Yok kanun… Çok kanun – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Emekli Amirallerin Bildirisi ve Ülkemizin Huzuru   • Alparslan Türkeş

Yok kanun… Çok kanun

Kanuni’den sonra medreselerde başlayan bozulma bütün topluma sirayet etmiş. Aklî bilimlerin ve felsefenin dışlanması, eğitimin sadece nakli bilgilere -dini bilgiler- alanına kaymasına yol açmış, 17 ve 18 yüzyıllarda padişahlar, yönetim ve ulema yetersiz kalıyor.

8 Nisan 2021
Veli Taş
View of The Suleymaniye Mosque Complex and Yeni Cami Mosque in foggy day in Istanbul.

‘’Ulusların yazgısını kimler tayin ediyor? Topluma yön veren kendi iç güçleri mi yoksa, dış dinamikler mi ulusların geleceğini belirliyor? ‘’

Bu soru Latif Mutlu’nun ‘’Türkiye Nereye Gidiyor’’ başlıklı makalesinin* giriş cümlesi. Sonraki paragrafta da soruyu genişletiyor: tarihteki büyük dönüşümler kimlerden çıkıp oluşuyor, tek adamlardan ya da kahramanlardan mı yoksa toplumların ortak çabasından mı?

Bu sorunun madalyonun iki yüzü olduğunu belirten yazar, kahramanların toplumu canlandırıp yönlendirebilmesi için toplumun da hazır olması gerektiğini söylüyor.

Nitekim Osmanlının uzun duraklama ve çöküş dönemlerinde, toplumun hazır olmadığı için birkaç yöneticinin giriştiği reform hareketleri sonuçsuz kalmış.

Kanuni’den sonra medreselerde başlayan bozulma bütün topluma sirayet etmiş. Aklî bilimlerin ve felsefenin dışlanması, eğitimin sadece nakli bilgilere -dini bilgiler- alanına kaymasına yol açmış, 17 ve 18 yüzyıllarda padişahlar, yönetim ve ulema yetersiz kalıyor. Çağdaş gelişmelerden koptuğu için teokrasinin çağdışı kaldığını da anlayamamış, ilmî gelişmeleri takip edememiş ve zaman içinde fakirleşerek, kâfir dediği ülkelerden borç dilenir hale gelmiştir.

Latif Mutlu, Fatih kanunnamesinden sonraki hukuk düzenlemesinin Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapıldığını, ondan sonra 300 yıl boyunca hemen hiç yasa çıkarılmadığını -hukuki düzenleme yapılmadığını- belirtiyor. Bu tespit, rahmetli Mehmet Genç’in dönemin mahkeme kayıtlarına dayanarak söylediği ‘’kadimden beri olagelene aykırı iş yapılmaya…’’ tespitinin aynısı gibidir. Aynı zamanda, o dönemlerde layiha yazan Defterdar Sarı Mehmet Paşa gibi devlet adamlarının, bozulmayı ve çürümeyi anlattıktan sonra çözüm olarak neden hep kanuni dönemine dönmeyi önerebildiklerini de anlatıyor.

(Bu ‘’o döneme dönme’’ özleminin, çağdaş Müslümanımızdaki, “Asr-ı saadete dönersek her şey düzelir’’ anlayışının zihin arkasına etkisi var mıdır acaba?)

Hukuk ilmi ile uğraşanlar, ne kadar mükemmel olursa olsun hiçbir kanunun hayatın yaratıcılığını uzun süre kapsayamayacağını söylerler. Yani, hayatın yaratıcılığı ve değişim kanunları da eskitir ve yeni hayata göre hukuki düzenlemelerini zaruri kılar. Aksi, hayatı dondurmayı denemektir ki bu da çürümeyi getirir.

‘’Kanuni’den sonra kanun yapma alışkanlığımızı kaybettiğimiz için, yasalarımızı Tanzimat döneminde Fransa’dan almak zorunda kaldığımızı’’ söyleyen Eğitimci Latif Mutlu, bunun da borç istenilen Fransa’nın 1857’de verdiği bir nota ile mecburi hale geldiğini belirtiyor. Amacı ülkemizdeki yabancıların ve gayrimüslimlerin haklarını korumak olan Fransa, notasında, modern okullar açılması ve müşterek bir üniversite kurulmasını, Hıristiyanların da devlet hizmetine alınması, yabancılara Türkiye’de emlak alma hakkı verilmesi, vakıfların ve vergilerin düzenlenmesi, iç gümrüklerin kaldırılması, büyük şehirlerde belediye teşkilatı kurulması, bütçe usulünün uygulanmasını… istiyordu.

Notada belirtilen isteklerin zaman içerisinde uygulanmış olması bir yana, borç verenin düzenleme istekleri de hiç bitmemektedir.

Yazar, Osmanlı’da eğitim konusundaki eksiklikleri ana başlıklar halinde tespit eden Fransa Eğitim Bakanı Viktor Duruy’un, emekli olduktan sonra on yıl kalmak üzere İstanbul’a geldiğini söyler.

Duruy’un,

  • Eğitim bakanlığının kurulması ve eğitim temel kanununun çıkarılmasında çalıştığını,
  • Açılan modern okulların aydın bir kadronun yetişmesine önayak olduğunu,
  • Yüzyıl boyunca yaşanılan yenilgiler ve faciaların toplumda yarattığı travma ile de toplumun değişime açık ve hazır hale geldiğini,
  • Modern okullarda yetişen bu aydın kuşağın imparatorluğun çöküşünü önleyemese bile Cumhuriyeti kurduğunu,

Ayrıca belirtmektedir.

Viktor Duruy’un yapılması gerekenlere ilişkin tespitleri kısaca şöyle:

  • İlkokullar için öğretmen yetiştirilerek ilköğretimin geliştirilmesi,
  • Bazı illerde ortaöğretim kurumları açılıp bu okullara Hristiyan tebaanın da alınması,
  • Muhtelif mesleklere hazırlayacak kurumların açılması,
  • Hâlen mevcut askeri okullara Hristiyan tebaanın da alınarak subay yetiştirilmesi,
  • Müslüman ve Hristiyan tebaanın birlikte devam edeceği bir üniversite kurularak halen mevcut tıp eğitimi yanında fen tarih hukuk gibi ilimlerin verilmesi,
  • Genel kütüphane kurulması…

Burada, Mustafa Fazıl Paşanın Sultan Abdülaziz’e yazdığı 18 sayfalık mektubundaki tesbit ve önerileri ile Viktor Duruy’un tesbitlerinin örtüşmesi ayrıca dikkate değer bir husustur. Tanzimat döneminin önemli bir aydını olan Mustafa Fazıl Paşa mektubunda, ülkedeki okur yazar oranının ve eğitim kalitesinin düşüklüğünden yakınır. Paşa’nın söz konusu mektubu ayrı bir yazı konusu olabilecek değerdedir.

Uzun asırlar boyunca bir hukuki düzenleme yap(a)mayan ecdadımızın aksine, şimdi torba kanunlarla torba torba kanun çıkarma durağını bile geçip, tek imza ile kanun çıkarma noktasına geldik. 1980’li yıllarda mevzuatın ayıklanıp sadeleştirilmesi için rahmetli bakan Adnan Kahveci DPT bünyesinde komisyonlar oluşturmuş ancak bir sonuca ulaşılamamıştı. Şimdi Allah muhafaza…

Dilerim şimdi de çok kanunda boğulmayız.

* Latif Mutlu, Bilgi Üniversitesi kurucusu-vakıf başkanı. Yazısı Erol Mütercimler-Akıl Oyunu kitabında yayınlanmış.

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları