27.04.2026

Deprem ve yönetim travması

Depremin yol açtığı her türlü sorunun çözülmesi ile kişi ve topluluklara yardım ve destek sağlanması, büyük ölçüde devletin sorumluluğu altındadır. Milletin en üst düzeydeki örgütlenmesi olarak devleti işletmek ve yürütmek yetki ve yükümlülüğü, siyasi iktidarlara aittir.


Deprem, yer kırıklarında meydana gelen çeşitli hareketlerin, yer kabuğunda oluşturduğu depreşmelerdir. Altta, ‘yağız yerin’ hareketlenmesi sonucunda, üstteki bütün varlıklarda meydana gelen sarsıntı, şiddet derecesine göre can ve mal kayıplarına yol açmaktadır. Deprem, doğrudan birçok sorunlara neden olurken, hayatın her alanında zincirleme olarak birtakım sorunları da açığa çıkartıyor.

Depreme maruz kalan insanlar, sevdikleri canları yitirirken, belki de yıllarca yaptıkları birikimlerle edindikleri konutlarını, iş yerlerini ve diğer mal varlıklarını da kaybediyorlar. Yine, yıllar içinde kazandıkları statüler ve sosyal konumlar kaybolarak bir ‘depremzede’ olarak anılmaya başlanıyor. Belirli bir süreliğine olsa bile, tamamen ya da kısmen başkalarının yardım ve desteği olmadan yaşamlarını sürdüremez duruma düşüyorlar. Deprem, alttaki yerin depreşmesiyle sadece üstteki hatalı fiziki yapıların yıkılmasına değil, zayıf sosyo-ekonomik yaşantıların da alt-üst olmasına neden oluyor. Aynı biçimde, deprem sonucunda, algı yönetimi ve propagandalarla üzeri örtülen yönetim sisteminin bozukluğu da açığa çıkıyor.

Deprem yönetim süreci

Depremin yol açtığı her türlü sorunun çözülmesi ile kişi ve topluluklara yardım ve destek sağlanması, büyük ölçüde devletin sorumluluğu altındadır. Milletin en üst düzeydeki örgütlenmesi olarak devleti işletmek ve yürütmek yetki ve yükümlülüğü, siyasi iktidarlara aittir. Siyasi iktidarlar, gerekli kurumları ve yönetim birimlerini, stratejik planlama ilkeleri doğrultusunda daha önceden hazırlamak ve deprem sürecini yönetmekle sorumludur.

Ülke yönetim sisteminin, en yaşamsal alt yönetim alanlarından birisi de deprem yönetimi sürecidir. Deprem yönetim süreci, deprem olgusuyla ilgili her türlü etkinliğin planlanması, organizasyonu, yürütülmesi, eşgüdümü ve denetimi gibi temel işlevleri içermelidir. Her mesleğin bir eğitim alt yapısı olması gerektiği gibi, deprem yönetim sürecinde yer alan her kademedeki yöneticilerin de, alanlarına göre ya teknik ya da sosyal psikolojik bir arka planı olmalıdır.  Bu deprem sırasında, din ve ilahiyat eğitimi almış olan yöneticilerin, ‘iş veya insan odaklı’ insan kaynağı olmaktan çok, üst ‘yöneticilerin talimatlarına odaklı’ personel özelliklerine sahip oldukları görülmüştür.

Depremin yönetim planlamayla başlar

Deprem üretebilecek yerlerin tespitini ve binaların depreme dayanaklılığını esas alan ilke ve kuralların yasalaştırılması ve bunların denetlenmesi siyasi iktidarların asli görevleridir. Deprem olduğu zaman yapılacak arama ve kurtarma çalışmaları ile ilk yardımların nasıl yapılacağına ilişkin insan ve malzeme kaynağının önceden planlanması gerekmektedir. Deprem ihtimali olan riskli bölgelerde, depreme dayanıklı lojistik destek birimlerinin oluşturulması yanında, zaman zaman ‘tatbikat’ yapmak gerekmektedir.

Deprem yönetimi bir kriz yönetimidir

Akıllı ve başarılı bir yönetim, özellikle deprem kuşağı üzerinde bulunan bir coğrafyada yaşıyorsa, her an deprem olacakmış gibi hazırlıklı olan yönetimdir. Her zaman olmayıp, ne zaman olacağı belli olmayan sıra dışı olayların yönetimi, olağan zamanlara ilişkin durumlara göre daha yüksek bir zihinsel ve duygusal yetenek gerektiren etkinliklerdir. Savaş yönetimindeki gibi deprem yönetiminde de son derece disiplinli ve planlı olmak yanında, durum ve şartların gerektirmesi halinde hiçbir üstten ‘talimat’ beklemeden isabetli kararlar alma becerisine sahip olmak gerekiyor.

‘Talimatlara’ dayalı yönetim anlayışı, sadece kendilerine ‘talimat’ verenlerin yetenek düzeylerine bağımlı olma yönünde bir ‘sadakat’ davranışını temsil etmektedir. Kriz yönetimlerinde, özellikle savaş ve deprem yönetimlerinde, yaratıcı düşüncenin ve gerektiğinde bireysel inisiyatif kullanma yetisinin son derece önemli olduğu görülmüştür.

Yönetim travması

Ülkemizdeki bu son deprem yönetiminde, siyasal iktidarın propaganda ve kamuoyu oluşturma araçlarının dışındaki kitle iletişim araçlarında, bölge halkından en çok ‘devlet nerede’? Çığlığı duyuldu. Bölgede haber yapan bağımsız gazetecilerin, deprem yönetimiyle ilgili gözlemleri arasında en dikkat çeken tespitler ise alanda çalışacak olan asıl görevlilerin ‘talimat beklemesi’, ‘genel bir plansızlık’, ‘organize olamamak’, ‘eşgüdümsüzlük’, ‘durumun ağırlığını algılayamamak’ gibi ciddi yönetim zafiyetleriydi. Depremin ilk iki gününde, bütün enkazların başında gerekli ekipmanlarıyla birlikte yeteri kadar arama ve kurtarma çalışmalarının olmaması, can kaybını artırmıştır. Bütün bu yakınma ve gözlemler, ortada bir yönetim başarısızlığından çok, tam da bir ‘yönetim travması’ yaşandığını gösteriyor.

Depremin ilk saatlerinden itibaren Türk Milleti’nin kültürel geni olarak ‘yardımlaşma’ ve ‘dayanışma’ tavrı, hemen harekete geçti. Gönüllülerin, belediyelerin, madenci ve itfaiyecilerin arama ve kurtarma çalışmalarına canla başla katılmalarının yanında, toplumun her kesiminden bölgeye yaşam malzemeleri ulaştırılmaya çalışıldı. Ancak, bu gönüllü yardım ve desteklerin, yardım ve desteğe muhtaç olanlara eriştirilmesi konusunda ciddi bir kaos yaşandı. Yönetim teorisine göre, yönetim işlevlerinin odağında bulunan merkezi işlev, eşgüdümlemedir. Bu anlamda, eşgüdümleme, yönetim sürecine katılan insanların ve birimlerin görevlerini birbirlerini tamamlayacak bir zamanlama ve düzeyde yapmış olmalarının sağlanmasıdır. Eşgüdümleme ile ilgili bilinen en yaygın metafor, bir orkestrayı yöneten şefin işlevi, farklı kişi ve enstrümanların belirli bir ahenk içinde müzik icralarını gerçekleştirme etkinliğidir. Orkestra yöneticisi olan şefin, müzik yetenek ve bilgisi yoksa, bir de müzisyenlerin bir kısmıyla kavgalı ve çatışmalıysa, buradan müzik sanatı değil, sadece şiddetli bir gürültü çıkacaktır.  Eğer, yönetim sürecinde uygun ve yetkin bir eşgüdümleme yoksa, diğer işlevler olarak, planlamanın, organizasyonun, yürütmenin ve denetimin de fazla bir anlamı kalmıyor. O zaman, ortaya tam bir yönetimsizlik, kaos ve travma durumu çıkıyor.

Yönetim uygulamalarının başarısı hakkındaki en önemli gösterge, çok sayıdaki olaylar ve durumlar arasında ahenkli ve sistematik bir eşgüdüm sağlama yetisidir. Ancak, yöneticiler için sorunsuz bir eşgüdümleme yetisine sahip olmak yöneticinin zihinsel ve duygusal yetenek düzeyi ile doğrudan ilişkilidir.

Devlet Baba olmayınca!.. ’Devlet nerede’ diye sorulur!

Deprem gibi ağır bir doğa olayı karşısında yardım ve desteğe muhtaç insanların, ‘Devlet nerede’ diye çığlık atmaları, en kötü zamanında devletin merhametli elini başında hissetmek istemelerindendir. Tıpkı, başı sıkışan ve kendi kendine yardım edemeyen bir çocuğun ‘babam nerede’ diye çığlık atması gibi.  Tarihsel ve ilkesel olarak, Göktürk Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti ekseninde Türk Yönetim Düşüncesinin temeli ‘iyilik sever’ (hayırhah) ‘Devlet Baba’ anlayışına dayanmaktadır. Bu yüzdendir ki, her Türk, başı sıkıştığında ve başına bela geldiğinde kişisel olarak -varsa- ‘babam nerede’; toplumsal olarak ise ‘devlet nerede’ diye çığlık atar.

‘Devlet nerede?’ diye çığlık atana ve sorgulayana hakaret etmek, Türk Milleti’ni yeterince ciddiye almamak ve Türk Yönetim Düşüncesinden oldukça uzaklaşıldığı anlamına gelir. Türk kültüründe, ananın merhameti, babanın adaleti ve kardeşin asaletinin toplumsal düzlemdeki yansıması, Türk Devleti’nin yönetici kadrolarının her birinin, ana gibi merhametli, baba gibi adaletli ve kardeş gibi asil olmasıdır.

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar