Mobbing mi dediniz!

Hepimiz hemen her gün farklı kaynaklardan farklı mobbinglere maruz kalıyor. Ama Türk vatandaşları olarak hepimizin tek kaynaktan ve aynı türden maruz kaldığımız bir mobbing çeşidi var. Yöneticilerimiz tarafından uygulanıyor.


Paylaşın:

Geçen gün, epeydir görüşemediğimiz bir arkadaşım aradı. Bir konu sormak için. Konu konuyu açtı, kamu kurumunda çalışan arkadaşım geçici görevle üniversiteye geçmek istemiş. Kurumu da onaylamış, yüksek lisans filan yapıyordu zaten. Nedenini sordum, iş yerinde uzun süredir yaşadığı mobbingden, tehditten bahsetti. “Bıktım artık, bir ara istifa etmeyi bile düşündüm.” dedi. Sendikasını değiştirip yandaş sendikaya geçmiş ama onlardan olmadığı için arkasında durmamışlar. Sonra bu fikir aklına gelince gidip üniversite ile görüşmüş onlar da kabul etmiş vs. İnşallah bundan sonra mesleğini huzur içinde icra eder.

Bu konuşmadan iki üç gün önce gencecik bir öğretmen kızımızın şüpheli ölümü, basında ve sosyal medyada mobbinge bağlı intihar olarak paylaşılmıştı. Şükür ki arkadaşım sadece istifa etmeyi aklından geçirmiş.

Bu konuyla ilgili internette biraz gezindim. Mobbinge bağlı intihar olarak pek çok haber kayda geçmiş. Maalesef gencecik insanlarımız, hayatlarını zehir eden başka insanlar yüzünden yaşamına son vermiş.

Peki, nedir mobbing, sadece iş yerinde mi olur? Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılığı “bezdiri”. Anlamı da şöyle verilmiş: “İş yerlerinde, okullarda vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp, çalışmalarını sistemli bir biçimde engelleyip huzursuz olmasına yol açarak yıldırma, dışlama, gözden düşürme.” Temelde bir iş yeri kavramı diye bilinse de kendisine her yerde rastlamak mümkün. Adına bazen zorbalık, bazen yıldırma, bazen dışlama diyoruz ama hepsinin anası “bezdiri”. Yani eziyet.

Şimdi gençler arasında yaygın İngilizce bir kelime de varmış “Gaslighting”. Kelime anlamı neymiş diye bir araştırayım dedim. Google AI Modu, kelimenin kökeninin “gaz lambası” adlı bir tiyatro olduğunu söyledi. Hikâyesi de şöyleymiş: Oyundaki adam, eşini deli olduğuna inandırmak için evdeki gaz lambalarının ışığını gizlice kısar. Karısı ışığın azaldığını söylediğinde ise bunu sertçe reddeder ve kadını kendi gözlerinden şüphe eder hâle getirir. Psikolojik manipülasyon, zihinsel yönlendirme…

Memuriyete ilk başladığımda çoğu sınıf arkadaşım gibi benim de on sekizim dolmamıştı. Sağlık personeli olarak kocaman bir hastanede çalışmaya başladım. Benden önce işe başlamış bir sınıf arkadaşım beni kendi çalıştığı birime aldırdı ve birkaç gün sonra kendisi bir yolunu bulup daha küçük, daha az yorucu başka bir hastaneye geçti. Refakat yani alışma nöbeti tutmadan doğrudan nöbetlere sokuldum. Servis de oldukça zor, 0-2 yaş bebek servisi ve hepsinin refakatçisi yok vs.. Bizler üniversite kazanmış, gündüz okuluna giden gece mesaisini tamamlayan, namıdiğer “gececi”ydik. Bir iki hafta gün aşırı nöbetten sonra arkadaşımın gitmesiyle boşalan diğer günleri de (serviste başka gececi olmadığı için) bana yıktılar. Böylece haftanın beş gecesini, yeni başlayan birisi için oldukça zor bir serviste nöbet tutarak geçirdim. Nöbet ertesi de okul, artık gidebilirsen. Ana hatlarıyla anlatmaya çalıştığım bu süreçte çok acı çektim, çok ağladım. Bunların sebebi kimdi? Meslektaşlarımız, meslek büyüğümüz olan ablalarımız, abilerimiz. Gündüz de okula gidince hocalarımızın psikolojik eziyeti başlıyordu tabii. Kendileri de sağlık tabanlı olan -kadın- hocalarımız; çalıştığımızı bildikleri hâlde “Niye geç kaldın?”, “Saçın niye öyle, kıyafetin niye böyle?”, “Devam etmeyeceksen bir an evvel bırak okulu başkasının hakkına girme.”vb. cümlelerle bizi karşılyordu. Sonuçta okulu bıraktım tabii. Daha sonra, dokuz günlük bir bayram tatilinde dokuz gece nöbet yazıldığı için isyan edip gözümü kararttım ve istifa dilekçemi yazdım. Henüz aday memurken… Nöbet tutacak kimse olmadığı için başka yerlerden takviye personel alacaklarını, izin hakkım olmamasına rağmen bayram sonu izin vereceklerini, aday memurken istifa edersem bir daha hiç başlayamayacağımı filan söyleyerek benimle pazarlık edip, ikna ettiler ve dilekçemi yırttı idarecilerimiz, sırıtarak…

Burada bir paragrafa sığdırarak anlatmaya çalıştığım süreç benim için pek uzun ve bezdiriciydi. Öyle ki artık çocuk sesine tahammül edemez olmuştum, uyku düzeni diye bir şey kalmamıştı. Sabah gelip lojmandaki koğuş tipi odamda yatıyor, akşam kalkıp tekrar nöbete gidiyordum. Arkamda güçlü bir dayım ya da şimdiki gibi her şeyin şikâyet edildiği bir sendikam yoktu. Nereden buldum hatırlamıyorum, elime bir kutu kalp ilacı geçti. Onu uzunca bir süre herkesten saklayıp yanımda taşıdım, bir gün içmek ve bütün eziyetlerden kurtulmak için. Nedendir bilmem o zamanı bir türlü ayarlayamadım, belki de eziyete alıştım ve artık zor gelmemeye başladı bilemiyorum. O ilaç kutusu öylece kaldı ve ben hâlâ hayattayım.

Peki, o dönem geçtikten sonra bitti mi bu eziyetler. Tabii ki hayır. Farklı şekillerde ve şiddette hep karşıma çıktı. Biliyorum ki sadece ben değil herkes farklı biçim ve ölçüde, farklı ortamlarda “bezdirici” ye maruz kalıyor. Bazıları tahammül edebilirken, bazıları bu eziyetlerle baş edemeyip hayatını da acılarıyla birlikte sonlandırıyor. Sebep olanlara bir şey oluyor mu? Hayır. Ölen öldüğüyle kalıyor, onlar yeni mobbinglere yelken açıyor.

Şu an farklı bir kurumda daha az stres ve bezdirme etkisinde çalışıyorum. Burada da farklı bezdiriciler var. Mesela siyasi etkinin kamu kurumlarında had safhada yaşanmasından kaynaklı eziyetler; çoğu partili olan kurum amirlerinin personele çeşitli sebeplerle baskısı ve kibirli davranışları; aynı iş yerinde aynı işi yapan insanlar arasındaki ücret farkları; hemen hepsi parti torpiliyle işe alınmış temizlik personelinin, üniversite mezunu memurdan fazla kazanması vb.. Çevremde, maddi ihtiyaçlardan dolayı henüz emeklilik planı yokken, sırf bu eziyetleri artık çekemeyeceği için emekli olan pek çok kişi var.

Hepimiz hemen her gün farklı kaynaklardan farklı mobbinglere maruz kalıyor. Ama Türk vatandaşları olarak hepimizin tek kaynaktan ve aynı türden maruz kaldığımız bir mobbing çeşidi var. Yöneticilerimiz tarafından uygulanıyor. Yukarıda sözünü ettiğim yeni nesil kelime ile söylersek gaslighting: Avrupa bizi kıskanıyor, ekonomimiz uçuyor… Ne yapalım toplu intihar mı edelim, ülkeden mi kaçalım? En iyisi zihinsel yönlendirmeye boyun eğip mutlu mesut yaşayıp gidelim…

 

Yazar

Umay Gökçe

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar