Karzai Yönetimi “Kurtlar Sofrasında”

Taliban yönetiminin yıkılması ve Kasım 2001’de gerçekleşen birinci Bonn Konferansı neticesinde iktidara getirilen Hamid Karzai ile birlikte bu ülkedeki güvenliğin sağlanması için Birleşmiş Milletler gözetiminde çok uluslu bir barış gücü (ISAF) oluşturulmuştur. Bir süre sonra NATO’ya devredilen çok uluslu güvenlik ve barış gücünün 2014 yılı itibarı ile bu ülkeyi terk etmesi beklenmektedir. Ancak, NATO kapsamındaki […]


Taliban yönetiminin yıkılması ve Kasım 2001’de gerçekleşen birinci Bonn Konferansı neticesinde iktidara getirilen Hamid Karzai ile birlikte bu ülkedeki güvenliğin sağlanması için Birleşmiş Milletler gözetiminde çok uluslu bir barış gücü (ISAF) oluşturulmuştur. Bir süre sonra NATO’ya devredilen çok uluslu güvenlik ve barış gücünün 2014 yılı itibarı ile bu ülkeyi terk etmesi beklenmektedir. Ancak, NATO kapsamındaki söz konusu güvenlik ve barış güçlerinin çekilmesi ile Afganistan’da barışın sağlanıp sağlanamaması hala bir muamma olmaya devam etmektedir. Bu doğrultuda, ABD başta olmak üzere Afganistan’da etkili olan güçler, NATO’nun çekilmesi sonrasında bu ülkede barış ve güvenliğin sağlanması için çalışmalarına hız vermiştir. Bir yandan,  ABD, Almanya ve İngiltere’nin girişimleri ile Taliban örgütünün Katar’da siyasi temsilcilik açarak barış şartları hususunda müzakerelere başlaması ve Hikmetyar temsilcilerinin de Kabil’deki ABD yetkilileri ile görüşmesi, diğer taraftan ise Muhammed Muhakkik, General Dostum, Ahmed Ziya Mesut ve Amrullah Salih gibi hükümet muhaliflerinin Berlin’de ABD Senato üyeleri ile bir araya gelmeleri, bir takım uzmanlar tarafından 2014 sonrasında Afganistan’ın mukadderatının belirlenmesi çabaları olarak değerlendirilmektedir. Fakat burada dikkati çeken husus; gerek Berlin’de toplanan Karzai’nin siyasi muhalifleri, gerekse Kabil yönetimine karşı fiilen savaş halinde olan silahlı muhaliflerinin açıklamalarında ortak bir nokta bulunmaktadır. O da, Karzai’nin başarılı olamadığıdır. Ayrıca her iki taraf da kendi açıklamalarının haşiyesinde 2014’e kadar daha güçlü bir şekilde Karzai yönetiminin karşısına çıkmayı hedeflediklerini ima etmektedirler.

Bu noktada, Afganistan’daki genel siyasi tablonun daha net bir şekilde göz önünde tutabilmemiz açısından meydana gelen yeni siyasi oluşumları kısaca gözden geçirmemizde fayda vardır. Özellikle 2009 Başkanlık seçimlerinde Karzai’yi destekleyen, Muhammed Muhakkik (Hazara) ve General Dostum (Özbek) başta olmak üzere, ünlü komutan Ahmedşah Mesud’un kardeşi ve 2004 – 2009 dönemi devlet başkan yardımcısı olan Ahmed Ziya Mesud (Tacik) ve liberal bir kişiliğe sahip olduğu bilinen ve Afganistan’da siyasal sistem olarak federe bir yapıyı savunan Abdullatif Pedram (Tacik) gibi siyasal ve halk tabanı bakımından etkili olan kişilerin bir araya gelerek “Milli Cephe” (Cebhe-yi Milli) adı altında yeni bir siyasi oluşum etrafında birleşirken, diğer taraftan da 2009 devlet başkanlık seçimlerinde Karzai’ye rakip olan Dr. Abdullah (Tacik – Peştun karışımı) liderliğinde Ata Muhammed Nur (Tacik), Yunus Kanuni (Tacik) ve Kazimi (Hazara), gibi önemli şahsiyetlerin “Ulusal Koalisyon” (İtilaf-i Milli) adı altında siyasi mücadelelerine devam ettiği bilinmektedir. Dolayısı ile Karzai yönetiminin her geçen gün halk tabanının gittikçe zayıflamaya başladığı görülmektedir. Karzai hem 2004 hem de 2009 Başkanlık Seçimlerinde kendisini destekleyen grupları dışlayarak kendi güvenini nerdeyse tüm Afganistan halkı nezdinde kaybetmiş ve söz konusu grupların bir araya gelerek kendisine karşı yeni oluşumlar kurmaya itmiştir. Diğer taraftan ise ABD ve diğer bir takım unsurların baskısıyla kendisine karşı fiilen savaşmakta olan Taliban ve Hikmetyar ile müzakere yapmaya çalışmaktadır. Bu da Karzai’nin siyasal söylemlerine sabit olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu arada, seçimlerde Karzai’yi destekleyip daha sonra muhalefete çekilen gruplar ise Taliban örgütü ve Hikmetyar ile devam eden müzakerenin kapalı perdeler ardında gerçekleşmemesi gerektiğini ve kendi temsilcilerinin de bu müzakerede yer alması gerektiğini söylemektedirler. Öte yandan Taliban örgütününse, ne Kabil Yönetimini ne de diğer oluşumları resmen tanımadıkları ve direk Amerikalılarla pazarlık yaptıkları bilinmektedir. Bu noktada müzakereyi yürüten merci, kim olursa olsun, Taliban ve Hikmetyar menfaatlerinin yanı sıra, ülkedeki yeni oluşumların da menfaatlerini göz önünde tutması gerekmektedir. Zira Afganistan’da özellikle yakın dönem tarihinde açık bir şekilde görüldüğü gibi, dengelerin ne zaman kimin lehine değişeceği bilinmemektedir. Güçlerin neredeyse eşit olduğu ve merkezi yönetimin oldukça zayıf ve hala meşruiyet sorunu yaşadığı Afganistan’da tüm güç dengelerinin menfaati göz önünde tutulmazsa, söz konusu müzakerenin sonuçsuz kalması kaçınılmaz olur. Savaşın artık insan hayatının bir parçası haline geldiği Afganistan gibi bir ülkede, tüm fikirler sistem karşıtı silahlı örgütlere odaklanıp sistem dâhilindeki gruplaşmalar göz ardı edildiğinde, senaryoların ters dönme ihtimali de yüksektir.

Diğer bir önemli husus da, 2014’te NATO kapsamındaki uluslararası barış gücünün Afganistan’dan çekilmesi söz konusu olunca, bir takım ülkeler, bu tarihten sonra da bu ülkedeki varlığını meşrulaştırmak için farklı ataklarda bulunmaktadırlar. Bu kapsamda Afganistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, gelecek günlerde Almanya ve İngiltere’nin Afganistan ile “stratejik işbirliği” imzalayacağı belirtilmektedir. Bunun hemen ardından da Amerika ile daha geniş kapsamlı ve uzun vadeli “stratejik ortaklık” anlaşmasının imzalanması beklenmektedir.
Burada şu hususun altını çizmekte fayda vardır: “Stratejik işbirliği” her ne kadar kısa vadeli ve sınırlı bir alanda dahi olsa, bir takım ilkeler bağlamında, yukarıda sözünün ettiğimiz ülkelerle Afganistan gibi zayıf bir yönetimle uyumlu görülmemektedir. Her şeyden önce ülkelerin hareket serbestliğinin yanı sıra, her iki tarafın da sahip olduğu rejimlerin meşruiyeti tam olarak sağlanmış olmalı ve yaşanılacak rejim değişikliğinin stratejik ilişkileri etkilememesi gerekmektedir. Bu noktada Afganistan’daki mevcut yönetimin tam olarak meşruiyeti olmaması ile birlikte, söz konusu ilişkilerin uzun süreli olabileceğine dair her hangi bir garantisi de bulunmamaktadır. 2014 sonrasında NATO kapsamındaki uluslar arası güçlerin çıkması ile Afganistan’da rejim değişikliğinin gelmeyeceğini kim garanti edebilir ki?
Burada dikkat çeken husus da; Taliban örgütünün siyasi temsilciliğinin Katar’da açılmasını isteyip onlarla müzakereyi yürütmekte olan ABD, İngiltere ve Almanya, diğer taraftan Kabil yönetimi ile “stratejik işbirliği” anlaşması imzalamaktadır. Buradan çıkarılacak sonuç gayet açık; demek ki Katar’daki pazarlıklarda söz konusu “stratejik işbirliği” meselesi de konuşulacaktır. Diğer önemli bir husus da, Taliban örgütünün “üçüncü bir ülkede” siyasi temsilciliğinin açılması konusunda AKP yönetiminin de sıcak baktığı bilinmektedir. Söz konusu temsilciliğin Türkiye’de açılması da gündeme gelmişti. Bir süre önce Karzai’nin açıklamasına göre söz konusu temsilciliğin Amerika’nın isteği üzerine Katar’da açıldığı bilinmektedir. Burada açık bir şekilde, Türkiye’nin Afganistan konusunda yapılacak pazarlıkların dışında tutulmaya çalışıldığı görülmektedir.

Diğer taraftan Berlin’de tüm siyasi muhaliflerin Amerikalılarla görüşmesi, Kabil’de Hikmetyar temsilcileri ile yapılan görüşmeler ve Katar’da da Taliban ile devam eden müzakereler ve buna karşı Kabil yönetiminin söz konusu görüşmelerin hiç birine dahil edilmemesi akıllara tek bir soru getirmektedir: Karzai yönetimi kurtlar sofrasına terk mi ediliyor?

http://www.turksam.org/tr/a2579.html

Avatar
Yazar

Milli Düşünce Merkezi

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.