Binlerce Yıl Beklemeye Değer mi? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)   • Söz Konusu-5: Açık Oturum

Binlerce Yıl Beklemeye Değer mi?

Servet Somuncuoğlu’nun şairliği pek bilinmez. Şairimiz, Türk Milleti âşığıdır. 49 yıllık ömründe Türk coğrafyasını dağ taş gezerek atalarının izni aramıştır. Asya’da ve Anadolu’da Türk damgalarının izini sürmüş bunları belgeleyerek yarınlara miras bırakmıştır.

5 Temmuz 2020
Hasan Kallimci


“Binlerce yıl beklemeye değer mi dirilmek için,
Bugünden ölümsüzlüğe yürümek varken!…”
Bu iki mısrayı okuduğumda çarpıldım; düşüncelere daldım. Büyük sorumlulukları omzuna yüklemiş bir fani vardı karşımda. O fani, bu iki mısrada âdeta hayatını özetlemişti. Şaşırmadım, çünkü onu çok yakından olmasa da tanıyordum. “Bugünden ölümsüzlüğe yürümek” ifadesi, tasavvuf deyimi olan, “ölmeden evvel ölmek”le paralellik arz eder. Şairimizin âşıklığı, tasavvuftaki âşıklıktan farklıdır. O bu mısralarla, “ölmeden evvel ölmek” deyimine daha farklı bir bakış açısı getirmiştir.

Şairimiz, Türk Milleti âşığıdır. 49 yıllık ömründe Türk coğrafyasını dağ taş gezerek atalarının izni aramıştır. Asya’da ve Anadolu’da Türk damgalarının izini sürmüş, çektiği binlerce fotoğraf ve anıt kitaplarıyla bizlere “Asya ve Anadolu coğrafyası Türk vatanıdır; bu topraklarda yaşayanlar da Türk’tür.” hükmünü miras bırakmıştır.

Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler, Saymalı Taş – Gökyüzü Atları, Damgaların Göçü – Kurgan, Gallemit, Don Kazakları… Bu eserler sağlığında kitaplaştı. Vefatından sonra sevenleri, Taşların Hakanı ve Elma Bahçesi adıyla onu anlatan kitaplar yayımladı. Merhum kardeşimiz meğer, Türk coğrafyasını gezerken notlar almış, yorumlar yapmış, denemeler ve hikâyeler yazmış; hatta şiirleri de varmış… Matbuat Yayın Grubu, merhumun eşi Nevin Hanım ve oğlu Sencer Burak Türk Milleti için değer taşıyan bu notları, yazıları kitaplaştırdı: Seyahatname – Kaya Resimleri Gezi Notları (2019), Yol Göl ve Gezi Yazıları (2019), Gül Yazıları (2019), Hikâyeler Denemeler Günlükler (2019) ve Göç Yorgunu – Şiirler (2017).

Türk Milleti sevdalıları Servet Somuncuoğlu’nu anlattığımı hemen anlamışlardır. Ben şimdilik, yeni yayımlanan eserlerinden, Yol Göl ve Gezi Yazıları ile Göç Yorgunu adlı kitaplarını okuyabildim. 1964 yılında doğan ve 2013 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşan, Türk Dili ve Edebiyatı ile Kamu Yönetimi bölümleri mezunu, iki üniversite diplomasına sahip kardeşimizin şairlik yönünü bilmiyordum; konuşmalarımızda hiç konu edilmemişti. Şairliğini merak ettiğim için “Göç Yorgunu” adlı eseri, okuma ve tanıtmada öncelik aldı.

Gönlüm göç yorgunu / Uzak yollardan geliyor; / Asya’dan beri yürür atlarım / Çadırlarım, konarlarım, göçerlerim” der Servet… ilk şiirinin ilk dörtlüğünde. Kendi de bir göç yorgunudur. Belgesel çekimlerinde, Altay dağlarında, Asya bozkırlarında damgalar peşinde koşarken kendisi de “Göç Yurgunu”dur ataları gibi. Kısa sayılacak ömrünün ne kadarını evine, eşine, oğluna ayırabilmiştir merak ederim.
Aynı şiirin bir dörtlüğünde “Ben bir koca yalnızım / Türkmen Yunus’tan beri / Anadolu yaylasında / Türkçemden başka kimsem yok.” derken; “Ben” dediği Türk Milleti’dir. “Türk Milleti, kendini ifade eden Türkçesiyle baş başadır, yalnız kalmıştır. Yaşaması için Türkçesine sıkı sıkı sarılmalı ve dilini korumalıdır” öğüdünü vermiştir.

Servet, 12 Eylül’ü, “Eylül” adıyla şiirleştirmiştir.

“Karanlık gökyüzü

Rüzgârlar eser

Şimdi eylüldür kaldırımlarda gezen

İhtiyarlığın hüzünlü yürüyüşüdür

İlkbahardan arta kalan

Ve nisanın seksen yaşıdır…

Dökülürken birer birer yapraklar,

Bir şeyler hayatımızdan

Kaldırımlara dökülür

Sürer içimde yüzyıl yolculuğum

Eylüllerde…”

Servet’in umudu çocuklar ve gençlerdedir. İki dörtlükten oluşan “Yarınlara Türkü” şiirinin 4. ve 8. satırlarında umudunu şöyle dillendirir:
Koş çocuk koş yarınlara, söyle son sözü”
“Koş çocuk koş, alevlendir sönen közü”

Radyo ve televizyon prodüktörü ve belgesel yapımcısı idi, bu yüzden Servet, ömrünün ekseriyetini İstanbul’da yaşadı. Fakat İstanbul’dan hiç ama hiç memnun olmamış. “Hey İstanbul Hey” şiirinden mısralarında şikâyet, İstanbul bezginliği ve köy özlemi var:
“Hey İstanbul hey, ben seni böyle bilmezdim
Köyümü sanki hiç özlemezdim sana koşarken
Yıllara yazık, yollara yazık, insanlara yazık”
“Hey İstanbul hey, sen kayıp zamanlar gibisin”
Yokluk belası, ne edelim düştük yola
Oysa yalan, büyük yalan
Köy dar geldi hepimize,
Parlak ekranların ışıkları
Karanlığı boğdu günden güne
Köyümün aydınlık ufuklarını”
“Eylül öncesi duvarlarında izler
‘Tek yol’ yazıyor ya
Tek yol İstanbul, tek yol”
“Sabaha kadar seni dinledim İstanbul
Sonra ‘Tek Yol’ dedim
Tek yol senden kaçıp kurtulmak
İşte böyle İstanbul, ben köyüme dönüyorum
Sen hoşça kal!”

“Tamgalarla Tengizli” belgeselini çektiği günlerde, “Ağabey, senin de bir belgeselini çekeceğim!” demişti ve ekibindeki gençlere bu arzusunu bir vasiyet gibi bırakmıştı Servet; ekibindeki gençleri, usta-çırak münasebeti içinde “iyi birer belgeselci” olarak yetiştirmişti Servet… Bir gece 04:00 sularında aramızdan ayrıldı. Türk Milleti’ne yaptığı hizmetlerle, eserleriyle ölmeden önce ölümsüzlüğe kavuştu Servet… O şimdi, özlediği köyünde, son uykusunda…

“Aramızdan çok genç ayrıldı. Tecrübesinin, bilgisinin arttığı yılları yaşamaya başlamıştı, daha da olgunlaşmıştı. Daha nice ürünler verecekti…” desek de Emir Allah’tan gelince boynumuz bükülüyor. Bugünlerde, görev yaptığı kurumlarda yaşananları gördükçe şöyle düşünüyorum: Allah ömür verse de yaşasaydı, sayıları kırkı aşan arkadaşları gibi o da mesleğinden koparılarak kızağa alınırdı. Ekibinin dağıtıldığını görürdü… Üzülürdü… Öfkesini sigarasından alır, içmez âdeta somururdu. Duamız Servet Somuncuoğlu’na: Allah rahmetini esirgemesin. Mekânı cennet olsun…

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları