Yükleniyor...
Ailecek bir odadasınız. Devamlı açık tutulan televizyonun karşısındasınız. Çok seyredilen kanalların birinde, film veya dizi film başlayacaktır. Ekranda önce +7 ikazı beliriyor ve sonra şu cümleyi okuyorsunuz:
“Yedi yaş üstüne uygundur. Şiddet ve olumsuz ögeler içermektedir.”
O anda aile büyükleri olarak, yedi yaşında veya o yaşın altındaki çocuklarınıza “Haydi yavrum, sen odana git. Oyuncaklarınla oyna!” mı diyeceksiniz? Sekiz, dokuz, on veya on iki yaşlarındaki çocuklarınızın odada kalmasını uygun mu göreceksiniz? Olumsuz ögelerin yedi yaşından büyük çocuklarınıza zarar vermeyeceğini mi düşüneceksiniz?
Bir soru daha: Olumsuz ögeler nelerdir?
Tespit ettiğim ve beni en çok rahatsız eden ve birbiriyle irtibatlı birkaç “olumsuz öge”yi sıralayacağım:
-Filmin kahramanlarından evli kadın veya erkekten birinin bir sevgilisi vardır. Bu konunun açığa çıkma seyri, seyredilirliği sağlamak için diziler boyu merak unsuru olarak kullanılmaktadır.
-Çocuk kahramanın hangi kadından doğduğu da senaryonun konusudur. Çocuk, anne bildiğinin öz annesi veya baba bildiğinin öz babası olmadığından habersizdir ve bu konu da merak unsuru olarak her bölümde işlenmektedir.
-Bu tür konular içinde DNA araştırmaları ve gebelik testleri yapılması hemen hemen her filmde yer almaktadır.
Yapımcıların bu tür konularda, “olumsuz ögelerde” ısrar etmeleri aile yapımıza zarar vermektedir. Son yıllarda boşanmalar artmıştır. Aile yapımız büyük bir sarsıntı geçirmekte, millet olarak da huzurumuz bozulmaktadır. O zaman şu soruları sormadan edemiyorum:
-Bu gidişata dur demek gerekmiyor mu?
-Yetkili kurumlar, yetkililer üzerlerine düşenleri yapmış mıdır?
-Aile yapımızı korumakla görevli T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bu tür yapımlara karşı neler yapmıştır?
-Gözü her an televizyon kanallarının üzerine olan RTÜK, aile yapımıza zarar veren filmleri yayımlayan televizyon kanallarına veya yapımcılara hangi yaptırımları uygulamıştır?
Atalarımız yıllara sıçgan yılı: fare yılı, ud yılı: sığır yılı, bars yılı: pars yılı, tavışgan yılı: tavşan yılı … gibi adlar verirlerdi. Son yıllarda biz de yıllara ad vermeye başladık. 1979’a çocuk yılı demiştik, sonraki yılları sakatlar (sonra özürlüler, daha sonra da engelliler dedik) yılı, gençlik yılı diye adlandırmıştık. 1985’de şu şiiri yazmışım:
RAHATIZ / Bin dokuz yüz yetmiş dokuz / Çocuk yılıydı, bitti. / Sakatlar yılı, gençlik yılı da geçti. / Böylece meseleleri geride bıraktık / Rahatız artık / Huzurluyuz…
2024’ü emekliler yılı olarak yaşamış, büyük umutlarla yaşadığımız bu yılı hüsranla geride bıkmıştık. Aile yılı adını verdiğimiz 2025’i de geride bırakmamıza on küsur gün kaldı. Ne emeklilerin dertlerine derman olabildik ne de aile yapımızın korunması ile ilgili tedbirler alabildik. Bu olumsuzluklar karşısında şu dilekte bulunuyorum: Sakın ola ki 2026’ya bir ad verilmesin.
Unutulmaması gerekir: Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatan ailedir. Aileler, bacası tüten ocaklardır, söndürülmesine karşı duralım. Aile yaşarsa milletimiz yaşar, devletimiz yaşar. Aile yapımız güçlenirse millet ve devlet olarak da güçleniriz.