13.04.2024

Deprem ve yönetim aymazlığı

Yöneticilerin bilim insanı olması gerekmez.Zaten,bilim insanlarından pek de iyi yönetici olmaz.Yönetici olan bilim insanı,zamanla bilim yapma niteliğini kaybeder.Yönetim sistemi,her şeyden önce deprem gibi korkunç doğa olayına karşı,kesintisiz biçimde halkın duyarlılık ve bilinç düzeyini arttırmalı.


Canlılar, çeşitli uyarımlara karşı gösterdikleri tepkiler üzerinden yaşamlarını sürdürür. Her canlının, kendi yaşamını sürdürmesi için duyu sistemine gelen uyarımlara karşı, en uygun düşen tepkileri göstermesi beklenir.

İnsan dışındaki canlıların davranışları, tamamen genetik yapıları ve içgüdüleriyle sınırlıdır. Bir de belirli ölçüde şartlı uyarımlar yoluyla öğretilen şartlı tepkileri olabilir. Ancak, insan türünün akıl sahibi olması, nörofizyolojik ve zihinsel yapısı, doğalarındaki biyolojik temelli eylem kapasitesine ek olarak onlara geniş bir davranış potansiyeli sağlamaktadır. İnsanların, akıl ve zihin süreçlerini kullanarak, diğer canlılara göre, daha etkili, verimli, gelişmiş ve güvenli bir yaşam sürmeleri mümkündür.

İnsan Dışı Canlılar Biyolojik Kaderlerini Yaşarlar

Akıl ve zihin sistemine sahip olmayan canlı türlerinin toplam davranış setleri oldukça sınırlıdır.  Onlar, sadece doğalarında var olan ‘kaderlerini’ yaşar. Kendileri için bir “veri” olan mevcut yaşamlarının dışında, herhangi bir şeyi merak etmeleri, düşünmeleri ve tasarlamaları söz konusu değildir. Bütün canlılar, duyu sistemlerinin aracılığıyla her türlü iç ve dış uyarımlara karşı tepki verirler. Söz gelimi, deprem olduğu vakit bütün canlılar kendilerini korumak maksadıyla bu doğa olayı karşısında ‘kaçmak’ ve ‘kurtulmak’ gibi davranışlar gösterir. İnsan dışı canlılar, her deprem olayında öncekinden alınmış mantıki bir çıkarımları bulunmadığından, her defasında – kapalı yerde ve bağlı değillerse- yeniden kaçarak kurtulmaya çalışırlar. Bu canlıların, ’deprem nasıl ve neden oluyor’, şeklinde bir merak ya da düşünceleri yoktur. Düşünce temelleri olmayınca, gelecekte depremle ilgili herhangi bir öngörü ve tasarımları da söz konusu değildir.

İnsan dışındaki canlılar, biyolojik süreçlerinin ve genetik yapılarının belirlediği bir hayatı yaşamak zorundadır. Yaşadıkları ve karşılaştıkları olayların neden ve sonuçlarını düşünmek, gözlemek, araştırmak ve önlem almak şeklinde herhangi bir zihinsel etkinlikleri yoktur. Bu yüzden, akıl ve zihin süreçlerinden yoksun olan canlılar, yenilenen her doğa olayı karşısında sadece anlık tepkiler verir.

İnsan Düşünen ve Bilen Bir Varlıktır

İnsanlar, kendilerinde var olan akıl ve zihin sisteminin sayesinde, algıladıkları çeşitli uyarımlar karşısında sadece anlık tepki göstermez, aynı zamanda bu olayların neden ve sonuçlarını merak ederler. Bu zihinsel çabalarının sonucunda, gözlemledikleri ve yaşadıkları olaylardan ders çıkarırlar. Olaylara ve olgulara, sadece birtakım tepkiler vermekle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda neden-sonuçları hakkında birtakım algılara ulaşırlar.  Bu algıların üzerinden, ayrıca gözlem yapmak ve akıl yürütmek suretiyle araştırmalar yaparlar. Bilim insanları, olayların neden- sonuç ilişkilerini ve gerçekliğini ortaya çıkarmak için belirli araştırma yöntem ve teknikleri kullanarak çıkarımlarda bulunur. Bilim insanları, bu çıkarımları test ederek bunların bilimsel gerçekliğini öğrenir. Gerçekliği ve mahiyeti öğrenilen olaylara karşı etkili önlemler almak ve zararlarını önleyici düzenekler kurmak mümkün hale gelir.

 Depremlerle Baş Etme Akıl ve Bilim İşidir

İnsanları, diğer canlı türlerinden ayıran temel ayıraç, bilgi ve kültür olgusudur. İnsan türü, sahip olduğu akıl ve zihin sistemi sayesinde, yeni bilgiler edinmek suretiyle hayata yeni imkânlar ve fırsatlar yaratabilir. Bu anlamda, birtakım aletler ve eşyalar yapmak, yeni kurallar getirmek, yeni düzenlemelere girişmek ve yaşanılan hayatı değiştirmek her daim mümkündür. Akıl ve zihin sahibi insanlar, akılcı ve bilimsel düşünme yoluyla düşünür ve sorgular. Deprem nasıl oluyor? Hangi etkenlerden kaynaklanıyor? Ölümcül ve yıkıcı etkilerinden nasıl korunulur? Binaların kuruluş yerlerini nasıl seçmek gerekir? Binaların yapılmasında hangi mühendislik nitelikler gerekir? Bütün bu akılcı ve bilimsel bilgiler ışığında oluşturulacak bir inşaat ve mimarlık kültürü sayesinde, her deprem oluşunda yeni ölümlerin ve yıkımların olmasının önüne geçilebilir.

Deprem Öldürmez Akıl ve Bilime Uymamak Öldürür

Dünyanın deprem tarihine ve coğrafyalarına bakılacak olursa depremin yarattığı olumsuzluklar ile ülkelerin bilimsel zihniyet düzeyleri arasında ters bir ilişki olduğu görülür. Akılcı düşünce ve bilimsel bilgiye dayalı yönetim sistemlerinin olduğu toplumlarda, depremlerin şiddeti yüksek olsa bile bu etkilerin olumsuzlukları düşük kalıyor.  Buna karşılık, kadercilik anlayışının ve gelenekçi yönetim sisteminin egemen olduğu toplumlarda depremlerin sonuçları çok ağır geçmektedir. Söz gelimi, Japonya da deprem kuşağında Türkiye de deprem kuşağında. Deprem olduğunda, Japonya’da Türkiye’ye göre daha az ölümlerin ve yıkımların olmasının asli nedeni, Japon yönetim sisteminin akıl ve bilime daha uygun bir yapıda olmasıdır.

Akıllı Yönetim Sistemleri ve Yönetici Aklı

İnsanların dışındaki canlıların, kendi biyolojik ‘kaderlerini’ değiştirme imkânı yoktur. Ama akıl ve bilim yoluyla kazanılan bilgiler aracılığıyla insanların bazı eylemlerini seçme imkânı vardır. Akıl ve zihinsel süreçlerini kullanarak, bilimsel bilgilere ulaşan insanlar ve toplumlar, sadece depremden kaçma ve kurtulma tepkisi vermez; depremlerin ölümcül etkilerinden ve yıkıcı zararlarından kurtulmak için ilgili bilim dallarına ait bilimsel bilgi birikiminden de yararlanırlar.

Yönetilen halkın, bilim insanları olarak yetişmesi elbette gerekmez. Halkın bilimle ilişkisi, eğitim yoluyla bilimin değerini anlamak ve bilim insanlarının bilgilerinden yararlanmanın değerini bilmektir. Bu anlamda, halkın akılcı düşünce ve bilimsel bilgilerle ilgili ilişkisini ve bağlantısını kurma yükümlülüğü, hangi yönetim sistemi olursa olsun yöneticilerin sorumluluğundadır. Halkın her türlü yaşantısında, söz gelimi depremin muhtemel sonuçlarından korunması anlamında, hukuki düzenlemeler yapmak ve teknolojik düzeneklere imkân ve ortam hazırlama önlemi yöneticilerin sorumluluğudur.  Yönetim sosyologlarının ‘devlet aklı’ dedikleri kavram, aslında daha somut düzlemde ‘yönetici aklını’ işaret eder. Halkın, teker teker akıllı olması gerekmez (olsa daha iyidir); ancak, hangi yönetim rejimi olursa olsun mutlaka yöneticilerin akıllı, yetenekli ve iş bilir olması zorunludur.

Yönetim Sisteminin Aymazlığı

Yöneticilerin bilim insanı olması gerekmez. Zaten, bilim insanlarından pek de iyi yönetici olmaz. Yönetici olan bilim insanı da zamanla bilim yapma niteliğini kaybeder. Aktif yöneticilerden beklenen, yönetim işlevlerinin ve etkinliklerinin yerine getirilmesi sürecinde, büyük ölçüde bilimin sonuçlarından ve bulgularından yararlanacakları bir yönetim düzeneği kurmaktır. Yönetim sistemi, her şeyden önce deprem gibi en korkunç doğa olayına karşı, kesintisiz bir biçimde halkın duyarlılık ve bilinç düzeyini artırmalıdır.  Depreme karşı, deprem olmadan hazırlanmak adına, bilimsel verilere dayalı hukuki düzenlemeler ve kurumlar oluşturmalıdır. Uygulamalar sıkı bir biçimde denetlenmelidir. Bu bağlamda, deprem riskine göre, binaların kuruluş yerlerinin tespiti, binaların yapım özellikleri ve yapı denetiminin yapılması, merkezi ve yerel yöneticilerin en önemli yükümlülükleri olmalıdır. Oy devşirilmesi uğruna, fizik ve imar yasalarına aykırı binalar için ‘imar afları’ çıkarılmamalıdır. Deprem kuşağında yaşayan ülkelerin, yeterli miktarda eğitilmiş arama kurtarma güçleri yanında, yardımların zamanında ulaşmasını sağlayacak ‘yardım planlarının’ olması gerekir.

“Hiç Bilenlerle Bilmeyenler Bir Olur Mu?”

Akıl ve bilime dayalı yönetim sistemleri, depremler olsa bile daha önceden elde edilen bilimsel bilgiler aracılığıyla gerekli önlemleri almış olur. Bu yüzden, can ve mal kayıpları pek yaşamazlar, acı çekmezler. İnsanların akıl ve zihin sahibi olmasına rağmen, akıl ve bilimsel zihniyete önem vermeden yaşamayı sürdürürlerse her depremde canları yanmaya devam eder.

“…De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak, akıl sahipleri öğüt alırlar” (Zümer, 9).

 

 

 

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar