Yavuz’un kaderi – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______18 Ağustos 2019_______

Yavuz’un kaderi

Yaşar Yeniçerioğlu
Paylaş:

Bir yeniçeri torunu olmam sebebiyle “Yeniçeriler”le ilgili yazılmış birçok kitap, makale, yazı ve ansiklopedik metin okudum. Kitaplığımda sadece “Yeniçeriler” hakkında yazılmış 10’un üzerinde kitap bulunmaktadır.

Çoğunlukla kitapların (Tarih dersleri kitapları dâhil) Osmanlı Devleti’nin başlangıç yıllarını anlatan bölümlerinde “Yeniçeri Ocağı ve Yeniçeriler” hep övülmüşlerdir. Ama gerileme dönemi başlayınca; eleştirilmişler, yerilmişler, devletin yıkılışına sebep olarak gösterilmişlerdir.

“Yeniçeri Ocağı”, 16 Haziran 1826 tarihinde kışlalar topa tutulmak suretiyle kaldırılmıştır. Ve bugüne “Vaka-i Hayriye”, yani “hayırlı olay” diye tarih düşmüşüzdür!..

“Yeniçeriler”in tarihini ayrıntılı olarak okursanız; yaşanan çok üzücü olayların, yağmaların, isyanların altında zayıf padişahların, yeniçeri ağalarının, vezirlerin, ulemanın, din adamlarının, saray kadınlarının ve farklı bazı kişilerin iktidar kavgalarının, ittifaklarının, ilişkilerinin, çıkarlarının olduğunu rahatlıkla görürsünüz.

Aslında “Yeniçeri Ocağı”nın bozulması; Sultan 3. Murad’ın oğlu şehzade Mehmed (3.Mehmed)’in 1 Haziran-22 Temmuz 1582 tarihleri arasında yapılan ve 52 gün süren sünnet düğününde gösteri yapan cambaz, hokkabaz, perendebaz, pehlivan gibi insanların -itirazlara rağmen- ocağa kaydedilmeleri ile başlamıştır. Sonraki yıllarda da ocağa her kesimden asker alınması devam etmiştir. Yani ocağa asker kaydı ve disiplin, padişah fermanıyla bozulmuştur.

Bu kısa bilgiden sonra sizlere, kayıtlara “Yenibahçe Çayırı Ayaklanması” diye de geçen farklı bir hadiseden bahsetmek istiyorum: Yeniçerilerin dirayetli duruşuyla Yavuz Sultan Selim’in tahta nasıl çıktığından…

Sultan 2. Bayezid’in oğulları olan şehzade Ahmed Amasya, şehzade Korkud Manisa ve şehzade Selim (Yavuz) de Trabzon valisiydi.

2. Bayezıd; yumuşak huylu, barışçı, çekingen, mecbur olmadıkça savaştan kaçınan bir padişahtı. Kendisine benzeyen şehzade Ahmed’i, hastalığı sebebiyle tahta geçirmek istiyordu. Bu durum kendi zamanında kardeşler arasında erken taht kavgalarına sebep oldu.

Genelde padişaha veliaht olacak şehzade Manisa’da bulunurdu. Ahmed, kardeşi Korkud’un Manisa’da olmasını istemiyordu. Ahmed’in isteğiyle şehzade Korkud, Teke Valiliği’ne verildi. Yine, Şehzade Ahmed’in isteğiyle Bolu’da sancakbeyi olan Selim’in oğlu Süleyman (Kanuni) Kırım’daki Kefe Sancağı’na gönderildi.

Taht için ilk harekete geçen Korkud oldu. Padişah babasından izin almadan hac bahanesiyle 1509’da Mısır (Memluk Devleti)’a gitti. Bir yıl sonra affedilerek Mısır’dan dönen Korkud, kendi kendisini Saruhan Valisi tayin ederek Manisa’yı zapt etti.

Selim ise Rumeli’de bir sancak istedi, verilmeyince Trabzon’dan -oğlu Süleyman’ın yanına- Kırım’a gitti. Topladığı askerle Kırım’dan Rumeli’ye geçerek Haziran 1511’de Edirne üzerine yürüdü. Sultan 2. Bayezid de ordusuyla asi gördüğü oğlu Selim’e karşı gitti. Savaş olmadan baba oğul anlaştılar. Selim Semendire (Sırbistan’da) Valisi oldu; ancak padişah İstanbul’a döner dönmez tekrar isyan bayrağını açtı. Edirne’yi işgal etti ve İstanbul üzerine yürüdü. Yeniçerilerle birlikte karşısına çıkan babasına, Uğraş Deresi civarında mağlup oldu. “Karabulut” adındaki atının hızı sayesinde boynuna geçecek cellat kemendinden kurtuldu. Selim, davasını kaybetmiş biri olarak tekrar oğlu Süleyman’ın yanına Kırım/Kefe’ye döndü.

Bayezid; Selim’i tamamen sahne dışı ettiğini zannederek büyük oğlu ve veliahdı Ahmed’i, Osmanlı tahtına oturtmak üzere Amasya’dan İstanbul’a çağırdı. Şehzade Ahmed, İstanbul’un Anadolu yakasındaki Maltepe’ye kadar gelmişti. O ana kadar padişahlarına sadakat üzere olan yeniçeriler, birden ayaklandılar ve şehzade Ahmed’in padişahlığını kabul etmediklerini söylediler.

Devamında bazı olaylar yaşandı. (Ağustos/1511’de) Şehzade Ahmed’e taraftar olan bazı devlet adamlarının konakları yağma edildi. İstanbul’da bütün iskeleler tutuldu ve taht şehrinin Anadolu yakasıyla ulaşımı kesildi. Padişah, saray etrafını saran yeniçeriler elinde adeta rehin oldu.

Bu süreçte Selim babasına mağlup olmuş ve kaçmış, Ahmed İstanbul önünden geri dönmüş ve Sultan Bayezid de sarayında mahsur kalmıştı. Bütün bunlara sebep yeniçerilerin kılıç gücüydü.

Meydanı boş bulan şehzade Korkud fırsatı değerlendirmek için gizlice İstanbul’a gelerek Ağakapısı’na gitti. Yeniçeriler bu şehzadeyi hürmetle karşıladılar ve ocakta misafir ettiler. Fakat padişahlığını kabul etmediler ve “Bizim padişahımız Sultan Selim’dir” diyerek, şehzadeyi rehin aldılar. Taht sahibini buluncaya kadar kendisine zarar vermeyeceklerine söz verdiler.

6 Mart 1512 Cumartesi günü saray önünde büyük bir gösteri yapıldı ve ocağın kararı padişaha tebliğ edildi. Sultan Bayezid, oğlu Selim’in lehine tahttan çekilmeye razı oldu. Oğlu Süleyman’ın yanında Kırım’da bulunan Selim’e taht için davet mektubu gönderildi.

Selim 19 Nisan 1512 Pazartesi günü İstanbul’a geldi. Yeniçeriler tarafından büyük bir törenle karşılandı. Karşılayanlar arasında yeniçerilerin misafir ettiği şehzade Korkud da vardı.

Yeniçeriler, İstanbul Yenibahçe Çayırı’nda ordugâhı kurdular. Divanda sözü geçen ocak ağaları da yer almışlardı. Selim minnet altında tahta çıkacak bir adam değildi, sözünü esirgemedi: “Biz büyük davaların tahakkukunu özleriz, beni padişahlığa istersiniz, iyi düşününüz, ben padişah olursam sizlere rahat yüzü yoktur, aylarca belki yıllarca sürecek uzun seferlerin cefaları, mihnetleri, türlü türlü meşakkatleri hep sizin içindir” dedi.

Çok zorlu askeri disiplinle yetişmiş ve bu disiplin altında yaşayan yeniçeriler: “Ya biz seni padişahlığa niçin istedik” diye bağırdılar. 24 Nisan 1512 Cumartesi günü Sultan 2. Bayezid padişahlıktan çekildi ve Selim Osmanlı tahtına oturdu.

Bayezid, bazı adamlarıyla yanına dört yük akçe alarak Dimetoka (Bugün Türkiye sınırına yakın Yunanistan’ın bir kasabası)’ya gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı. Selim babasını şehir dışına kadar uğurladı. Tahtırevana binen Bayezid günde 5-6 km. yol alabiliyordu. Çorlu yakınındaki Abalar köyüne varıldığında fenalaştı ve 21 Mayıs 1512’de vefat etti.

42 yaşında tahta çıkan Selim; 10 Ekim 1470 tarihinde Amasya’da doğmuş ve 21/22 Eylül 1520 gecesi sırtında çıkan büyük bir ur yüzünden Tekirdağ/Çorlu’da (Tesadüf: babası 2. Bayezid’le aynı bölgede) vefat etmiştir. Annesi Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt beyin kızı Gülbahar (bazı kayıtlarda Ayşe) hatundur.

Son sözümü şu cümle ile bağlamak isterim: Sultan Selim’in hükümdarlık döneminden alınacak çok önemli dersler yanında, eleştireceğimiz bugüne çağrışım yapan ibretlik olaylar da vardır. Ancak, Sultan Selim Yavuz” unvanına rağmen maceraperest biri de değildir.

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları