Adı sanı olmak

Müsaadenizle beyler! Türk milletinin adı sanı yok olmayacak ve vatanın lime lime edilmesine kimse göz yummayacaktır! Adımızı sanımızı henüz kaybetmedik ve yüzlerce yıl kaybetmeyeceğimize de and içtik!


Paylaşın:

 

“Önce adını sanını söyle yeğenim! Nereden gelirsin, nereye gidersin?” veya  “Adını sanını hiç duymadığımız biri..” veyahut da “Adı sanı unutulup gitmiş…” cümlelerini hepimiz hayatımızda en az birkaç kez duymuş ve kitaplarda buna benzer cümleler okumuşuzdur. “Adı sanı olmak” Türkçede, Türk kültüründe ve Türk töresinde bir yerin, bir toprağın, bir birliğin üyesi, ferdi olmak anlamına geliyor. Bu sebeple doğar doğmaz bir ad veriliyor çocuğa, sanı zaten babasından geçecek. Ama atalarından geçen bir sanı da olabilir, lakap veya unvan olarak kullanılan.

Hepinizin bildiği gibi “ad” kelimesi Türkçenin en eski kelimelerinden ve biz dilciler için de Ana Türkçedeki birincil ünlü uzunluğunu taşıması ve yaşatması bakımından çok kıymetli. Kelimenin en eski şekli “at” biçiminde. Yani /a/da uzunluk var. Bu uzunluktan dolayı /t/ ünsüzü ötümlüleşerek /d/ye dönüşüyor. Yoksa Türkçenin sesbilgisi kurallarına göre kelime sonunda b,c,d,g ünsüzleri bulunamıyor. Bulunanlar, alınma kelimeler.

“Ad” ve “san” kelimelerine yazılı metinlerimizde ilk rastladığımız yer Bilge Kağan Yazıtı. Orada, Doğu yüzünde geçen “Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı ve annem katunu yükseltmiş olan Tanrı, il vermiş olan Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, beni o Tanrı, Kağan olarak oturttu”  cümlesi tarihsel bakımdan en kıymetli cümlelerden biridir.[1] Bilge Kağan, hem kendi milletinden, kendi boylarından gelen tehlikeleri savuşturduğunu ve kötülüklerle mücadele ettiğini hem de adı belli olan düşmanlarıyla savaştığını anlatır. Bu mücadele ve savaş “Türk milletinin adı sanı yok olmasın” diyedir.

Bilge Kağan yazıtının dikildiği tarihten bugüne kadar yaklaşık 1300 yıl geçti. Türkler fetihlerle, başka siyasi ve sosyal sebeplerle hep Batıya doğru yürüdüler. Bu yürüyüşlerde temel ilke Türk milletinin adının sanının yok olmamasıydı. Ve nihayet geldik Anadolu topraklarına. Oğuzlar, Türk adı ve sanı yok olmasın diye yurt tuttukları bu topraklarda yazdılar, yazdılar. Orhun yazıtlarından Uygur metinlerine ve Eski Oğuz Türkçesi metinlerine kadar işlenmeyen, yazılmayan bir şey kaldı mı acaba? İyilikten örnek verdiler. Kötülük günlerini anlattılar. Kötü insanların karakter çizgilerini gösterdiler. Ve metinlerde anlatıldı ki iyilik de kötülük de insan içindi ve milletlerin, devletlerin içinde de kötüler vardı. Bazı kötüler solucana benzerdi, kıvrılır, bükülür. Bazı kötüler bukalemuna benzerdi, ne zaman, nasıl renk değiştirir bilinemez. Bazı kötüler, solucan ve bukalemundan daha tehlikeliydi. Gelir, dibinize oturur, size efsunlanmış birkaç söz fısıldar ve “kandırırdı”, “aldatırdı” Bilge Kağanın dediği gibi. O efsunlu sözlerle en sadık adamlar, en iyi yetişmiş vezirler yok oluverir veya boğduruluverirdi duvar diplerinde.

Bugün geldiğimiz noktada, bu topraklarda, vatanımızda kötülük her türlü somut işaretiyle yüzümüze çarpıyor. Kimi solucanvari kıvrılıyor, dans ediyor, kimi bukalemun oynayışında ve kimi de tatlı sözlerle ve belki de ipeklerle aldatma peşinde.

Kötülük, “Türk milletinin adı sanı yok olmasın” diye mücadele eden Türklük sevdalılarını ve Türk milliyetçilerini hedef almaktadır bugün. Bu kötüler, Türk milleti adı/sanı altındaki her unsuru ayrıştırmak istemektedir. Bu ayrıştırma hedefine ulaştığında elde kalan lime lime edilmiş Türk toprakları olacaktır.

Müsaadenizle beyler! Türk milletinin adı sanı yok olmayacak ve vatanın lime lime edilmesine kimse göz yummayacaktır!

Adımızı sanımızı henüz kaybetmedik ve yüzlerce yıl kaybetmeyeceğimize de and içtik!

[1] Bilge Kağan’ın cümleleri Prof.Dr. Ahmet B. Ercilasun’un “Türk Kağanlığı ve Türk Bengü Taşları” kitabından alınmıştır.

 

Yazar

Ayşe İlker

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar