Gerçek yapayalnız öldü!

Gerçek öldü! Olaya tanık olanlardan bazıları, şahit yazarlar diye görmezlikten geldi. Biraz tanıyanlar "İyi bilirdik!" bile diyemediler. Otopsi yapmaya lüzum görmediler. Çünkü olayın gördükleri gibi gerçekleşmediğine, olay yerinde karar verdiler.


Gerçek öldü! İlkin kimse ne olduğunu anlayamadı. Bir süre kalabalığın içinde “Öldü mü, öldürüldü mü?” soruları dolaştı. Çoğunluk, kendiliğinden öldüğüne emin gibiydi. Bazıları vadesinin dolduğunu söyledi. Uzun süredir, yakalandığı amansız hastalıktan mustarip olduğunu, ebedi hayatta huzur bulacağını söyleyenler oldu. Bazıları bunun doğal bir ölüm olduğuna inanmadı. Binlerce yıldır, belki de çok daha uzun yıllardır aramızdaydı; şimdi ne oldu da birdenbire ölecekti. Bu şüpheciler böyle düşünse de kafaları karışmıştı, oradan sessiz sedasız ayrılırlarken akıllarında bu kez başka bir soru vardı: “Acaba garibin müzmin hastalığı neydi?” Kısık sesle, çekine çekine kendi canına kıydığını söyleyenler de yok değildi. Ne güzel hayatı vardı. Hep aramızdaydı, hiç de öyle hayatından memnun değilmiş gibi bir hâli yoktu. Belli ki kimseye anlatamadığı bir derdi vardı zavallının. Çare de bulamadıysa… Allah affetsin.

Bazıları öldürüldüğünden emindi. Tanıklardan biri, üzgün bir hâlde bir yeri işaret ederek “Gerçeği orada öldürdüler.” dedi. Ama kimse güpegündüz, insanların ortasında böyle bir şeyin olabileceğine inanmadı. Düşmanı çoktu rahmetlinin ama hiçbiri de böyle bir cesaret gösteremezdi. Derken, gözlerinden ateş fışkıran, iyi giyimli çirkin bir adam kendinden emin bir şekilde, kalabalığa seslendi: “Kardeşlerim; gerçeğin cinayete kurban gittiğini söyleyenler, bizi galeyana getirmek istiyor! Tuzağa düşmeyelim!” Olayın tanıklarından bir başkası bu kişiyi tanır gibi oldu. Olay anında maktulün yanından geçen kişiydi sanki. Sonra benzettiğini düşünerek üzerinde durmadı. Çok doğru söylüyordu. Belli ki doğal bir ölümdü bu ve birileri doğal olarak bunu kullanmak istiyordu.

Ama gerçek ortadaydı…

Gerçek öldü! Olaya tanık olanlardan bazıları, şahit yazarlar diye görmezlikten geldi. Biraz tanıyanlar “İyi bilirdik!” bile diyemediler. Otopsi yapmaya lüzum görmediler. Çünkü olayın gördükleri gibi gerçekleşmediğine, olay yerinde karar verdiler. Bazılarının aklına yatmadı ama itiraz etmediler. Yakından tanıyanlar, timsah gözyaşları döktüler, cenaze masraflarının tamamını keyifle karşıladılar. Masraf da çok olmadı gerçi. Kefen parası, nakil parası ve Hakikat gazetesinde yüz paraya tam sayfa bir ilan:

Gerçek’in Nefesi Kesildi!

Kadim dostumuz Gerçek, dünyadaki çilesini doldurarak sonsuzluğa göç etti. Her an gözümüzün önünde olduğu için kıymetini bilemediğimiz değerli varlığı, bugün öğle saatlerinde son buldu. Merhumun cenazesi, öğle namazını müteakip Merkez Camiinden alınarak şehir mezarlığına defnedilecektir.”

Ceset, cenaze namazına kadar oracıkta kaldı. Mezarlıkta yer kalmadığı söylendi, oraya defnedilemedi.  Zavallıyı, beş seveni ve yedi Hakikat gazetesi okuru, sessizce bir ağacın dibine gömdü. Artık gerçek yoktu. Merhuma son görevlerinden dönerlerken, şehir mezarlığında büyük bir kalabalık gördüler. Şaşırdılar. Hepsinin şaşkınlığı aynıydı: Bu aralar ne kadar çok kişi ölüyor.

 

 

 

Yazar

Alperen Okur

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar