Kemal Tahir’de oryantalizmin simgesi: Von Kres Paşa’nın dürbünü – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______28 Ocak 2019_______

Kemal Tahir’de oryantalizmin simgesi: Von Kres Paşa’nın dürbünü

Umut Berhan Şen
Paylaş:
Kemal Tahir
Kemal Tahir

Kemal Tahir ve Yorgun Savaşçı

Türk edebiyatının dev ve sembol isimlerinden olan merhum yazar Kemal Tahir’in 1965 yılında yayınladığı unutulmaz eseridir ‘Yorgun Savaşçı’… 1979-1980 yılları arasında ise televizyonda dizi olarak da yayınlanmış ve Yeşilçam’ın emektar yönetmeni Halit Refiğ (1934-2009) tarafından TRT için çekilen bölümler 12 Eylül askeri yönetimince sakıncalı bulunmuş, yasaklanmış ve hatta yakılmıştır.

Kemal Tahir, ‘Yorgun Savaşçı’ romanında İstiklal Harbi yıllarının başlangıcını İttihat Terakki üyelerinin ve Teşkilat-ı Mahsusa mensubu subayların maceraları ekseninde sürecin görünmeyen yönleriyle ele almıştır. Romanda, mütareke devri sonrası Anadolu’daki yeraltı teşkilatlanması ve ordunun yeniden kuruluşu sürecinde etkin konumda olan İttihatçıların başından geçen olaylar ve mücadelenin zorlu koşulları anlatılmaktadır.

Tarihî roman özelliği gösteren eserde zaman, sıra dizimsel olarak ilerlemektedir. İttihat ve Terakki’nin devlet yönetiminde etkisinin azaldığı 1919 yıllarından başlayarak Milli Mücadele’nin başlangıç yıllarını kapsar. 6 Şubat 1919’da başlayan roman 1920 bahar aylarında sona erer. Vaka zamanı ile anlatılış zamanı itibari zaman ile aktarılır. ‘Vaka zamanı’ ile ‘ anlatma zamanı’ arasında geçen belli bir süre vardır. Yorgun Savaşçı’da, yazar-anlatıcı bu ikisi arasındaki farkı, roman yazma kabiliyeti ile roman unsurlarının da işleviyle kurgulamıştır.

Yorgun Savaşçı’da millî kahramanlar

Kemal Tahir, İttihatçı kadroların mütareke devrinde toplumdan soyutlanışını, hapse atılmalarını, Malta’ya sürülmelerini, dağılmalarını, yaşanılan kahredici fakru zaruret halini ve en nihayetinde, herkesi şaşırtacak bir şekilde Teşkilat-ı Mahsusa ve Kuvay-ı Milliye ruhu içinde yeniden doğuşlarını da İttihatçı Yüzbaşı, nam-ı diğer ‘Cehennem Topçu Cemil’in şahsının maceraları etrafında kurgulamıştır. Elbette bu eserde, Kurtuluş Savaşı kahramanlarımızdan başta Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Batı cephesinde 17. Kolordu komutanlığını yürüten merhum Albay Bekir Sami Günsav, Atatürk’ün silah arkadaşı ve Milli Mücadelemizin ilk başbakanlarından da olan meşhur Hamidiye kahramanı Rauf Orbay[1], Kuvva-yı Seyyâre komutanı Ethem Bey ve ağabeyleri, Enver Paşa’nın amcası ve Kûtü’l-Amâre kahramanı olan Halil Paşa, devrin en kıdemli generallerinden olan Yusuf İzzet Paşa gibi yakın tarihimiz içinde yer bulan önemli isimler de romanın gerçekçi ve sürükleyici kurgusunda yerlerini alıyorlar.

Kurgusal bir karakter: Yüzbaşı Cemil

Yüzbaşı Cemil tamamen kurgu ve hayali bir karakter olmasına rağmen tarihimizde vuku bulmuş olayların okuyucuya aktarılması bakımından oldukça önemli bir işleve sahip. Tipik bir İttihatçı subay profili çizen Yüzbaşı Cemil, yenilgi sonrası derin bir psikolojik sarsıntı ve travma geçirir. Baş karakter Cemil için, kırılma anı da işte tam bu noktada gerçekleşir.

Aslında Yüzbaşı Cemil üzerinden anlatılmak istenilen, tüm İttihatçıların ve o devrin genç idealist subaylarının yaşadığı hayal kırıklığı ve ruhsal çöküntüdür. Lakin yaşanılan bu travmatolojik süreç, Cemil ve silah arkadaşlarının tekrar ayağa kalkıp, savaşmasına da vesile olacaktır.

Kemal Tahir’in asıl vurgulamak istediği okuyucu mesajına gelirsek; Türklerin elindeki son kale olan Anadolu’nun düşmeyeceğine inanan tüm savaşçılar, Cehennem Topçu Cemil’in ta kendisidir.

Benim günümüz için yaptığım sosyal ve psikolojik çıkarıma gelirsek, bugün halen Güneydoğu’da, Suriye’de, Irak’ta, dün ise Kore’de, Kıbrıs Barış Harekatı’nda ve İstiklal Harbimizde can feda çarpışan, nice Yüzbaşı Cemil’ler harp meydanlarında şehit düştüler. Zafere inandılar, zaferi göremeseler de hissettiler. İnandılar, dövüştüler ve tarihe geçtiler. Velhasıl Cehennem Topçu Cemil’ler daima vardı ve daima da var olacaktır. Ömer Halisdemir’de de görürsünüz onda olan mayayı ve kararlılığı. Şehit polisimiz Fethi Sekin’de görürsünüz aynı cesaret ve feragati.

Eserin 110. ve 120. sayfalarında, Cemil’in 7. Ordu’dan ayrılırken, Mustafa Kemal’den aldığı altı araba dolusu silahı, Teşkilat-ı Mahsusa Lideri Kuşçubaşı Eşref Bey’in Salihli’deki çiftliğine teslim etmesi anlatılmaktadır. Gerçekten de İstiklal Harbimizin başlangıcında, yeni kurulan ordunun teçhiz edilmesi, henüz 1918’in Kasım ayının ilk günlerinde, Eşref Bey’in çiftliğine nakledilen bu silahlar sayesinde olmuştur. [2]

12 Eylül yönetimince yasaklanan Yorgun Savaşçı filminden bir sahne
12 Eylül yönetimince yasaklanan Yorgun Savaşçı filminden bir sahne

Yorgun Savaşçı’da Teşkilat-ı Mahsusa

Yorgun Savaşçı büyük ölçüde gerçek, kısmen de kurgu karakterler etrafında oluşturulmuş bir eserdir. Ayrıca Türk edebiyatına ait tarih romanlarında, Teşkilat-ı Mahsusa’ya değinen az sayıda örnek arasında, bir ilk olması açısından fevkalade önemli bir yere sahiptir. Kemal Tahir’in de bu eseri yazarken üç bin sayfa civarında not tuttuğunu ve döneme ait belgeleri titizlikle incelediğini belirtmemiz gerekmektedir.

Toplumsal yabancılaşmanın sembolü: Von Kres Paşa’nın Dürbünü

Kemal Tahir’in eserde toplumsal yabancılaşmayı eleştirirken kullandığı sembol Von Kres Paşa’nın Dürbünüdür. Eserin ilk bölümüne de adını veren dürbünü Cemil elinden düşürmez. Dürbün, oryantalist bakış açısının sembolüdür. Dürbün konusunda Dr. Münir adlı eski İttihatçı karakterin yorumlamaları bize ışık tutacaktır. Dürbün ile dışarıyı seyrederken inzibatlar tarafından kovalanan İttihatçı Diyarbakır valisi Doktor Reşit Bey’in kendini öldürüşünü görmesini Cemil anlatır, sonrasında ise Cemil’in dürbünü üzerine Halil Paşa, Cemil ve Dr. Münir arasında geçen konuşma şöyledir;

Halil Paşa:

– Dürbün hep o dürbün mü?

Cemil:

-Hangi?

Halil Paşa:

– Von Kres Paşa’nın armağanı?

Cemil:

– Evet.

Dr. Münir:

-Ona “dürbünle bakıyorduk” demezler, “Von Kres Paşa’nın dürbünüyle bakıyorduk.” derler.

-… (Halil Paşa şaşkındır. Cevap veremez. Dr. Münir devam eder.)

-Onlar öyle dürbünlerdir ki Paşa Amca, Von Kres Paşalar, önceden neleri hazırlamışlarsa ancak onu gösterirler! İstersen Kâbe’de ol! Von Kres Paşa’nın dürbünü, kan, ölüm, çöküntü, Türkçesi hep rezillik gösterir, yüzde elli de aptallık… Büyük Cemal Paşamız da, bir kum tepesinden, Kanal’a öyle bir dürbünle baktı. Onun ki Kres Paşa’nın değil, palabıyık Vilhelm’in armağanıydı” (Y.S. s. 111).

Dürbün, eserdeki bu diyalogda, gerçekleşen tüm bakışların batılı araçların güdümünde gerçekleştiğini ve onlar nasıl görüyor, göstermek istiyorlarsa o yöndeki bir psikolojik manipülasyon cihazını sembolize etmektedir. Dolayısıyla dürbün üzerinden derin bir oryantalizm[3] eleştirisi yapılmaktadır.

Yorgun Savaşçı, Türk milletini temsil eder

Sonuç olarak; İstiklal Harbi yıllarının başlangıcının konu edildiği Yorgun Savaşçı romanı, İttihat Terakki üyelerinin maceraları merkezinde kurgulanmıştır. Dönemin görünmeyen yönleri hâkim bakış açısıyla, zaman, mekân ve karakter unsurları göz önüne alınarak tarihi perspektifte değerlendirilmiştir. Tümevarım yöntemi ile kurgulanan romanın arka planında Kemal Tahir, devrin eleştirisini baş karakterin başından geçen olaylar merkezinde ortaya koymaktadır. Amaç çağa uygun olan gerçeklik şuuruna sahip olmaktır. Yüzbaşı Cemil ve İttihatçı arkadaşlarının dramı bağlı oldukları teşkilat ile ilintili olarak şekillenmiştir. Böylelikle romanda Kemal Tahir, insanın kişisel olan dramını toplumsal bağlarıyla ortaya koymuş olur. Romanda Cemil’in maceraları çerçevesinde değiştirilen, idealize edilen bir bireyle karşılaşırız. O birey, tüm Türk milletini temsil eden ve daima var olan; YORGUN SAVAŞÇI’dır. Roman Yüzbaşı Cemil’in ve Kuvva-yı Seyyâre[4] Genel Komutanı Ethem Bey’le beraber, Düzce’deki, İstiklal Harbi ve Ankara Hükümeti karşıtı olan iç isyanı sona erdirmek ve elebaşlarını imha etmek üzere, Bursa’dan harekete geçmeleriyle sona ermektedir.

Yazımı bitirirken eserin 118. Ve 119. Sayfalarında Halil Paşa ile Yüzbaşı Cemil arasında geçen diyaloğu bilginize sunuyorum:

Halil Paşa:

-Görüştünüz mü Yedinci Ordu’dan ayrılırken Mustafa Kemal’le?.. Ne diyordu olup bitenlere? Nasıl görüyordu geleceği?

Cemil:

-Yola çıkacağı günün gecesi topladı güvendiği arkadaşları… ‘Yenildik’ dedi. ‘Vuruşmayı bıraktık. Vuruşmayı bırakmak, onurlu insanlar olarak yaşamayı umut etmektir.’ dedi, ‘Eğer bu umudu kaybedersek bir daha davranacağız, ölüme kadar çabalamak için.. Çünkü milletler için hiçbir yenilgi, son yenilgi değildir. Taşıyabildiğimiz silahı, memleketin içerilerine götürüp saklayacağız!’ dedi.

Halil Paşa:

-Sen ne yaptın?

Cemil:

-Bir yedek subay arkadaşla altı araba uydurduk, doldurduğumuz silahları getirip bir çiftliğe yerleştirdik.

Halil Paşa:

-Nerede bu çiftlik?

Cemil:

-Salihli’de…

Halil Paşa:

-Sakın Kuşçubaşı Çiftliği olmasın! [5]

Cemil:

-Tamam! Kuşçubaşı Eşref Bey’in Çiftliği… Eşref Bey Malta’da esirmiş, kardeşi Hacı Sami de Enver Paşa’yla berabermiş galiba… Çiftlikte en küçük kardeşleri var, on altı yaşında bir çocuk… Önce gözüm tutmadı, sonra baktım, çekirdekten yetişme çeteci… Silahları, cephaneyi hiç telaşsız teslim aldı, ‘Paslanmaz, kayıp da olmaz, meraklanmayın!’ dedi. (Y.S. s. 118-119)

İstiklal Harbi, işte bu eserde anlatıldığı gibi gerçekleştirildi. Bugün aradan neredeyse bir asır geçmişken, başta Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, İstiklal Harbimizin adı bilinen ve bilinmeyen tüm YORGUN SAVAŞÇI’larını rahmet ve minnetle anıyorum…

DİPNOTLAR

[1] 1. Balkan Savaşı sırasında Yunan donanması Çanakkale’yi abluka altına alınca Akdeniz’e Hamidiye isimli bir gemiyle açılan Rauf Orbay, tarihin ilk korsan kruvarzör harekatını gerçekleştirdi. Rauf Orbay bu harekatta, gemisiyle Sırbistan’da askeri tesisleri bombaladı ve düşmana ait savaş gemilerini batırdı. Bunun üzerine Çanakkale ağzındaki Yunan baskısı azaldı. Harekatın ardından da kendisine “Hamidiye Kahramanı” unvanı verildi. İttihat Terakki döneminde Bahriye Nazırlığı yaptı. Teşkilat-ı Mahsusa adına 1. Dünya Harbi esnasında, Teşkilat-ı Mahsusa’da görevli Başçavuş Ethem Bey’le beraber İngilizler’e karşı İran-Afganistan hattındaki operasyonları yürüttü. Osmanlı devleti adına Mondros Mütarekesini imzaladı. Rauf Orbay 1918-1920 arası Türk Ordusunun yeniden teşkilatlanma çalışmalarını koordine eden bir Teşkilat-ı Mahsusa şefidir. İstiklal Harbi sırasında Başbakanlık yapmıştır. 2. Dünya Savaşı sırasında ise İsmet İnönü tarafından Londra büyükelçisi olarak görevlendirilmiştir.

[2] Kuşçubaşı Eşref Bey’in, Cemal Kutay’a anlattıklarından oluşan ‘Lavrens’e Karşı Kuşçubaşı’ adlı eserde bu silah nakliyatından bahsedilmektedir. Silahlar daha sonra Anadolu’da kurulan resmi-gayrı resmi tüm askeri birliklere dağıtılmıştır.

[3] Oryantalizm; Ortadoğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarının incelendiği batı kökenli ve batı merkezli araştırma alanlarının tümüne verilen ortak tanımdır. Bu tanım, kimi çevrelerce olumsuz bir yan anlamla 18. ve 19.yüzyıllardaki sanayi kapitalizminin gelişme döneminin zihniyeti tarafından şekillendirilmiş, Amerikalı ve Avrupalıların Doğu araştırmalarını tanımlamakta kullanılmıştır. Bu anlamda Doğuculuk, Rönesans çağı sonrası Batı Avrupalı beyaz adamın Doğu hakları ve kültürüne yönelik dışarıdan, ötekileştirici ve ön yargı dolu yorumlarına işaret etmektedir. Terimi bu bakış açısından ve olumsuz manada kitaplarında -özellikle de ‘Orientalism’ (1978) kitabında- kullanan en ünlü kişi Edward Said’dir. Bernard Lewis gibi batılı akademisyenler ise Edward Said tarafından kelimeye yüklenen bu olumsuz imaları eleştirmişlerdir.

[4] Kuvva-yı Seyyâre: Gezici Kuvvetler. Bugünkü Özel Kuvvetler Komutanlığı’na da benzetilebilir.

[5] İstiklal Harbimizin temellerinin atıldığı bu çiftlik 2. Abdülhamid Han devrinde, bizzat padişah tarafından Yıldız sarayı baş kuşçubaşısı Nuri Bey ve onun oğulları Eşref ve Sami beylere bağışlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları