Cümbezin Kızı ve kızlarımız

Dünyam yine küçücük tıpkı kendim gibi, Renksiz ve kapkaranlık tıpkı düşlerim gibi, Artık oynadığım oyunlar da hayatın ta kendisi.


Paylaşın:

2023’te ilki düzenlenen Emine Işınsu Roman Ödülü’nü kazanan Cümbezin Kızı romanını kısa bir süre önce okuyabildim. Yazarının kadın olması anlamlı geldi bana. Yazarı Ülkü Demiray hemşehrimizmiş, hem şaşırdım hem sevindim.

Cümbezin Kızı’nın arka kapağında şu ifadeler yer alıyor ; “Cümbezin Kızı tek başına bir kadın hikâyesi değildir. Unutulan tarihe, sosyal olaylara kızlarımızın çığlıkları arasından bakıştır. Adanın parçalanışı, EOKA tohumlarının atılışı, İsrail’in kuruluşu ve kızlarımızın kayboluşunun hikâyesidir.”

Kadınlarımızın, kızlarımızın, çocuklarımızın hikâyesi hiç bitmiyor, bitmez. Romanda, Kıbrıs’ta yıllardır birlikte yaşayan, komşuluk yapan, ekmeğini bölüşen halkın, İngiliz sömürgesi döneminde nasıl ayrıştırıldığı; yokluk, kıtlık yüzünden yaşına bakmadan Araplara satılan Türk kızlarının yaşadıkları anlatılıyor. Yazarın ifadesine göre o dönem 9000 Türk kızı, küçücük kuşlar gibi avlanıp babalarının eliyle, para karşılığı teslim edilmiş. Gemilerle Filistin’e götürülen kızlar buralarda Arapların üçüncü dördüncü karısı olmuş. Hem kocaları, hem kocanın diğer eşleri tarafından ezilmiş, şiddet görmüş, başkalarına satılmış. Artık düşman kesilen bir kısım Rum, satılan küçücük kızların ardından sevinmiş; adamız temizleniyor(!) diye. Satılan kızlarımızın bir gün geri dönme umudu ve kültürlerine sarılarak hayata tutunma çabaları hiç bitmemiş…

Şahsen Kıbrıs tarihinde böyle olayların yaşandığını bilmiyordum. Hem merak ettiğimden hem de romanın akıcılığından bir çırpıda okudum; romanın kahramanı benmişim gibi hissettim, içim sızladı…

Bu yıl ikincisi düzenlenen Emine Işınsu Roman Ödülü’nü alacak romanı merakla beklerken Cümbezin Kızı‘nı da mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

Okuldan düğüne

“Evlenmeden önce dedenizi hiç görmedim. Gelin olup geldim, akşam oldu, sakallı bi adam geldi. Herhâlde bu babası, biraz sonra bu gitcek oğlu gelcek diye düşünüyordum. Meğer o benim kocammış.” Bu mealde ifadelerle bize anlatırmış ninem nasıl evlendiğini. Ben küçüktüm tam hatırlamıyorum, annemden duyuyorum. Sofradan bir boğaz eksilsin; ardına düşen olmadan, namusuna zarar gelmeden yerini bulup yuvasını kursun; kaynanası büyütsün; başlık parasıyla işimizi görelim vs. saiklerle çocuk yaşta okuldan alınıp ya da hiç okula gönderilmeyip dünya evine sokulan kızlarımız. Çocuk yaştaki kızların evlenmesinde bir beis yoktur fetvaları… Derslere yoracakları kafalarına erkenden evlilik düşüncesinin sokulması hem de kiminle olacağına kadar. Öğretmen bir yakınıma; ilkokul üçüncü sınıftaki kız çocuğu, konusu bile açılmamışken “Öğretmenim ben filancayla evleneceğim, annem öyle dedi.” demiş. Ek bilgi; filanca, kuzeni ve kızın babası da imam. Bir anne, kızı okusun, kendi ayakları üzerinde durabilsin diye çabalayacağı yerde kendi yaşadıklarını yaşasın ister mi!

Bütün bu yaşananlara bakınca kadınların yaradılış gayesi, sadece erkeklere eş olup insan türünün çoğalmasını sağlamak da acaba biz, yaradılışımıza karşı mı geliyoruz diye düşünmeden edemiyorum.

Kadın ve çocuklarımızın başına gelenler; ülkemizin bitmeyen çilesi, değişmeyen demirbaş gündemimiz oldu. Hangi kız çocuğu gündemi arkasından yazdığımı hatırlamıyorum. Şair de değilim ama o günkü duygularımla bir şiir karalamışım. Onu sizlerle paylaşıyorum.

Büyümüşüm Meğer

Dünyam tıpkı oynadığımız düldüller, boncuklar gibi

Küçücük hem de rengârenkti

Hayatın kendisi sandığım, oynadığımız evcilikti.

 

En hoyratından esti kara bir yel

Omuzumdan kavradı koskoca bir el

Çelikçomaklar, yakan toplar en heyecanlı yerinde bitti.

 

Büyümüşüm meğer, öyle söylediler

Yaşadığım yılları saydım, henüz on birdiler

Alındı elimden defter, kalemim; artık gelinlik kız oldun dediler.

 

Yeter mi gerçekten bu kadar okumak bu kadar oyun?

Annemin sıcaklığını verir mi tanımadığım koyun?

Yabancı bir eve senin dediler, çalgılarla koyup gittiler.

 

Dünyam yine küçücük tıpkı kendim gibi

Renksiz ve kapkaranlık tıpkı düşlerim gibi

Artık oynadığım oyunlar da hayatın ta kendisi.

 

Kim verecek yarım kalan çocukluğumu, gençliğimi?

Uçurtmamın kuyruğuna bağladığım hayallerimi?

Kim unutturacak uykusuz, korkuyla geçirdiğim kara geceleri?

FZOC-26.12.22

 

Yazar

Fatma Zehra Okur Cerit

2 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar