Yükleniyor...
ABD, bir gece baskınıyla Venezuela başkanını ve karısını yatağından alıp götürünce dünya farklı bir yere evrildi. Artık bütün uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler, kurumlar vb. her şey bir anda anlamsızlaştı. BM, AB, Uluslararası Ceza Mahkemesi, AİHM, Lahey Adalet Divanı… Aklınıza ne geliyorsa. Nereden çıktı bu diyeceksiniz. Venezuela’dan. O gece baskınının siyasi sonucu. Bugün ABD’ye bunu yapamazsın diyen yok ve artık yol olacak bir davranış. Dünya, Amerikan kovboyunun kanun benim anlayışına göre işleyen dünya düzenine geçti.
Dünya, geçen yüzyılda iki büyük savaş yaşadı. Birinci savaştan sonra Cemiyet-i Akvam kurulmuştu. Sevr Antlaşması gibi sözde barış antlaşmaları bu Milletler Cemiyeti şartlarıyla yapıldı. “Uluslar arasında işbirliğini geliştirmek ve uluslararası barışı ve güvenliği sağlamak için” yeni bir düzen kurulmuştu. Kurallarını galipler koydu.
Çok geçmedi ikinci ve daha büyük savaş patladı. Altı yıl sürdü. Yine ve yeni bir dünya düzeni ihtiyacı vardı. 24 Ekim 1945’te kuruldu. Bunun da şartlarını galipler oluşturdu.
BM, Güvenlik Konseyi’nin beş imtiyazlı üyesine rağmen kör topal bugüne geldi. Ama Venezuela’da tamamen işlevini yitirdi. Bütün meşruiyetini Venezuela başkanının yatak odasında bıraktı.
Dünya artık yeni bir düzene doğru gidiyor. Geçen yüzyılda olduğu gibi şartları yine güçlüler belirleyecek.
Çok yaman bir soru. Hayır, büyük oranda hazır değil. Çünkü…
Öncelikle 21. yüzyılda Türk Milleti’ni yönetenlerin Türk kimliğiyle uzun yıllardır kavgası var. 19 ve 20. yüzyıllardaki siyasi mücadele bu yüzyılda da yapıldı. Bu da millî egemenliği tehlikeye soktu. Ama buna rağmen Türk Milleti büyük gücünü koruyor. Gücü tarihî yapısından geliyor.
2018’den bu yana Türk devlet felsefesi terk edilerek tek adam rejimine geçildi. Geçmişteki padişahlık bile değil. Tarihimizde olmayan bir sistem oluşturuldu. Bu da bir Amerikan danışmanlık şirketine hazırlattırıldı. Her cumhurbaşkanı değişimi, devletin yeniden yapılanması gibi olacak. Daha cumhurbaşkanı değişmediği için bu dediğimi test etmedik. İlk değişimde daha iyi anlayacağız.
2018’den bu yana da ağırlaşan krizlerle boğuşuyoruz. Her bir kriz Dede Korkut’taki Tepegöz gibi. Bir yanda buhrana dönüşen ve her geçen gün ağırlaşan ekonomik çöküş, diğer yanda koşar adımlarla monarşiye dönüşen yönetim sistemi. Bu arada etrafımızdaki yangın büyüyerek genişliyor. Öbür yanda da, yeniden bir dünya düzeni gerekliliğini oluşturan şartlar yaşanıyor.
Dış şartlar, kendileri açısından değil ama, Türk Milleti açısından değişimi zorlamaktadır. Bugünkü Türkiye, dünyanın değişim ya da dönüşümüne çok kötü durumda yakalandı. Özellikle de bugüne kadar izlenen kayıt dışı dış politika bir hayli başımızı ağrıtıyor. Sadece Trump’ın ilk başkanlığı dönemindeki Suriye politikası, Rahip Bronson’un serbest bırakılması ve Trump’ın onur kırıcı mektubu yeterli örneklerdir.
Bu şartlara rağmen içeride muhalif siyasetin, özellikle de ana muhalefet CHP’nin üzerinde büyük bir baskı var. İktidarın devamı için hukuk, yargı, kurallar ya da hakkaniyet veya adalet, hiçbiri gözetilmeden büyük bir baskı kuruldu.
Bu ağır şartlardan ancak bu şartlara uygun çözümler üreterek çıkmak mümkün olacaktır. Uygun çözümler de geçmişe bakıp örnek almakla bulunabilir.
İlk bütünden koparak çıkan parti Demokrat Parti oldu. İstiklâl Harbini yapan kadro bölündü ve ana gövde CHP’den ayrılanlar DP’yi kurdular.
İktidar değişikliği ve bütünden kopma örneğinin ikincisi 2001’de yaşandı. Refah Partisi gelenekçiler ve yenilikçiler ayrımıyla kongreye gittiler. Burada sonuç alınamayınca, yenilikçiler parti kurarak seçimlere ayrı girdiler. (Bu partilerin felsefelerini ya da iktidara gelirken kurdukları ilişkileri örnek almıyorum.)
İkisi de parti içindeki ayrılıklar ve çatışmalar üzerine yaşandı. Ana gövdeyle ilişkileri bir şekilde kesilenler devam ettiler.
Burada bir yöne dikkat çekmeye çalışıyorum. İki örnekte de parti içinde siyaset etme ekseni ve yöntemi farklılaşmıştı. Yeni partiyi kuranlar, “ana ideolojik” çizgilerinin dışına çıktıklarını iddia ediyorlardı. Sanıyorum bugün de böyle bir eksen değiştirme kavşağındayız.
Peki, bugün yeni bir parti ihtiyaç mı? Elbette bu soruya cevabı ilgilileri verecekler. Ama şunu da düşünmeliler.
Tedbirli mutlak butlan kararı yargının son hükmü değil. Son hüküm, butlan bozularak çıkarsa, yani 38. kurultay aleyhine açılan davayı açanlar aleyhine çıkarsa yeni ve daha karışık bir durum ortaya çıkacaktır. Bugün tedbirli butlan kararı uygulamaları da butlan yani yok hükmünde olacaktır. Kargaşanın büyüklüğünü düşündüğünüzde ürkütücü bir tablo değil mi? Tam bir Gordion Düğümü.
Gordion Düğümü de ancak İskender’in kılıcıyla çözülür. Yeni parti düğümü çözecek kılıç olabilir. Ama bu yol tercih edilirse yapılması gerekenler olduğunu düşünüyorum.
Siyaset -ve özellikle iktidar- halkın tamamı üzerine kurgulanmalıdır. Halkın sadece bir kısmına hitap edecek ideolojik program ya da düşünceler çok fazla karşılık bulmaz. Bugünkü CHP, bu anlamda halkın sadece bir kısmına seslenmektedir. Halbuki cumhuriyeti ilan ederken de 1924 Anayasası’nı yaparken de Türk milletinin tamamına hitap edilmişti.
Bu durumda, yeni parti kurulacak olursa hem siyasetin ekseni değişmeli hem de ekip yeni isimlerle genişlemelidir. Bunu da etraflarına iyi anlatmalılar. Özellikle yanlarına alacakları başka düşüncelerden olanlarla bu değişimi halka da aktarabilirler. Ancak bu senaryonun en inandırıcı hâli halkın güvendiği ve güvenebileceği isimlerle olmalıdır. Ancak bu şekilde başarı şansı artacaktır. Bu tam da Samsun’dan itibaren Atatürk’ün yaptığı şeydir. Çok ama çok zorlu şartları da bu sayede aşabilmiştir.
Aynı zamanda CHP için kısmen de olsa kuruluş ayarlarına dönmenin başlangıcı da olabilir.
Yeni bir dönem olursa değişim ve devletin yeniden düzenlenmesi gerekliliği ortadadır. Bu çalışmalar için “Yeniden devlet” de denebilir.
Eğer çerçevesini çizmeye çalıştığım senaryo mümkün olursa, İsmet Paşa’nın, “Dünya yeniden kurulur ve Türkiye orada yerini alır” vecizesi gerçekleşebilir.
Hasılı kendileri değişmeyenler ya da değişemeyenler Türkiye’yi değiştiremezler. Hepimiz de değişmek zorundayız. Aksi takdirde egemenliğimiz ve devletimiz elimizden kayıp gidecek.
1 Yorum