Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • KKTC’nin Annesi Süheyla Küçük…   • 500’cü MDM Bilgi Şöleni- Türkiye ve Türk Milliyetçiliği

Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat

“Demek ki senin hakkı hukuku savunma noktasındaki tavrın her zaman aynı değil; sana örgütün empoze ettiği konulardaki haksızlıklara karşı savaşıyorsun, ama başka bir noktada, başka bir haksızlığa karşı duramıyorsun.”

13 Mayıs 2020
Özge Yıldız

Okunan bir kitabın etkisinde kalıyorsan, son sayfasını kapattığın an yazarın peşine düşmeli ve onu tanımalısın. Tanımak için çıkılan bu serüvende, yazarın mücadelesinin satırlara yansıdığını görmek, insanı hayatın içinden alıp başka diyarlara götürür. Bu serüven sonunda mücadele etme azim ve kararlığı gelip gözüne yerleşirse, artık bunu anlatmanın vakti geldiğini görür ve düşüncelerini yazmak istersin. Bu sayede önüne çıkan yokuşları emeklerinle aşabilir, engelleri tek tek fikirlerinle yok edebilirsin. Yazmak ise köşede sıkışıp kalmak yerine, mücadele etmenin bir başka yoludur. Haliçte Yaşayan Simonlar kitabında Hanefi Avcı tam da bunu yapmıştır. Gerçekleri korkusuzca, yazmıştır.

Haliç’te Yaşayan Simonlar; Dün Devlet Bugün Cemaat

Kitapta Avcı, yaşadığı anılarla, anlattığı konularla olaylara yön veriyor. Kitabının içeriğinde polislik kariyeri boyunca yaşadığı tecrübelerini anlatmış. Ergenekon ve Balyoz davalarını, polis teşkilatında Gülen Cemaati’nin örgütlendiğini anlatmış ve Türkiye’yi derinden sarsan olaylara yer vermiştir. Kitapta anlatılan ise polis teşkilatının içine sızan örgütün karşısında durulması gerekirken, mücadele edenlerin susturulmaya çalışıyor olmasıdır.

Avcı kitabında öncelikle bu örgütün çalışma mantığının, inanan insanlar bulmaktan geçtiğini anlatıyor. Mücadele edilen örgüt mensuplarının kendi ideolojileri uğruna her fedakârlığı yaptığını, bunu yaparken de “takiye” adı altında işlerine geldiği şekilde doğruya yalan; yalana ise doğru dediklerini gösteriyor. Gösterdiği başka bir konu ise yıkanan beyinlere, mücadelelerinin kutsal bir dava oldukları inandırılmasıdır. Başarı sağlayabilmek için hayatın asıl anlamının, varlık sebebinin, manevi varlığa olan fikir ve bağlılığın doğrultusunda çalışmak olduğuna inandırılmışlardır. Böylece bu uğurda mücadele edenler, inançları gereği eğer ölürlerse yaptıkları fedakârlıkların cennette karşılığını bulacağını inandırılmıştır. Birer robot asker soğukkanlılığı ile gözleri kapalı yalan söylemiş, iftira atmış ve tetikçilik yapmışlardır. Avcı işte bu tür topluluklarda insanın hayatının en özel alanına dahi müdahale edilip yontulup istenen şekli almasına PKK ile mücadelesi sırasında yaşadıklarından da bağ kurarak Simonlaşmak demiştir.

Simonlaşmak

Avcı, kitabında Simonlaşma tanımını;

Bizler de her suçu değil, yalnızca bize öğretilen ve empoze edilen hususları suç görüyor, bizim tarafımızda olan kişilerin kusurlarını suç olarak nitelendirmiyorduk. Bu duruma, bu tip davranışlara ‘Simonlaşmak’ adını verdim. İşte bu durumu düşündükten sonra kendime söz verdim; ben Simon gibi olmayacaktım, ben Simonlaşmayacaktım. Yanlışı kim yaparsa yapsın karşı çıkacaktım; suç işleyenler kendi tarafımdan insanlar, kendi arkadaşlarım bile olsa veya ne kadar güçlü olursa olsun, bedeli ne olursa olsun karşı duracaktım.” diyerek tanımlıyor.

Kitap yayımlandıktan sonra Hanefi Avcı’yı bir numaralı tehdit algılayarak saldıran örgüt, üzerinde baskı kurarak ve türlü iftiralar atarak zindanlara attı. Ancak Avcı, vermiş olduğu mücadelesinde insanların sesini duyurmaya, ses olmaya yazdığı kitaplar ve makaleler ile devam etti. Hapse atılmadan önce her şeyi göze alarak yazdığı bu kitabı, ortalığı ayağa kaldırarak ses getirdi. Önemli olan kralın çıplak olduğunu bilmek değil, “kral çıplak “ diye bağırabilmektir diyen Avcı, FETÖ ile mücadelenin örneklerini verdi.

Mücadelenin ilkeleri

Hanefi Avcı kitabında, herkesin gönlünce yaşayabileceği bir dünyanın mümkün olduğunu anlatmak istemiş. Bunu da hukuk, demokrasi, insan hakları gibi değerlere sahip çıkarak güçlü olanın değil, hukukun hâkim olduğu bir sistemi inşa ederek yapılabileceği düşüncesini ortaya koyarak anlatmak istemiştir. Hanefi Avcı’nın, inandığı konuları ele aldığı ortadadır. Susurluk kazasından sonra kitap boyunca FETÖ’yü anlatmakla kalmamış MİT, emniyet ve jandarma içindeki çeteleri gün yüzüne çıkarmıştır. Bahsedilen çetelerin kimler olduğu ve nerelere hizmet ettiği konusunda doldurulmayan boşluklar ise kitabın eksik yönü olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin yakın tarihini, sosyal, ekonomik, siyasi yapısının anlaşılmasına katkıda bulunmuştur. Değerli gözlemlerini, analizlerini okumak ülkenin geçmişini, bugününü ve geleceğini anlaşılmasını ve yorumlanabilmesini sağlamıştır.

Kitabı yazma amacını ise şu sözleriyle ifade ediyor.

Yanlışı ayıklayıp doğruyu bulmak istiyorum. Hiçbir ön yargı taşımadan, neyin yanlış neyin doğru olduğunu söylemeden, yanlışla doğruyu bulmanın yöntemini, bunu anlamanın şeklini sunmak istiyorum. Bir ölçü, bir terazi olacak; yanlışa doğruyu anlamaya yarayacak mikyaslar, değerler fikri teraziler yaratmak istiyorum.”

Ülkemizde birlik, huzur ve güven ortamında yaşamak için fedakâr olmak, hukuka saygılı, yanlışlıklara sessiz kalmamak gerekir. Kimseye zarar vermeden, doğru bir amaç, fikirle hayatı yaşamalıyız. Geleceğe ışık yakabilmek için bilinçli bireyler yetişmeli ve bunun en başında iyi bir eğitimle olabileceğini inanmalıyız. Güç korkutmamalı. Yüreğimizden gelen ne ise yapmalı haksızlığa göğüs germeliyiz.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları