“Terörsüz Türkiye” Söyleminin Arkasındaki Kürdistan

Terörsüz Türkiye gerçekleri, doğrudan, devletimizin üniter ve millî / ulusal egemenlik yapısını, vatanın bütünlüğünü ve milletin birliğini tehdit etmektedir.


Paylaşın:

Türkiye büyük bir hızla meçhule doğru gidiyor. Ortalık toz duman ve bu kargaşa içinde gözden kaç(ırıl)anlar var. Kamuoyu özellikle NATO toplantısına kilitlendi. Kilitlenme sebebi de, daha çok, alınan olağanüstü tedbirler.

Ankara’da devlet daireleri tatil edildi. Yollar kapatılıyor ya da kısıtlanıyor. Toplu taşımada da benzer durum var. Bir sokağa çıkma yasağı kaldı. Hoş, o da konuşulmaya başlanınca İletişim Başkanlığı söylentileri yalanlamak zorunda kaldı.

NATO toplantısında başımıza birtakım gaileler açılacağı kesin. Çünkü ABD kısıtlama uyguladığı birçok hususta ya vazgeçti ya da gevşetme açıklamaları yaptı. Pek de hayra alamet değil ama bekleyip göreceğiz. Çok kalmadı.

Esas dikkatlerden kaçan endişe verici gelişmelere bakalım. Gerçi dikkatlerden kaçmıyor denebilir. Ama kamuoyu yeterince dikkatini verebilmiş de değil. Sadece bu hafta sonu (4-5 Temmuz) Diyarbakır’da yapılan üç toplantı bile bu endişeleri arttırıyor.

Bu toplantıların öncesinde de 27 ve 28 Haziran’da bebek katili eli kanlı Öcalan’a özgürlük mitingleri yapıldı. Van, Mersin, Diyarbakır ve İstanbul’daydı. Mitingler dikkat çekici bir zayıflıkta gerçekleşti. Bölücülerin pek de asılmadığı görülüyordu. Daha önce benzer mitinglerden farklı bir durum gözleniyordu. Geçmiş yıllarda toplantılar yasaklanıyorken bu sefer izin verilmişti de.

Bunun sebepleri üzerinde düşündüğümüzde akla ilk olarak 27 Haziran Cumartesi günü Ankara’daki İYİ Parti mitingi geliyor. Parti organizasyonu olarak başlayıp daha çok partiler üstü bir gerekliliğe bürünen miting oldukça başarılıydı. Tandoğan Meydanını dolduran yüz bini aşkın vatandaşın elinde sadece Türk Bayrağı vardı.

Toplum mühendisliği devrede

Terörsüz Türkiye kavramının arkasında üniter millî devletimizin geleceğini tehlikeye atanlar, Türk Milletinin ayranının kabarmaya başladığının bilgisini almış olmalıydılar. Ki bölücü başı için yapılan mitinglerin ateşi düşürülmüş olmalıydı.

Terörsüz Türkiye süreci başladığından bu yana en çok işlenen konu terörün artık biteceği propagandasıydı. Başka şey düşünmeye de “terör devam mı etsin yani” diye mâni oldular. Konuşmak isteyeni de bununla susturmaya çalıştılar.

Anketlerde terörün bitmesi için sürece destek sonuçları açıklanmaya başladı. Sonra bölücübaşı Öcalan ve diğer katiller için af konuşulmaya başlandı. Hatta kamuda işe girecekleri ortaya çıkınca halkta tepki büyüdü. Bu defa gündem bu affa yoğunlaştı.

İşte bu yoğunluğun arasında, “Terörsüz Türkiye” denen, hedefi de çok milletli bir Türkiye olan emperyalizmin projesi bütün hızıyla devam ediyor.

Etrafa bakma zamanı

Şimdi Diyarbakır’daki toplantılara mercek tutabiliriz.

Bu toplantılardan birisi “Kürtçe Dil Konferansı” idi. Medyada düzenleyenlerin kim olduğu açıkça yazılmasa da “Diyarbakır Belediyesi yöneticilerinin yönettiği konferans” deniyordu.

Sonuç açıklamasından seçkiler:

“Kürt halkını temsil etmek ve Kürt ortamlarını yönetmek isteyen herkes Kürtçe bilmelidir.

Kürt Dil Kurumları Komünü kurulacaktır.

Kürt dilinin Kürdistan’da birinci dil haline gelmesi için, Kürt kurumlarının tüm belgeleri Kürtçe olarak hazırlanacak ve gerekirse diğer dillere çevrilecektir.”

Konferansın koordinatörü Dilan Güvenç, Yutub’da konuşurken “Yürütülen bir barış süreci var. Bu süreçte şiarımız statüden eğitime müzakere için yeni bir çerçeve” diyor. Ve ekliyor, “Bir müzakere süreci var. Kürt dilinin önündeki yasal ve anayasal engellerin kaldırılması … devlete vermek istediğimiz mesajlar” diye konuşuyor.

Irkçıların hukuk talebi

Irkçı toplantıların ikincisi “Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı” idi. Toplantıyı düzenleyenlerde ÖHD (Özgürlük İçin Hukukçular Derneği) adına konuşan, “Konferansımız, ileride yapılacak olan dört parça Kürt Hukukçular konferansının bir parçasını oluşturacak olup, bu anlamı ile aynı zamanda ulusal birlik çalışmalarının doğal parçasını oluşturmaktadır.” demiş. Bu ifadeler hem “sözde büyük Kürdistanı” hem de Türkiye içinde bir sözde ulusal yapıyı işaret etmiyor mu?

Diyarbakır ve Muş Baro başkanları ile bölücübaşının avukatı da benzer konuşmalar yapmışlar. İstanbul, Batman, Van ve Siirt baro başkan ve temsilcileri de oturumlarda konuşmuş. Dicle Üniversitesi’nden oturum yöneticisi var.

Sonuç bildirgesinde: “Bir asır boyunca Kürtlerin temel insan hakları ile halk olmaktan kaynaklı kolektif hakları yok sayılmıştır.” iftirası var.

Anahtar ifade “halk olmak“. Bu hedef gerçekleştiğinde “Self determinasyon hakkı” elde edecekler ve bağımsızlığa açılan yolun kapısı olacak. Terörsüz Türkiye süreciyle götürülmek istenen yer tam da burası.

Talepler onunla bitmiyor tabii. “Konferansımız Kürt halkının dili, kültürü, kimliği, tarihsel hafızası ve siyasal iradesiyle Demokratik Cumhuriyet içerisinde diğer halklar ve inançlarla birlikte eşit ve kurucu bir özne olarak yasal ve anayasal tanınmasını savunur.” da diyor. “Diğer halklar ve inançlar” diyerek Türkiye’nin bir bileşke milletin devleti hâline gelmesini de talep ediyorlar. Tıpkı süreci başlatan Cumhur İttifakı ortakları ve onların temsilcileri gibi.

Sonuç bildirgesinde “Kürt hukukçular olarak birliğimizi sağlamaya” ve “Kürt Ulusal Hukukçular Konferansının düzenlenmesi için” çağrılar da var.

Ekonomi de gerek tabi

Son toplantı “Demokratik Ekonomi ve Ekonomik Örgütleme Çalıştayı”. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) düzenlemiş. (Partinin bölge partisi olması bile yasallığını ortadan kaldırıyor ama yıllardır kimse harekete geçmedi.)

Toplantının ilk gününde, “demokratik komünal ekonominin teorik boyutu” tartışılmış.“… başta tarım, esnaf, ticaret, finans, yerel yönetimler olmak üzere pek çok konu başlığı bizzat ilgili katılımcılar tarafından somut önerilerle değerlendirilerek hayata geçirilecek uygulamalar” için esaslar konuşulmuş.

En önemli sonucu da “Kürdistan’da demokratik komünal ekonominin inşası için tüm koşulların elverişli olduğu … gerçeği” imiş. (Diğer iki toplantının sonuç açıklamasında da komün ve komünal yapı kavramları ifade ediliyor).

Bölücübaşı haininin serbest kalmasına odaklandırılan ve NATO zirvesine kilitlenen kamuoyundan kaçırılan Terörsüz Türkiye gerçekleri, doğrudan, devletimizin üniter ve millî / ulusal egemenlik yapısını, vatanın bütünlüğünü ve milletin birliğini tehdit etmektedir.

Tek çare Türk milletinin olanlara bizzat tepki göstermesindedir. Bunun için de sadece ve özellikle gösterilenlere değil gözlerden kaçırılanlara da dikkatle bakmak gerekmektedir.

Türk Milleti tarihi bu şekilde yapmış ve yönetmiştir.

Yazar

Hakan Paksoy

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar