ya da Arap veya İslam düşmanlığı ile basite indirerek tartışmayı şahsen Türk Milliyetçilerine yakıştıramıyorum.

Türkleri Anadolu coğrafyasından atmak için ardı ardına haçlı seferleri düzenleyen, en son olarak bize Sevr anlaşmasını dayatanların, 100 yıl sonra bu amaçlarından vazgeçtiklerini söylememiz mümkün değildir.  Değişik versiyonları her zaman yürürlükte olacaktır. Önemli olan bunlara karşı dik ve uyanık durmaktır.

 

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!