Türkiye’nin Rotası Nereye?

Rota bir menzile varmak için çizilir. O halde menzil neresi? Sorusunun cevabı verilmelidir. Bu sorunun cevabını Sayın Cumhurbaşkanının hemen her fırsatta eliyle işaret ederek tekrarladığı şu ifadede bulmak gerekiyor; “Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan”


Hakan Paksoy’un “Türkiye’nin Rotası” kitabıyla ilgili A. Bican Ercilasun hocamız ve Yeniçağ gazetesinde Aslan Tekin tarafından iki yazı yazıldığı için aynı başlığı kullanmadım. Zaten kitap Ülkemizin rotasının yönetenlerce nereye yönlendirildiğini anlattığı için bu başlığın içeriğine de uygun düştüğünü sanıyorum. Kitap hakkında diğer iki değerli yazarın değindiği konular dışında bir şeyler yazmaya çalışacağım.

Kitaba başlarken ‘Rota’nın sözlük anlamına bir daha baktım; “Bir uçağın ya da geminin bir yolculukta izleyeceği, önceden belirlenmiş yol” demektir. Kitapta yer alan makalelerden birçoğunu MDM internet sitesinde yayınlandığında okumuştum. Ancak zaman içinde hem unutuluyor hem de birbirleriyle ilişkisi kurulamayabiliyor. Tamamını okuyunca, kitabın sıradan veya rastgele bir araya getirilmiş makaleler topluluğu olmayıp, ülkemizin yönlendirildiği bir rotanın kilometre taşlarını oluşturacak şekilde anlamlı bir bütün oluşturduğunu görüyorsunuz. Tanık olduğumuz birçok olay ve süreç güncelliğini yitirince unutulmaktadır. Kitap özellikle son onbeş yıllık tarihi adeta bir sinema filmine sığdırarak tekrar yaşamamızı ve resmin tamamını görebilmemizi sağlıyor.

Rotanın tanımındaki önceden belirlenmiş olma özelliğine uygun olarak AKP’nin Ülkemizi tasarladığı rotaya uygun olarak yönettiğini açıkça görebiliyorsunuz.  Bu rota, AKP kurulduğunda tasarlanmış bir rotaydı. O zaman “Bunların gizli bir ajandası var” diyenlere, “niyet okuyucu” yaftası yapıştırılıyordu.  AKP yi kuran ekibin nazarında güçlü ve saygın bir kanaat önderi durumundaki Korkut Özal bir TV söyleşisinde mealen; “İçerdeki dünya görüşümüze karşı var olan direnci ve askeri vesayeti Avrupa Birliğini arkamıza alarak aşacağız” demişti. Gerçekten de AKP’nin bu anlayışı, kitaba bir sunuş metni yazan Prof. Dr. Konuralp Ercilasun tarafından “ Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınmak” şeklinde çok güzel ifade edilmiş.

Ve bu rota AKP nin konjonktüre göre zaman zaman beraber olduğu kesimlerin gözünden de ustaca kaçırılmıştır. Hatırlanırsa AKP demokratikleşme ve AB süreci söylemi ile önce solcuları ve liberalleri yanına aldı. Sonra açılımla Kürtleri yanına aldı. Son olarak beka meselesi bahanesiyle Milliyetçilerin bir bölümünü yanına aldı. FETÖ ile zaten uzun süre aynı menzile beraber yürüdüler.

Rota öyle çizilmişti ki kimse bunu baştan net olarak bilemiyordu. AKP’nin 2002’den beri girdiği seçimlerin hiç birinin seçim beyannamesinde bu rotanın ana nirengi noktalarını teşkil eden değişikliklerden bahsedilmedi. Temel politikalarda bir eksen kaymasını ifade eden aşağıdaki değişikliklerin her biri şapkadan tavşan çıkarılmasına benzer bir şekilde önümüze konuldu;

  • Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi,
  • Eğitimde sekiz yıllık kesintisiz eğitimden 4+4+4 sistemine geçilmesi,
  • İki Anayasa referandumu
  • HSYK’nın yapısının iki defa değiştirilmesi ve yargı reformu paketleri
  • Ve son olarak dünyada örneği olmayan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”

Kitabında Hakan Paksoy bu rotanın bilinçli olarak, kurumsal ve hukukî alt yapıları hazırlanarak,  siyasi iklimin elverdiğince birbirini tamamlayan hamleler halinde hayata geçirildiğini anlatıyor. “Yakın tarih en uzak tarihtir” diye bir söz vardır. Bu söz çok yakın tarihte yaşadığımız ve gelecekte tarihin çok önemli olarak kaydedeceği birçok olayı, içinde yaşarken göremediğimizi veya önemsemediğimizi anlatmak için kullanılır. Yaşadığımız son dönemde son yüzyılın en köklü değişimlerinin yaşandığına dikkat çeken yazar, haklı olarak bu dönemi son yüzyılın en uzun 15 yılı olarak niteliyor.

Kitaplar hakkında yazılanların hiçbiri o kitabı tam olarak tanımlamaya yetmez. Kitabı her okuyanın bir başka bölümü daha fazla dikkatini çeker veya önemser. Yüzyılımızın en uzun 15 yılını anlamak ve tekrar hatırlamak için tamamı okunmalıdır. Ben altını çizdiğim ve yazarın sıkça vurguladığı bazı konuları paylaşmak istiyorum.

Rota bir menzile varmak için çizilir. O halde menzil neresi? Sorusunun cevabı verilmelidir. Bu sorunun cevabını Sayın Cumhurbaşkanının hemen her fırsatta eliyle işaret ederek tekrarladığı şu ifadede bulmak gerekiyor; “Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan”

Kitap, rotanın menzilinin bu sözlerin içinde gizli olduğunu deşifre ediyor; “ Adı belli olmayan bir millet, sahibi belli olmayan (veya çok ortaklı) bir devlet, adı belli olmayan bir bayrak, adı ve sahibi belli olmayan(veya çok ortaklı) bir vatan. Bu sözlerle Cumhuriyetin kuruluşundan beri inşa edilmeye çalışılan Türk kimliğinin, Türk Milleti kavramının ve Türk vatanının bölünmez bütünlüğünün hedef alındığı çok açık bir dille anlatılıyor.

Son olarak kitapta özenle işlenen, Ülkemizi bu rotaya sokan, bu rotanın izlenmesini sağlayan siyasi ve bürokratik kadroların ortak paydası ve bir ortak kimliği niteliğindeki ‘İmam Hatiplilik Ruhu’na değinmek istiyorum.

İmam hatip okulları bu dönemde adeta “Tevhid-i Tedrisat” kanununa savaş açılırcasına topluma dayatılmış ve öğrenci sayısı Ekim 2017 itibariyle 1 milyon 411 bine ulaşmıştır. Bu sayıca çok büyük olan insan kaynağını bir arada tutmak için çeşitli örgütlenmeler yapılmakta, ortak bir topluluk ve mensubiyet bilinci yaratılmak istenmektedir. Bunu yaratmada en önemli motivasyon, imam hatipli olmanın, devlet kadrolarında yer alabilmenin neredeyse olmazsa olmaz şartı haline getirilmesidir.

“İmam hatiplilik Ruhu” toplumumuzda başkaca marifetleriyle de bilinen Ensar Vakfı’nın bir yayını olarak kitap haline getirilmiştir. Kitap Prof. Hayrettin Karaman’ın konuşmalarından derlenmiştir. Bu kitaptan Paksoy’un yaptığı alıntılardan bir bölümü:

“…imam Hatip mekteplerini ve bunların mezunlarını eleman olarak kullanmak suretiyle ülkede İslami hizmeti planlamalı, programlamalı ve bu elemanları kullanarak belli zamanda ve en uygun işi yaparak faaliyetini ortaya koymalı (…) Bu milletin ferdiyle toplumuyla İslamileşmesi için eğitim yoluyla hizmet verilmelidir (…) Bunun sonucunda insanımız yeniden Müslüman olacak…Eksikli imanla eksikli Müslüman iken, kâmil Müslüman haline gelecek

Şu garabete bakar mısınız? Adam sanki eline bir “İmanölçer (!)” almış, toplumun bir kesimini bu konuda “eksikli iman sahibi” ilan ediyor. Ben bir Müslüman olarak bunun İslamiyet’le bağdaşmayacağını düşünüyorum ama bir akademisyen bunu söyleyebiliyor. Hedefe ulaşmada her yolu mubah sayan bu Makyavelist anlayış, aynı zamanda Paksoy’un kitabındaki “Rota”yı oluşturan kadronun anlayışıdır.

Yazımı Paksoy’un kitabının son cümlesiyle bitiriyorum: “ Türk Milleti kimliğine sahip çıkacaktır”

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar

Aziz Bozatlı

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.