Yükleniyor...
Biliyorsunuz, çeşitli başlıklar altında toplanan Türk Dünyası 2040 Vizyon Belgesi ile TDT’ye üye devletlerin ortak hareket edebilmeleri için yol haritası belirlenmişti. Üzerinde mutabakat sağlanan vizyon belgesinden aşağıdaki maddeleri alarak konuya girmek istiyorum.
“2.Ekonomik ve Sektörel İş birliği (Ekonomik İş birliği)
Üye Devletler arasında emtia, sermaye, hizmet, teknoloji ve insanların serbest dolaşımının sağlanmasına yönelik çalışma,
Gelecek dijital çevre gerekliliklerini karşılayacak program ve stratejiler geliştirme,
Gelişen dijital teknolojilere odaklanarak direnci artırmak için ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesine öncelik verme,
Farklı sektörlerde daha fazla üretim kapasitesi sağlamak için gelecekteki bilgi ekonomisini inşa etmek, fırsatlar üretmek ve altyapıyı geliştirmek adına iş birliği yapma, Üye Devletler arasında düzenli diyalog ve kapasite geliştirme programlarının yürütülmesi yoluyla ulusal ekonomik kalkınma politikalarında deneyimlerin ve en iyi uygulamaların paylaşılmasını sağlama,
Özel sektörü desteklemek, ekonomik büyüme ve sosyoekonomik kalkınmayı teşvik etmek için ilgili finansal ve yatırım araçlarını geliştirme,
Uluslararası fon ve ağları harekete geçirme ve bunları büyük ölçekli ortak altyapı projelerinin finansmanında iş birliği içinde kullanma,
Makroekonomik ve finansal istikrarı korurken sürdürülebilir, yeşil, yenilikçi, akıllı ve kapsayıcı ekonomik büyüme politikaları geliştirme,
Yeni başlayan girişimlerin ve yenilikçi girişimciliğin geliştirilmesine elverişli bir ortam geliştirme ve Üye Devletler arasındaki inkübatör ağını genişletme,
Artan miktarda doğrudan yabancı yatırım (DYY) girişlerine elverişli şeffaf ve öngörülebilir bir yatırım ortamı sağlama,
Bölge içi yatırımları teşvik etmek için çeşitli ekonomik bölgeler arasındaki iş birliğini güçlendirme,
Endüstriyel yapıları uyumlu hâle getirme ve Üye Devletler arasında ürün pazarlarının entegrasyonunu sağlama,
Üye Devletlerin iş çevreleri arasında verimli etkileşimi teşvik eden sürdürülebilir ve yenilikçi kurumsal yapılar geliştirme,
Üye Devletlerin iş ortamını iyileştirmek adına kamu ve özel sektördeki aktörler arasındaki diyalogu teşvik etme ve ortak altyapı ve yatırım projelerinin gerçekleştirilmesi için kamu-özel ortaklıklarının (PPP) en iyi uygulamalarının karşılıklı değişimini sağlama,
Beceri geliştirme yoluyla istihdamın artırılması, işgücü piyasası idaresinin geliştirilmesi ve profesyonellerin bölge içi işgücü hareketliliğinin artırılması için koordineli bölgesel yaklaşımı güçlendirme,
OECD tarafından hazırlanan Ticareti Kolaylaştırma Göstergeleri (TFI) açısından daha iyi bir performans elde etme ve üçüncü piyasaya girişi kolaylaştırmak adına Üye Devletlerin şirketleri arasında stratejik ortaklık kurma,
Ulusal KOBİ’lere, mikro üreticilere ve girişimlere yeni pazar fırsatları sunma, bölgesel ve küresel üretim zincirleriyle birleşerek farklı pazarlara ulaşmaları için özel şirketleri üretim zincirlerinin/ üretimlerinin bir kısmını bir Üye Devletten diğerine taşımaya teşvik etme,
Küresel arenada rekabet gücünü korurken, daha yeşil ve dijital çözümlere yatırım yaparak geleneksel ve yeni endüstrileri dönüştürme,
Uzmanlık, inovasyon ve teknolojinin karşılıklı aktarımı yoluyla katma değerli ürünlerin hacmini artırma,
Kendi ülkelerinde iş kurmak isteyen diaspora üyelerine destek programları geliştirme,
Genç ve kadın girişimcileri farklı finansal araçlar aracılığıyla imtiyazlı şartlarda destekleme,
İşle alakalı konulara yönelik uyuşmazlık çözüm mekanizmaları kurmaya yönelik çalışmaları takip etme,
(Nakliye ve Gümrük)
Üye Devletlerin sınır geçişi için gümrük ve transit prosedürlerini sadeleştirme ve uyumlu hâle getirme,
Üye Devletler arasında iyi gelişmiş ve birbirine bağlı sert ve yumuşak taşımacılık altyapı projeleriyle bölge içi bağlantısallığı sağlamaya yönelik yatırımları artırma,
Üye Devletler tarafından ulaştırma alanındaki uluslararası sözleşmelerin etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak için yakın iş birliği yürütme,
Çevre dostu ulaşım yöntemlerini ve daha çevre dostu ulaşım teknolojilerini mümkün kılmaya yönelik yenilikçi politikaları teşvik etme,
Havayolu operasyonları için idari prosedürleri kolaylaştırma,
Üye Devletlerin talepleri doğrultusunda uçuş sayısını artırma ve Üye Devletler arasındaki hava taşımacılığı bağlantılarının çeşitlendirilmesine katkıda bulunma,
Üye Devletler arasında ulaşım ağlarının dijitalleştirilmesini teşvik etme,” kararları…
3 Mart’taki “Türk’ün Kaynaklarına Çökecek!..” başlıklı yazımda dünyadaki tüm savaşların esas sebebini ve amacını anlatmaya çalışmıştım.
Özellikle başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin, çeşitli coğrafyalardaki enerji ve doğal kaynaklarla nadir elementlere el koymak için kaynakların gerçek sahibi ülkelerin sınırlarını veya rejimlerini değiştirme, küçük küçük devletlere bölme gayesi güttükleri görülmektedir. Amaçları, bu devletlerin başına getirecekleri yöneticilerle o devleti etki altına alıp isteklerini yaptırmaya mecbur etmektir.
Emperyal güçler, “güya demokrasi ve insan hakları götürdükleri veya hedef ülkenin nükleer program yürüttüğü” iddiasını ileri sürerek algı oluşturmakta ve dünyayı bu safsatalarla kandırmaktadır. Hedefdeki ülkelerin, aslında hangi zihniyet tarafından ve nasıl yönetildiği konusunda bunların bir dertleri de yoktur. Amaçları, iktidara gelmek isteyen kişi veya gruplardan sözler alarak onları kendilerine mahkum etmektir. Emperyal devletlerin yöneticileri konuşmaları sırasında satır aralarında -farkında olarak veya olmayarak- amaçlarının ne olduğunu ağızlarından kaçırmaktadırlar.
İran’a açılan savaşın altında da bu amaçlarının olduğu anlaşılıyor. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile de çeşitli anlaşmalar yapılmıştır. Önceki yazılarımda TDT’ye üye devletlerin bazılarının KKTC’yi zora sokacak işler içine girdiklerinden bahsetmiştim.
Bu konuda Armağan KULOĞLU “Trump her yere hâkim olma peşinde” başlıklı yazısında (14/11/2025, Yeniçağ) geniş bir değerlendirme yapmıştır: “Trump’ın önceden başlattığı, başkan olduktan sonra da devam ettirdiği emperyal düşünceleri dur durak bilmeden devam etmektedir…
…medyada gerektiği kadar yer almayan ve dünya kamuoyunda da fazla önemsenmeyen ancak hem yakın coğrafyamız hem Türk Devletleri Teşkilatı hem de Türk Dünyası olarak bizi de yakından ilgilendiren önemli bir gelişmenin gündeme getirilmesinin faydalı olabileceği düşünülmüştür. Bu gelişme Trump’ın, ABD’nin Orta Asya stratejisi kapsamındaki yeni yönelimleridir.
…6 Kasım 2025’de Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan liderlerinin katıldığı, ABD ile Türkistan coğrafyası arasında iş birliğini kapsayan bu yeni zirve, 5+1 formatında ABD’de düzenlemiştir…
Trump, Orta Asya bölgesinin, petrol ve doğal gazın yanı sıra özellikle yüksek miktarda nadir toprak minerali rezervlerine sahip ve küresel uranyum üretiminin yaklaşık yarısını karşıladığını belirtmiş, bölge kaynaklarının daha etkin kullanılabilmesi için daha fazla yatırıma ihtiyaç olduğu gerekçesiyle bu ülkelerle anlaşmalar yapıp, kritik minarellerin tedarik zincirini genişleterek ABD’nin ekonomik güvenliğini güçlendirmeyi hedeflediğini ortaya koymuştur. Bunu Orta Asya’ya da çökme olarak nitelendirmek mümkündür…
Trump’ın bu zirveden elde etmek istediği sonucun, Orta Asya’daki doğal kaynakları, özellikle nadir mineralleri kullanarak Çin’e olan bu konudaki bağımlılığını sonlandırmak, bölge ülkeleriyle ekonomik iş birliğinin yanı sıra siyasi ve askeri alanlarda da iş birliği yaparak Rusya ve Çin arasında yer alan bu bölgeye yerleşmek suretiyle her iki hasmını da kontrol altında tutmak olduğu değerlendirilebilir.
Katılımcı ülkelerin beklentilerinin de ABD’yle yakın iş birliği içinde bulunarak ekonomik imkanlar elde etmek ve artık fazla hissedilmeyen Rusya etkisinin de yeniden artmasını önlemek olduğu söylenebilir. Ancak bir yerden kurtulurken yeni bir güce doğru meyledip, onun emperyalizm alanına dahil olmanın, üstelik kaynaklarını sömürüye açmanın sıkıntılarını da hesap ederek ihtiyatlı hareket edilmesinde fayda görülmektedir…
Gerçi bu Orta Asya Zirvesinde Türkiye ve KKTC aleyhinde bir durum ortaya çıkmamış görünse de her iki konu da ekonomik ve siyasi açıdan güçlüden yana tavır alınarak çıkar elde etme düşüncesi temelinde birleşmekte ve Türk Dünyası olarak birlikteliği zayıflatabilme potansiyeli taşımaktadır…”
Yazıdan kısaltarak aldığım bu bölümler dışında KULOĞLU, çok önemli bulduğum başka konulara da değinmiş ve yazısını “Bu gelişmeler, Türkiye’nin Türk Dünyası ülkeleriyle ilişkilerine daha fazla önem vermesinin ve onları kazanmaya yönelik yeni argümanlar üretmesinin gerekli olduğunu göstermektedir.” diye bitirmiştir.
Bakalım, ABD’nin hem kaynakları hem de ticari yolları ele geçirme, kontrol etme ve denetleme isteği karşısında TDT’ye üye devletler kararlarını nasıl gerçekleştirecekler!..