Haysiyet – Ece Üner – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Gündem Özel: Karadeniz’de Rus-Amerikan Rekabeti ve Montrö   • Söz konusu açık oturum-15: Korona/ Eba / Andımız

Haysiyet – Ece Üner

“Tarihin taslağını yazmak için çıktım yola. 
Sonra anladım: 
Tarih dediğin kazananların magazin haberleri… 
Bizim hikâyelerimiz hep üçüncü sayfa.” 

28 Mart 2021
Özge Yıldız
Haysiyet – Ece Üner

Özge Ece Üner, 21 Temmuz 1981’de İstanbul’da doğdu. İlk kelimesi “oku” oldu. Başarılı bir spiker olan Ece Üner, “Haysiyet” kitabını kızı Güneş’e ithafen yazdı.   

Tuhaf zamanlarda cesurca yaşamak 

Kitabın giriş kısmındaki sözüyle başlayalım. 

Tarihin taslağını yazmak için çıktım yola. 

Sonra anladım: 

Tarih dediğin kazananların magazin haberleri… 

Bizim hikâyelerimiz hep üçüncü sayfa. 

Bu kitapta buna dair izler bulacaksınız. “Benim iskelet sistemim; haysiyetim. Beni o ayakta tutuyor” diyen Ece Üner, yaşanılanları anlatıyor. 

Önemli konuların yer aldığı kitabında geçmişten günümüze yansıyan olayları bugünden bakışıyla yorumlayarak anlatıyor. Ben de bu konuların bazılarına yer vererek kısa da olsa değinmek istiyorum. 

Haysiyetli özgür kuzular 

Haysiyetin tanımını yaparken, onun insanın yüreğinde olduğunu söylüyor. Kurtla kuzu masalını günümüz olaylarıyla yorumlayıp mağdur bireylerin tüm haklılığının arkasındaki duruşu yani haysiyeti vurguluyor. Artık hikâyelerin nasıl biteceğine kuzuların karar verdiğinden bahsediyor.  

Özgürlük ve mahkûmiyet arasındaki ilişkideözgürlüğü mahkûmiyete teslim ettiğimizi, kendi oylarımızla iktidara getirdiğimiz liderlerin, demokratik kuralları teker teker çiğnemesine seyirci kaldığımızı anlatıyor. Sahidedikleri ne kadar da doğru. Toplumun desteğini oylarıyla arkalarına alan çoğu diktatör kendi kurallarını da koymasını çok iyi biliyor. Günümüzde yaşanılan durumları buraya sırasıyla yazmak istemem. Malûm herkes bunu görüyor. 

Korku, tutsaklığı beraberinde getiriyor. “Korktukça Tutsak, Umut Ettikçe Özgürsün” diyerek Esaretin Bedeli’ne atıfta bulunuyor. Nasıl mı? Kitabın içeriği, öyle ilginç olaylar bir araya getirilerek kurgulanmış ki, detay vermeye kalksam kitabı size anlatmış olacağım. Bu da yazara haksızlık olur doğrusu.  

Kitabında, küçük bir masala yer verip ardından güzel bir yorum ekliyor. Gücün zorbalıktan gelmediği gibi insanlara bir şeyleri yaptırmaya çalışmanın da zorla olmayacağını, ışığın ve sevginin insanlar üzerindeki önemini vurguluyor. Merak edenlere yine detay veremem. Buyurun, okuyun efendim. 

Tok açın hâlinden ne anlar? 

Türkiye’nin çözmesi gereken temel meselelerden birisi de ifade özgürlüğü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde geçen yıl itibariyle karar için bekleyen davalar sıralamasında Türkiye’nin ikinci sırada yer aldığı açıklanmıştı. Sahi bunu da gündemin hızlı akışı içinde unuttuk değil mi? Hatırlatanlar var ve bunun için yazmaya devam ediliyor. 

Türkiye 2019 yılı itibariyle cezaevlerinde en çok gazeteci bulunan ikinci ülke. Düşünceye müdahale edemeyenler, düşünene müdahale ediyor. Ece Üner de unutturmamak için yazmış. 

Sarı Öküz hikâyesini hepimiz duymuşuzdur. Ama bu hikâyenin günün birinde etrafımızda yayılabileceğini düşünmek aklımıza gelmemiştir. Çünkü bu hikâyeden alınacak ders hep yer etmiştir. Bu hikâyeyi tek başına karar alan ve yanındakinin fikrini bile duymayan ya da duyulmasına bir şekilde engel olanlara ne zaman “Birlikten kuvvet doğar” sözünü hatırlatacağız? Gelin efendim bu hikâyeyi bir de kitaptan okuyun. 

Türkiye’de, TBMM’de muhalefet milletvekilinin “Arkadaşlar millet aç, perişan. Evet, herkesin midesine bir şey giriyor ama kuru ekmek giriyor” sözlerine bir iktidar milletvekili “O zaman aç değil demek ki” yanıtını vermişti. Ece Üner, ülkede açlık yaşanırken TBMM’de durum ne diyerek araştırdı. Bu konuda kitapta daha detaylı bilgiler var. Millet aç mı tok mu diye tartışan milletin vekillerinin %65‘inin açlığı bilmediğini söylüyor. 

Yaşamak yaralanmaktır 

Yaşamak yaralanmaktır.” diyen Ece Üner, öyle güzel anlatmış ki… “İnsan da kırıldığı yerden inşa olur, yeşerir. Hani ‘Yaşamak yaralanmaktır.’ denir ya işte insan da yara izleriyle doludur ve tüm bunlar, yaşamın tâ kendisidir, bize bir hikâye verir. Eşya da bir hikâyeye sahipse güzeldir. 

Olayların bütününü görmek, geniş ve derinlemesine bakmanın artık günümüzde kalmadığını olaylar üzerinde konuşup uzlaşmayı ya da tartışamadığımızı belirtiyor. Bir olay hakkında farklı fikirlere sahip olabiliriz. Farklı düşünebilir, farklı tepkiler verebiliriz. Konuşulan durumlarda tartışabilir gerekirse anlaşamayabiliriz. Ama yazarın burada vurguladığı nokta artık yaşanılan durumları konuşamaz oluşumuz… 

Kitapta ilgimi çeken bölümlerden biri de Japonya’da iyi yaşam standartlarına sahip insanların ısrarla ölmek istiyor olmalarıydı. Günlük intihar sayısını gördüğümde çok şaşırdım.  İntihar sebepleri ise insanların mükemmeliyetçi yapısı, öteki hayatlara olan inançları… Bir de işin içinde yalnızlık var. Yalnızlık durumu öyle bir boyuttaymış ki insanlar özel günlerinde yalnız olmamak için aile kiralıyormuş. Ayrıca orada bir de intihar ormanı varmış. Ece Üner, yaşanılan olayları anlatmasının yanı sıra biz okurlara çok farklı bilgiler de veriyor.  

Çağımızın hastalığı olan tüketimin, bir örümcek ağı gibi, hepimizi yakaladığına değinmiş. Üstüne üstlük ders niteliğinde bir de örnek vermiş. Her bölümü sizlere doyasıya yazmak isterim ama “kitabı oku” diyerek bu bölümü de geçiyorum.  

Liyakati mi, sadakati mi? 

Son yıllarda en çok tartışılan konulardan bahsediyor. “Birisi göreve geldiğinde hangi parametreyle geldi? Birisi yüksek bir mevkiye atandığında, bu atama, o kişinin liyakati mi, sadakati mi göz önünde bulundurularak gerçekleştirildi? Daha da ötesi, liyakat profesyonelliği, tarafsızlığı, nesnelliği, adaleti simgelerken, sadakat, iş bilmezliği, taraf tutmayı, adam kayırmayı ifade eder hâle geldi.”  Sahi siz ne düşünüyorsunuz? 

Nefes alamıyorum” sözü yabancı gelmiyor değil mi? İşte bu kitap tam da bunu hatırlatıyor. ABD de yaşanan beyaz bir polis memurunun dizlerini siyahi bir adamın (George Floyd) boynuna bastırarak öldürdüğü olay. Bu olayı yorumlayan George Floyd’ta 12 Yıllık Esaret’in izleri yazısını da mutlaka okuyun. George Floyd’a derisinin renginden dolayı kendini savunma hakkı verilmemişti. 

Kadın cinayetleri neden bitmiyorTürkiye’de kadın olmak zorlaşırken kadın olduğu için ölmek giderek kolaylaşıyordu. Öyle bir yerden yakalamış ki… Kadının hukuk mücadelesinde eksik olan tek şeyin adalet olduğunu tüm gerçekliğiyle anlatıyor. 

Kitaptan edindiğim bilgilerin yanı sıra yazarın olaylar karşısındaki yorum ve duruşuna hayran kalmamak mümkün değil. Aynı zamanda kitapta kendime edindiğim bir liste çıktı. Yazar, anlattığı ve verdiği örnekler üzerinden edindiği bilgileriyle kitap ve film merakına da yönlendiriyor.  

Haysiyetli son 

Dik duralım, iyi olalım, iyileşelim… Başımızı eğmeyelim… Soru soralım…İzahı olmayan şeylerin mizahını yapalım… 

Yazıyı kitabın, arka kapağındaki sözle bitirelim. 

Adaletsizliği değiştiremezsiniz ama adaletsizlik karşısındaki duruşunuzu değiştirebilirsiniz. 

 

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları