Yapmak fiilinin yaptıkları – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______2 Nisan 2019_______

Yapmak fiilinin yaptıkları

A. Yağmur Tunalı
Paylaş:

Fransızca etkisiyle bozulan Türkçe

Fransızca, geçen yüzyılın dünyasında en kuvvetli dildir. Esasen 19. Asrın ortalarından itibaren böyledir. Diğer batı dilleri buhar ve makine çağının kavram arayışında dile yansıma ve dalgalanmalarını yaşarken, Fransızca bu dönemi kolay atlatmış görünür. Terminoloji yaratmada sıkıntısı yoktur. Bunda en önemli hisse şüphesiz Fransız Akademisi ‘(Académie Française)nindir.  Akademi 1643’te Kardinal Richelieu tarafından kurulmuştur. Bu köklü tarihi ve yaptıklarıyla dünyanın en itibarlı kurumlarındandır. 40 üyesi vardır. Üyelik ömür boyudur.

Akademi dile hâkimdir. Hiçbir yeni kelime onun tasvibinden geçmeden sözlüğe sokulamaz. Kural budur. Bu konuda, son zamanlarda olduğu gibi tarihî seyirde bazen kısmî bir serbestlik tanındığını biliyoruz. Buna rağmen herkesin gözü onlardadır. Akademi, kavram bulmada ve seçmede de titizdir. Mutlak bir otoritesi vardır. Dil dikkatini de o temsil eder. Üyeleri deve dişi gibi isimlerdir. Sanatçılar da filozoflar da akademisyenler de üye seçilebilir. Seçilmeleri ayrı bir merasimdir. Oraya seçilmek kolay iş değildir. İyilerin iyileri seçilir. Büyük sorumluluk ve büyük şereftir. Bir güzel gelenek de vardır: Üyelerin girişte verdikleri nutuklar büyük bir fikir ve sanat hadisesi kabul edilir.

İşte Fransızca bu dil inzibatıyla dünya dili oldu. Fransa, dili işleyen büyük şairler, romancılar, filozoflar yetiştirdi. Fransızca’nın Akademi’den de büyük talihi buydu. Okumuşları yüksek kültürle onlar buluşturdular. Siyaset ve bürokrasi bu yüksek kültüre katıldı. Dili kullanmada maharetleri gelişti. İşlenmiş bir dil olarak örnekliği bu gelişme seyrine dayanır.

Her kavram ve kelimenin anlam hududları bu işlenişle tam yerleşti. Manalar netleşti. Bu özellik dolayısıyle 19. Asırdan itibaren diplomasi dili Fransızca kabul edildi. Bütün dünyada anlaşmalar Fransızca kaleme alınır hale geldi. Mesela, Ruslarla, İngilizlerle, Almanlarla yaptığımız yaptığımız anlaşmalar üç dilde yazılırdı. İki tarafın dili ve Fransızca. Son yıllara kadar bütün dünyada bu uygulamaya devam edildi.

Fransızca bize de örnekti

Batı ile yakınlaştığımız ve onların anlayışlarını edinmek istediğimiz devrede Fransızca hâkim dildi. Biz batıya Fransızca ile girdik. Tanzimat ve devamında hemen her aydınımız ya Fransızca öğrendi ya da araya Fransızca kelimeler girmiş yazıları okudu. Okumuşlarımız arasında bu tabii idi. 19. Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyılın ortalarına kadar yazılan eserlerde bu açıkça görülür.

Bu yoğun temas, bize Fransızca’dan bazı kelimeleri armağan bıraktı.  Çok normal bir durumdu. Fakat bununla kalmayıp bazı dil yapıları da girdi. Bir kısmı Türkçenin mantığına uymayan kullanışlardı. Bundan dolayı Türkçe’de ömürleri pek uzun olmadı. 1860-1950 arasında yazılmış eserlerde otobüse binmek, trene binmek tabirlerinin yanında Fransızcadan tercüme kullanışlar da sıkça geçer. Kişiler konuşurken, “tren almak” veya “otobüs almak”tan bahsederler. Yeni zamanların okuyucusu buna pek anlam veremez. Çünkü belli ki kastedilen otobüs veya tren satın almak demek değildir. Türk bunu böyle anlar. Nitekim Fransızca bilmeyen büyük çoğunlukla bunu kullanan azlık arasında zaman zaman tebessüme yol açan, zaman zaman da daha komik durumlar yaşanır. Bazı yazarlar da, bu kullanışlar üzerinden Karagöz-Hacivat ve Orta Oyunu hicivlerine benzer kelime oyunlarına girerlerdi. Daha önce bahsettiğimiz Felatun Efendi ve Râkım Bey ile Efruz Bey tiplemelerinde böyle hicivlere de yer verilmiştir.

Ah şu “Faire” fiili

Fransızca’nın Türkçe’ye en büyük zararı verdiği bu ve benzeri tabirler değildir. Çünkü bir kaç nesilde terkedilmiş, yanlışlığı çok açık ve hatta dalga geçilen söyleyişlerdi. Fakat bir kelime var ki dilimize tek başına ağır kayıplar verdirmiştir. Bilerek “ağır kayıplar” tabirini kullandım. Bahsedeceğim bildiğimiz “yapmak” fiilidir.  “Otobüs almak” ve “tren almak” gibi Fransızca söyleyişlerden bir de farkı vardır. Bu fiil bizde zaten vardır. Yalnız Fransızca’dan gelen manadaki gibi kullanılmaz. Muhtemelen en eski kelimelerimizdendir. Hem yardımcı fiil halinde kullanılır, yapagelmek gibi, hem de yapmak şekliyle fiil olarak.

Kubbealtı Lügati’nde yapmak fiilinin 24 manası veriliyor. 24 mananın da birçok alt manaları var. Bunların bir kısmı Türkçe’ye Fransız tesiriyle girenlerdir. Şu deyimlerde Fransızca tesiri yoktur: Ağız yapmak / Ağzı lâf yapmak / Âhiretini yapmak / Altına yapmak / Allah nasıl bilirse öyle yapsın / Amma (da) yaptın (ha) / Aralarını yapmak / Deve yapmak / Edebiyat yapmak / Ense yapmak / Fenâ yapmak / Gönül (Gönlünü) yapmak / Habbeyi kubbe yapmak / Hap yapmak / (Kendine) Kalkan yapmak / Kapı yapmak / Kaş yapayım derken göz çıkarmak / Pireyi deve yapmak / Poz yapmak / Yuvasını yapmak.

Fakat şöyle kullanışlar Fransızca tesiriyle yaygınlaştı:  Flört yapmak.” “İyilik yapmak.” “Doktora yapmak.” “Banyo yapmak.” “Hâinlik yapmak.” “İhtisas yapmak.” “Kur yapmak.” “Şantaj yapmak.”  Dahası var: Tercümanlık yapmak.” “Doktorluk yapmak.” “Hocalık yapmak.” “Bekçilik yapmak.” Evet bunların tamamı Fransızca etkisiyle yerleşmiş kullanımlardır.  Çoğunun yerine biz etmek yardımcı fiilini kullanırız. Bekçilik etmek deriz, iyilik etmek, hocalık etmek deriz vb. Türkçeye ağır fatura buradan çıkıyor. Şantaj yapmak ve kur yapmak gibi manasıyla gelip dile yerleşenler de var tabii. Yani, bizde olmayan yeni bir kelime veya anlam değildir. Bildiğimiz ve kendi kelimelerimizle ifade ettiğimiz mânâları tercüme bir mantıkla söylemeye başlamışızdır.

Bu örneklerle kalsa iyi. Hemen herşeyi yapar olduk. Şehirlerde trafik tabelaları görüyoruz: “Bekleme yapılmaz!”. Polis anons ediyor, “Bekleme yapma! Duyanlar da acaba beklemekten başka bir mana mı kastediyorlar diye düşünüyor. Hayır düpedüz durmayınız, beklemeyiniz veya durulmaz, beklenmez demek istiyorlar. Ek bir mana da başka bir kasıt da yok. Yüz kere yanaşıp anons eden polislere söyledim. Yazdım da. Amirlerine de ulaştırdım. “Yapmayınız , etmeyiniz, Türkçe’ye kıymayınız, Beklemeyiniz demek yeter, beklenmez demek yeter, bu yapmak da nereden çıktı?  Türk böyle demez.” Dedim. Anlayıp anlamadıklarından emin değilim ama “haklısınız” dediler, yine devam ettiler. Neden böyle yaptıkları üzerinde çok düşündüm: Anladım ki doğrudan doğruya psikolojik bir tavır alıştı. Kibarlık ettiklerini zannediyorlardı. Güya bir yüksek sosyetenin diline yaklaştıklarını zannediyorlardı. En nihayet, içine düştüğümüz aşağılık duygusunun ve dil sevgisizliğinin sonucunda böyle davranıyorlardı. Israrla üzerinde durulacak husus budur.

Daha çok örnek verilir. Çünkü çok yaygın. “Aşk yapma”ya kadar varan onlarca örnek var. Bu kullanışların çeşit çeşit karşılıkları dilimizde varken bu şekilde işletiyoruz. Mesela, Arkadaş edinmek neden Flört yapmak olsun?  Bakın, flört etmeyi kullanıyoruz. Bu, flört kelimesine rağmen Türkçe bir ifadedir.  Üzerinde düşünülse, bunlar kolayca terkedilir. Dediğim gibi her birinin dilimizde asırlardır yaşayan çok güzel karşılıkları var.  Hem onları kazanırız, hem de verdiğimiz kayıpları alır, birkaç yönden dilimizi zenginleştiririz. Tam bu noktada bir teklifte bulunmanın da yeridir: İlim adamlarımız daha doğru karar verirler tabii ama benim fikrime göre sadece yapmak fiilinin yaptıkları üzerine kuvvetli bir tez yapılabilir.

Türkçe’yi kendi kelimesiyle vurduğumuz böyle bir örnek aransa zor bulunur. Fransızca Faire(yapmak) fiilinin Türkçeye bu kadar derin tesirler bırakacağını ve içerden vuracağını doğrusu hiç kimse tahmin edemezdi.  Zayıfladığı ve pek çok kullanış şekli terkedildiği halde hala yaygın yanlışlarımızdan biridir.

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları