Delikanlı hükmünde insan muamelesiyle yürürken yok hükmünde olmak… – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

Delikanlı hükmünde insan muamelesiyle yürürken yok hükmünde olmak…

Dedim ya, imtihan hem de ne imtihan; iş yok, kılıktan kılığa giriyor mezunlar, aş yok dolanıyor dolandıkça, şartları o kadar kılıfına uydurdular ki ve aksine zorlaştırdılar işin başındakiler edebiyat âlimleri bunlar her ne hikmetse!

31 Ağustos 2020
Alparslan Kar


Sosyal medyada cesaretli bir dille yazarım, anlatırım, tenkit ederim, canımı sıkana söverim sayarım. Bunun sebebi ön yargı, art niyet, karalamak, siyasi propaganda, cinsiyetçi olmak, kayırmak, yalakalık vb. konularına yanlı duruşu ya da taraflı oluşum değildir. Objektif, tutarlı/tutarsız destekli/desteksiz yaşayarak öğrendiğim, sıkıntılarımdan doğan birikintilerdir. Ben insanlarla ne kadar samimi oluyorsam o kadar da yanlış anlaşılıyorum ve bana ânında ön yargı gömleğini giydiriyorlar. O nedenle öfke katsayım, sert ve iğneleyici cümlelerim vardır. Bunu düzgün bir dille ifade ederim. Bunun bilincinde ve farkındayım.

Son zamanlarda süregelen sıkıntılar, insanların bilincine yer eden takıntılar maalesef algı ve empati kapılarını kapatmış, herkes bana dokunmayan yılan bin yaşasın vaziyetinde. Her geçen gün kötüye giden şeyler, insanların ne hâlde olduğunu gözler önüne sermektedir. Şimdi gündemin oyaladığı ve çaresiz kaldığımız birçok olay ve bunları doğuran sonuç varken biz yapacağız kaygısındayız. Aklımın erdiği gücümün yettiği herkesle konuşurum. Bunun için de elimden gelenin en iyisini yapmaya gayret ederim. Size Türkiye’nin en önemli akademisyenlerinden biri olan bir hanımefendi hocamızla konuşmamızdan kısa bir detay vereyim.

Hocam merhaba nasılsınız?
“Merhaba evladım”

Çok üzgün ve karamsarsınız. Bu karamsarlık artık hocalarımızda da başladı, sizce bunun sebebi nedir?

“Dünya ne hâlde evladım görüyor musun? İyiye giden hiçbir şey yok. Altı aydır evdeyiz hiçbir şey yapmamak canımızı sıkıyor, üzülüyorum. İki tane yaşlıya bakıyorum.”

Ben de hasta oldum, zar zor atlattım. Covid19
“Çok büyük geçmiş olsun yavrum.”

Hocam siz niye bu kadar karamsar
ve her şeye kızan köpüren biri oldunuz?
“Çünkü her şey kötü, cinayetler, saldırılar, yuvalar dağılıyor, pahalılık, hastalık. Dünyamız yanıyor biz izliyoruz, bir şey yapamıyoruz. Doğru düzgün uygulanmayan yasalar, salgının aldığı canlar, trafik cinayetleri, kavga dövüş, işsizlik ve maalesef insanların cinnet hâlleri… Böyle olmamalıydı yavrum.”

Bu karamsarlık ve saldırganlık herkese sirayet ediyor hocam.
“Çocuklara ayrı üzülüyorum.”

Neden?

“Diyorum ya her şey kötü, oysainsanın ömrü kısacık… Keşke düşünülse.”

Mahvolduk hocam…Düzeni bozdular eğitimini aldığımız alanda öğretmen, akademisyen olmak bizim için artık hayal oldu.
“Allah ıslah etsin, çok şey gördüm. Çok şeye şahit oldum. Bu kadar berbat bir dönem görmedim.”

Her şey bilinçli mi yapılıyor hocam?
“Bilmiyorum ama bu kadar ümitsiz olduğumu hatırlamıyorum. Bitmeyen kabus gibi…”

Her şey dert, sıkıntı ve çaresizlik hissine gark ediyor insani hocam
“İşsizlik, bu kadar öğrenci nasıl gelecek kuracak evladım. Ve bu çocukları nasıl bir gelecek bekliyor. Önümüzde bize ses olan hiç kimse yok! Her şeyi para olarak görenler, değerleri yok sayanlar, her dişlinin çarkını bozanlar, işte bunlardan dolayı çok mutsuzum.”

Her şeyi görüyor sadece kızıyoruz hocam biz ne yapabiliriz ki?
Olmaz böyle, Türkiye çok önemli bir vaktini heba etti…Ne yapsak ne desek maalesef alışkanlıklarıyla düşünen akıllar bizim geleceğimizi görmek istemiyor. Allah’a sığınıyorum.”

Türkiye’de imtihan…

Evet, maalesef ki imtihan diyorum. Çünkü buna götüren birçok sebep ve istenmeyen sonuçlar var ki, bunda bizi yetiştirenlerin, bizi eğitenlerin ve de bizi yönlendirenlerin vebali de var. Şöyle ki; yarınlarının ne olacağını bilerek/bilmeyerek bir yola baş koyup, meslek sahibi olma arzusu ile yola çıkıp, kendimize aracı amaç olarak düşündüren, onunla karnımızın doyacağına inandıran öğretmenlerimiz/hocalarımız/bilim insanlarımız var. Kendi üstümüze düşeni yaparız/yapmayız onu da kader coğrafyasında biz seçecek değiliz ya!

Sosyal medyadaki hâl ve hareketlerimizle, saçımızla sakalımızla, ideolojimizle, boyumuzla, kilomuzla veyahut kendi yetiştirdikleri hanım ve beyefendilerin dışındakilere yolu tıkamakla, büyük vebal altına giren usta öğreticilerimiz yani hocalarımız var!

Sosyal medya kullanmayı bilmiyoruz, çünkü siz bize ilk önce sigara kâğıdına nasıl yazı yazılır onu öğretmediniz. “Yazı insanın karakteridir.” Toplum içerisinde, büyüklerle küçüklerle nasıl konuşulur, öğretmediniz. Sistem diyerek bize sadece diplomalara nasıl teslim olunur onu öğrettiniz! Türk aile yapısında, hanımların duracağı yeri, beyefendilerin duracağı yeri öğretmediniz. Fikirleri söyleyelim, rahat konuşalım diye herkesi birbirinden uzaklaştırıp, aile nasıl kurulur, öğretmediniz.

Altı yıl oldu, ben sürünüyorum. Çünkü yanlış hayat kurdum…

Sosyal medya demişken; yemek, cenaze, hasta, şehit, o, bu, şu… Bütün konuları paylaştığımızda bizlere akıl sağlığı yerinde olmayan ruh hastası dediniz! Belki haklısınız ama burada yine kabahatli sizsiniz… Fotoğraf paylaşıp, bazı şeylere gönderme yaparken, ne demek istediğimizi anlamadan yerden yere vurdunuz ya da duyarsız kaldınız! Şimdilerde her şey geri geri giderken Türk gençliği için söylüyorum; mecbur bırakıp ayazda terk ettiniz. Onları ya oyaladınız ya nepotizmle işsiz bıraktınız. Yıllarca eğitim aldıkları alanda çalışamayan gençleri, asker ve polis olmaya mecbur ettiniz. Çünkü sizin çocuğunuz, eşiniz, dostunuz en rahat işi yaparken birileri de ölümü göze almalıydı, öyle değil mi?

Eğitime yap boz olarak yaklaştınız; iki yüz teorik kitap, sınırsız temel eğitim kitapları verdiniz. Ekonomiyi, alın terini öğretmediniz. Sistem diye testlere boğdunuz… Ha şehitleri veyahut ölüleri ayırdığımızı söylüyor, bizleri kendi dünyanızda veyahut gerçek hayatta yetersiz olarak görüp, görmezden geldiğiniz zamanlar da yok değil! Aslında biliyor musunuz, bunları sıralarda bizlere siz öğrettiniz! Gruplaşma, hemşehricilik, ideolojik yakınlaşma ve hatta eğlenmeyi ayırdınız.

Sizler vermek istediklerinizi süslü laflarla, eğitim sistemiyle, yazdıklarınızla zaten verdiniz. Sistem sistem diyoruz ya, öyle bir hâl almış ki okula bile gitmeyen adamı/hanımefendiyi mezun ediyor. Sonra yetersiz dediğiniz insanlar damdan düşer gibi bir yerlere geliyor. Gâh formasyon (Biçimlendirme eğitimi), gâh siyasi yakınlaşma, gâh referans…

Kaderimize terk edildiğimizde sonra yine yakınan sizlersiniz. Bizler, bu sıraları, bu okulları meslek sahibi olmak için salladık! Sizler bize ne verirsiniz onları görmek için salladık! Fotoğraflara bakın, güzel ülkemde, fotoğraf dedimse de gerçeklere… Maalesef ki yeni nesil, yolda, yolculukta, her hangi bir yerde saygısı ve duygusu alınmış ise, eser sizin eseriniz! İster bana kızın, ister küsün! İsterseniz topa tutun… Siz bizleri ve gündemi oyalarken kitaplarla, yazılarla, anlattıklarınızla bize olmayan dünyayı gezdirirken, Türkiye’nin bu çetin imtihanını bütün kuşaklara unutturuyorsunuz. Siz kaygılı kaygısız olurken, bırakın bizler hasta olalım aman sizlere bir şey olmasın. Bize yetersiz dediğiniz konuları siz anlatıverin. Biz genç beyinler fikir üretelim, sizler süsleyip mutfakta unvan ve etiketle radyo, televizyon ve dergilerde hatta kitaplarda yer verin.

Ses olsak da, sus olsak da yine olan bizlere olacak… Öyle bir zamandayız ki ilkokulda başkaları, ortaokulda başkaları, lisede başkaları, üniversitede başkaları bizim hakkımızdan geldi. Durum ortada, ne sevinmesini, ne üzülmesini, ne aile kurmasını, ne iş güç sahibi olabilmeyi, ne büyüğe saygıyı, ne küçüğe sevgiyi, ne de bu düzende bir vatanımızın varlığından haberimiz var. Bu uğurda verilen emekler için herkese teşekkür ederim. Rahatsızlığınız varsa dile getirin. Ya da bendenizi hayatınızdan çıkarın! Lafla, oyalamayla karnımız doymuyor… İş yaptıranlar ya da yaptıracaklar hep maddiyatı unut, sonra icabına bakarız anlayışında. İlk önce sizler kendilerinizden vazgeçin. Biz de duygusallıktan, size göre hastalıktan ve de size göre sizin beğenmediklerinizden kurtuluruz. Siz; büyüyeceğim diye geriden gelenleri dışlamanıza, size benzeyenleri kayırmanıza gerek yok. Bu ülkede, asıl imtihanla bu gün o tabuta sarılı olarak gelen aziz şehitler, aç karnına, sizlerin işgal ettiğiniz kurumlarda bu fakirlere de ne zaman yer vereceksiniz diyenler çekiyor! Sakın bana ve bizlere üstünüze düşeni yapın deyip oyalamayın, çünkü biz sizlerin üstünüze düşeni yapmadığınızı biliyoruz.

Türkiyede ikinci imtihan…

Delikanlılık şöyle dursun; hep itibarsızlaşan ve önünde “atanamayan”, “sözleşmeli” yakıştırmalarıyla karşımıza çıkan haysiyetini yitirmiş bir meslek var. -Öğretmenlik!- Ne güzel değil mi? Kulağa hoş geliyor; “Öğret-” kelimesi, sözcüğü her ne diyorsanız, deyin!

Yolların bu kadar dik yokuşlu kumpast evresi, yamacı sizler için dağın görünmeyen yüzü… Sadece görmek istediklerinizin çeyreği gibi dursa da yığılan gençliğin vebalini taşımakla neler ettiğinizi bir görebilseniz keşke! Birçok kez hep sayıkladım, dövündüm ve dizlerimin bağı çözüldü. Ben -Vasıfsız Türkolog olarak çıktığım bu yolculukta ağır darbelerle maruz kalacak en son kişiydim.- Sonrasını hatırlamıyorum desem yeridir. Çünkü nedeni belli olan krizlerin sessizliği bu…

Dedim ya, imtihan hem de ne imtihan; iş yok, kılıktan kılığa giriyor mezunlar, aş yok dolanıyor dolandıkça, şartları o kadar kılıfına uydurdular ve aksine zorlaştırdılar, işin başındakiler de her ne hikmetse edebiyat âlimleri! YÖK’ünden tut TDK’sine, yolundan tut yayıncılık anlayışına sahip kim varsa, bu işin mutfağında. Ama her şey “ters yüz”, “harmanlanmış”, pastanın kimin imdadına yetiştiği belli değil!

Türk Dili ve Edebiyatı, Çağdaş Türk Lehçeleri, Halk Bilimi, Türkçe, Türk Dili ve bilmem kaç parçanın figüranı olduğumuzun farkında olmadan Formasyon (Biçimlendirme) eğitimi.

Hadi filmi biraz geriye saralım: Ben test denilen bela ile ilkokulda arılı marılı bir dershanenin kampanyasıyla tanıştım. Yaşım 35’i geçiyor lanet testten kurtulamadım. Sebebini bilemediğim bir garip çukur! Haa durum tamamen duygusal sanırım. Sonra sınavların adı, sanı değişti. Eğitim sisteminin rengi, şekli şemalı değişti. Bir gün üniformalar, bir gün müdürler, bir günse öğretmenler… İnanın bana ne yapacağımızı şaşırmış vaziyette bir şeyleri kavramaya çalışıyorduk. Sonrasında öyle ya da böyle bir şeylerin peşinden koşma gereği duyduk.- Bunun adı hayaldi.- Hayallerimiz her defasında iki ya da üç saate kısıtladılar! Bu şartlarda ya “adam” olduk ya da serseri! Hâlen anlamakta güçlük çektiğim garip sistem. Önceden KPSS başımıza bela olmadan herkes yerini tutmuş ve yine milenyum çağında başımıza bela olan güya liyakat sistemi getirilmiş oldu. Neresinde ne tarafında liyakat esassa… Anlamak zor ve inanmak zor! Yıllarım, yollarım sınav oldu. Bu kadar inat ettikçe sınavlar arka arkaya tren gibi, sevgilini beklerken sen çek çileyi! Sevgilimiz de bizi saf dışı bıraktı ya erkenden intihar ettik!

Şerif Aktaş rahmetliyi çok iyi anlıyorum.

Bunca zaman geçti eski/yeni çatışması başımıza bela oldu. Kriter, nitelik filan feşmekan vay bee… Kafam iyice karıştı. Ruh hâlimde sözcükler birbirine girdi. -Masterlisans/ Doktora şey acaba en akademik terim ne olmalıydı?

“Eskiden alımlar şöyleydi. Çalımlar böyleydi.” “Yeninin adı dayı, puan şu bu oldu” diye söylentiler çıktı. Adanmışlık yerini kayırmacılığa, leblebi tozu gibi dağıtılan diplomaların adı; ikinci üniversite, uzaktan eğitim, açık öğretim oldu. Yığ babam yığ, sonra işin başındaki kelaynak.; “Öğretmen olup ne yapacaksınız, akademisyen olup ne yapacaksınız; defolup gidip yazar olun! Şair olun!” demez mi? Gülsek mi ağlasak mı? Sanki her kitap çıkaran aylık asgari ücretli kalem işçisi ya…

Fikir üretince karnımızın doyduğunu zanneden öğretmenlerin, en akademik hocaların krize yanıt vermesi gerekirken bir milyona yakınlaşan şişirme öğretmenlik müessesesini ne hâle getirdiklerini görmeleri gerekir. Yahu boylu poslu adamsın! Asker ol! Polis ol! Git bir barda badigard ol! Güvenlik ol! Oldu sizin gül hatırınız için takım elbiseli beyefendi veyahut pazarlamacı da oluruz. Yeter ki siz isteyin!

Edebiyat alanında mezun hepsi dâhil sayısını hatırlamadığım ölçüde yükseliyor. İtibarsızlık caddesinin tam ortasında konuşlanmış öğretmenim demekten utanan bu kadar insanın ahı ne olacak! Dedim ya delikanlılık şöyle dursun; otur KPSS çalış ya da ALES yap diyeceksiniz. Bu acziyeti aşılamak için neden eğitim veriyorsunuz kardeşim. Diplomanın ne esprisi var; açılımını yapın! Sadece neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Bu yığılmanın neresindesiniz ne zaman dur diyeceksiniz?

Yarınların karanlığını hazırlarken, 24 Kasım’larda arkanızdan rahmet okunmamasını istemiyorsanız bu işe bir çözüm bulun. Boş bakanlarla eğitim sistemi düzelecekse, size göre unvan etkili bir unsursa buyurun, düzeltin de görelim. Mezun ettiğiniz gençlerin ruhlarını okuyun. Cinnete çeyrek var! Size dürüstçe derdimizi söylüyoruz. Alınganlık caddesinde geziniyorsunuz. İsim isim sizleri ifşa ederdim de dedim ya konunun başında delikanlılığa sığmaz. Hakikaten olmayan dünyada mezunlarınızın adına; “Atanamayan”, “Sözleşmeli” derken aynaya nasıl bakabiliyorsunuz. Bu diplomalar sizleri temsil ediyor, ben yetkili olsaydım kendimden utanırdım. Bir Milyon kardeşim insan içine çıkın! (Türk Dili ve Edebiyatı; 75.000) doğruyu söyleyin. Biz öğretmen değiliz, bizi yetiştirenler bizi hayalleriyle boyayıp sokağa attılar deyiverin.

Amaç üniversite olsa idi Apart üniversite, uzaktan eğitim, açık öğretim, tabela üniversiteleri olmazdı. Mevzu belli. “Yığılan taş” olmak ve de bu yığılmanın vebalini kime yüklemeye kalksak ya tepki vermiyor, ya da bilip salağa yatıyor. Eğer amaç diplomaysa birçoğu teslim olup mavi hayaller kuruyor zaten. Yazık, içinde kaybolan geleceğimizin artçıları bunlar…

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları