Gülen Adam Kemal Sunal

“Beni istediğiniz kadar dövün, ama bırakın istediğim gibi güleyim.” 


Gerçek bir Türk sineması efsanesi olan, oyunculuğu, mizahı ve yaratıcılığı ile gönüllerimizi fethetmiş olan Kemal Sunal… 

1970’li yıllarda abartılı mimikleriyle komiklik yaparak insanların dikkatini çeker. Kendini küçük adımlarla geliştiren güldürü, onunla birlikte büyük sıçrayışa geçecektir. Keloğlan geleneğini geliştirirken, Hacivat ve Karagöz’ün mirasını da sürdürür. 1972’de Kemal Sunal beyaz perdede belirir ve güldürü sinemamızda yeni ve aydınlık bir dönem başlar. İşte o günden sonra Kemal Sunal güler, tüm Türkiye güler. 

Oynadığı filmlerdeki karakterlerin genel özelliği; haksızlıkların karşısında duran, iyiliği ve saflığı yüzünden başına sürekli iş açılan, zekâsıyla kötülerle mücadele eden ve insanlara doğru yolu gösteren adamdı. Bunu gülerek, güldürerek yapardı. O daima “gülen” adamdı. Kendisini de “çok az konuşan, çok soğuk birisiyim” diyerek tanımlardı. 

Kemal Sunal’ın izleyicileri tarafından benimsenmesi ve sevilmesi, filmlerin çekildiği dönemlerde Türkiye’de yaşanan sosyolojik, sosyo-ekonomik ve siyasî gelişmelerin filmlerinde eleştirel bir bakış açısıyla ama yoğun propaganda yapılmadan yer almasıydı. Zamlar, insanları dolandıran kişiler, geçim sıkıntısı, işsizlik, göç ve aslında kutsal bir kavram olan törenin arkasına saklanan saçmalıklar gibi konuların sinemasında işlenmiş olması, Sunal filmlerine toplumsal bir anlam da kazandırdı. Güldürü içerisinde sosyal mesajlar vererek mizahi dille eleştirdi. Kemal Sunal’ın bu denli sevilmesi, filmlerinin defalarca izlenmesine karşılık aynı keyfi vermesi de sıradan bir izlenme alışkanlığı olmadığını gösterdi.   

Delidir ne yapsa yeridir” misali, onun düştüğü biçare durumlar seyirciye hiç de tuhaf gelmiyordu.   

Aslında yaptığı insanların, toplumların ve olayların gülünç yönlerini ortaya koyan, izleyici kitlesini güldürürken düşündürmeyi amaçlayan güldürü türü. Yani biz birtakım durumların olağan ilerlemesine alışmışız ya, işte bu olağan ilerlemeler yerine beklenmedik bir anda, beklenmedik bir durum çıkınca bu bize çoğu kez gülünç gelir.  

Karakter kavramı ise kişiye özgü davranışların bütünü, insanın bedensel, duygusal ve zihinsel etkinliğine, çevrenin verdiği değer. Karakter, öyküyü taşıyan ve sona götüren kişidir yani öykünün ana kişisidir. Değişkendir, daha gerçektir ve daha inandırıcıdır. Kemal Sunal filmlerinde karakter yaratımında ise senaryonun önemi kadar oyuncunun yorumu çok önemlidir. Yani karaktere hayat verir. Sunal’ın bu anlamda da filmlerine çok büyük katkısı vardır. 

Zübük ile Gol Kralı Kemal Sunal’ın en önemli filmlerindendir. Eser mizahın ustası Aziz Nesin’in kaleminden çıkmıştır. Hem siyasal bir taşlama vardır hem de Kemal Sunal karakterlere hayat vermiştir. Güldürü sineması açısından çok önemli filmlerdir.  

Özellikle Zübük filmi, içinde bulunduğu toplumsal yapıyı yansıttığı ve filmlerinde düzeni eleştiren ciddi mesajlar verdiği görülmekte. Sunal’ın filmlerinde canlandırdığı tiplerin, günlük hayatta her zaman karşılaşılan, halkın içinden, sıradan kişiler olması en büyük özelliğidir. İzleyicinin gerçek hayatta yaşadıklarını, özlemlerini yansıttığı içindir ki; onun oynadığı rolden daima bir beklenti içinde olmuşlardır. 

Zübük filminin başka bir işlevi de topluma kendi sorunlarını komik bir biçimde anlatmak, toplumu oyalamak ve eğlendirmektir de.  

Zübük filminde görüldüğü gibi, Kemal Sunal’ın filmlerinin bir büyüsü de günümüz olayları yansıtıyor olmasıdır. Günlük hayatın ağır sorunlarından bunalan topluma, akşamları izledikleri Sunal filmleri moral verir. Kişileri, hayatla yeniden barıştıran bu filmler bu bağlamda önemli bir yere sahiptir. Kemal Sunal filmlerindeki karakterlere baktığımız zaman gücünü toplumsal olgulardan alır ve bu olguların karşılığını toplumdaki her bir kişide bulabileceğimiz bir biçimde yansıtıldığını görürüz.  

Özellikle Hababam Sınıf’ı tam 80 darbesi öncesindeki iklimde çekilmiş. Her gün onlarca genç hayatını kaybederken, ülke tam bir kaos alanı iken insanlara bu filmler bir nebze olsun mutluluk vermiştir. 

Şaban karakteri Kemal Sunal’ın oyunculuk yaşamının bir simgesidir. Çünkü her oyuncunun temel bir özelliği, tiplemesi vardır. Kemal Sunal’ın Şaban tiplemesi ile farklı kulvarlara geçiş yaptığı bir gerçektir. O kendisini yinelediği kadar yenilemesini de bilen bir sanatçı olmuştur. Halkın gözünde bir kahraman olarak büyüyen Sunal, Şaban tiplemesi ile halkın sözcüsü olarak karşımıza çıkar. 

Evet hayata veda etmesinden bunca yıl geçse de Sunal, sadece güldürmüyor, düşündürüyor, sadece düşündürmüyor dönemine tanıklık ederek toplumsal olgulara dikkat çekiyordu. Sistemi eleştiren hatta bozan bir tarafı olduğu; örneğin Zübük, Kapıcılar Kralı, Kibar Feyzo, Düttürü Dünya, Çöpçüler Kralı, Katma Değer Şaban filmlerinde düzene gönderme yapıldığı, özellikle de güldürü ile birlikte gerçekleri ortaya koyduğu görülür. Bazen dersleri güldürerek vermenin çok daha etkili olduğu gerçek de. 

Filmlerinden bazı replikleri asla unutulmayacak.

Benim adım Feyzo kibar Feyzo diyler köyde 

Öyleyim di mi? ihhihih 

Parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği.” 

Hepsinden daha önemlisi liseden sonra kazandığı üniversiteye iş hayatından sonra ara veren, 50 yaşında üniversiteyi bitiren Kemal Sunal… Bunu kendi çocuklarına olduğu kadar şüphesiz bütün Türk çocuklarına örnektir.. Bu azmin ve iradenin ifadesidir. 

O halkın kahramanıydı, demek yeterli olur mu? Olmaz kuşkusuz. Kemal Sunal gerçeği bir sosyal olgu. Bugün elimize kumandayı alıp kanalları dolaştığımızda aynı anda farklı kanallarda yine onunla karşılaşıyoruz. Yarın kanallar arasında dolaşırsak karşımızda yine o olacaktır. Kısacası, Kemal Sunal dünümüz, bugünümüz ve yarınımızdır. İnsanlar kendinden bir şeyler bulduğu ölçüde kendini sanatçının yerine koyar, onunla özdeşleşir. Birçok insanın yaşama dönük umut penceresinin adıdır Kemal Sunal. O, ekranların ardından gelip yanımıza oturur.  

“Beni istediğiniz kadar dövün, ama bırakın istediğim gibi güleyim.” 

Ruhun şad olsun.

 

 

Yazar

Özge Yıldız

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.