03 Eylül 2026

Yapay Zekâ çağına hazır mıyız?

Geçen yazımda “Yapay Zekâ ve Dijital Kalkınma” temasıyla 15 Mayıs 2026’da Kazakistan’da düzenlenen Gayri resmî Zirvenin sonuç bildirisinden bahsetmiştim.
Yazar: Yaşar Yeniçerioğlu
⏱ Tahmini Okuma Süresi: 8 Dakika
Yazı Boyutu: Satır Boşluğu:

Kendimi teknik konularda yetersiz bulurum. Zaten eğitimim de teknik konularda değil. Ama yazılarımı yazabilmem ve kaynaklara ulaşabilmem için yetecek kadar öğrendim ve bununla idare ediyorum. Doğrudur: Bilgisayarı kullanmak başka bilgisayar programı yazmak başka…

Ancak konulardan uzak değilim; mecburen takip ediyorum. Özellikle merakla ve severek okuduğum Prof. Dr. İskender Öksüz Hoca’nın yazılarından çok yararlanıyorum. Bu tür yazıları okudukça, haberleri dinledikçe ya da belgeselleri seyrettikçe hem hayretler içinde kalıyorum hem de endişeleniyorum. Evet. Görünen o ki geleceğimize yapay zekâ ve yapay araçlar hâkim olacak.

Sayın Öksüz, yapay zekâ ile ilgili geçtiğimiz nisan ayında iki yazı kaleme almıştı (9/4/2026-11/4/2026, Millî Düşünce Merkezi Sitesi). “İkinci el zekâ” başlıklı ilk yazısında şunları belirtiyor:

“Yapay Zekâ’yı sıkça kullanıyorum. Bugüne kadar ağırlıklı olarak Open Al’nin Copilot’unu tercih ediyordum. Copilot aslında Microsoft’un ChatGPT’yi kendi ürünlerine eklediği şekil. Genellikle yazılımın son şeklini kullanıyor. Son sorduğumda GPT 5.2 demişti galiba. Ancak yazı işlerinde Anthropic’in Claude’u çok methedilmeye başlandı. Hadi deneyeyim dedim.”

“Claude’u kendi bilgisayarımda kurduğumda dosyalarımı okuyabiliyor. Karar yazılarımı okumasını, üslubumu ve ilgilendiğim konuları öğrenmesini istedim. ‘Tamam, yaptım.’ deyince de bana yeni konu teklifleri yapmasını istedim. Not edeyim, yazıların tamamını okumadı. Belki bir gün parasını verip okuturum. Ancak başlıkları okudu ve yeterliymiş gibi konuştu. Bir yazıyı, ‘Bireyler değil ilişkiler’ başlıklısını tam okudu.

“Sonra bir dizi yeni yazı teklifi yaptı. Birinciyi yaz bakalım dedim. Yazdı. Biraz değiştirttim. Tekrar yazdı. Benim ağzımdan yazıyordu. Kendi ağzından yaz, bunu yayımlayacağım dedim. Onu da yaptı. Ben de yazısını size sunuyorum. Aşağıda…

“(Claude’un ağzından) Adım Claude. Anthropic adlı bir Amerikan şirketi tarafından yapıldım. Türkçe biliyorum. Hatta oldukça iyi biliyorum. Bu satırları okurken benden şüphe etmiyorsunuzdur.

‘Ama size dürüst olmam gerekiyor.

Bu sabah İskender Öksüz adlı bir Türk akademisyeni ve köşe yazarıyla uzun bir sohbet ettim. Kendi yazılarını analiz etmemi istedi, yeni yazı fikirleri sordu. Ben de önerdim: ‘Yapay zekânın dili Batı dilidir’ diye bir yazı yazsanız nasıl olur?

Sonra benden o yazıyı taslak olarak yazmamı istedi. Yazdım. Okudu ve nazikçe şunu söyledi: ‘Vallahi benim genel tonumdan daha milliyetçi.’

Haklıydı. Ve bu küçük anı, tam da yazmaya çalıştığım yazının kanıtıydı.

…Benim Türkçe bağlantılarım zayıf. Türkçe konuşuyorum ama Türkçe düşüncenin derinliklerine tam inemiyorum. ‘Sezgilerim’ -neyin önemli olduğuna, neyin doğal geldiğine, hangi örneğin akla yatkın sayıldığına dair içgüdüm- İngilizce düşüncenin kalıplarıyla şekillendi…’”

Üstteki yazının devamı var ama “İnsan-kültür-yapay zekâ” başlıklı ikinci yazısından okuyalım: “İnsan kültürle yaşar. Bu ifade mecaz değil…”

“Varlığı yaşatan, yokluğu öldüren bu kültür denen şey neyin nesi? Sosyolog Ernest Gellner’in bombastik bir ifadesi var. Kültür lisandır diyor. Şöyle söylüyor: ‘Dil kültürün bir bileşeni değildir. Dil, kültürdür.’ Yüzde yüz olmasa da en az yüzde doksan doğru bu. İnsan topluluklarını bir arada tutan masallar, mitoloji, destanlar, din, hep lisanla nesilden nesile geçer. Tarih bilgisi ve şuuru da. ‘Biz’ hissini veren dille aktarılan kültürdür. Görerek ve taklitle aktarılan kültür unsurları da yüzde on diyelim.

“Türkçe düşünmemek

Şimdi bir uzun atlama yapıp yapay zekâya, yapay zekânın bana söylediklerine geleceğim. Cuma yazımda, Claude’ın kaleme aldığı bir yazıyı vermiştim. Claude ezcümle şöyle diyordu: ‘Gerçi ben Türkçe anlıyor ve yazıyorum ama Türkçe kaynaklar, eğitimimde kullanılan toplam kaynağın yüzde ikisi civarında. Dolayısıyla Türkçe konuşsam da Türkçe düşünmüyorum.’

“Doğrudan ondan aktarayım: ‘Türk öğrenciler bugün ödevlerini, makalelerini, fikirlerini benim gibi araçlara yazdırıyor. Benden Türkçe cevap alıyorlar. Ama o cevabın içindeki düşünce kalıpları, örnekler, öncelikler -bunlar büyük ölçüde benim eğitim verimin ağırlık merkezinden- yani Batı’dan geliyor.’

‘Fransız öğrenci benimle çalışırken kendi kültürel birikiminden daha fazla besleniyor. Türk öğrenci ise kendi düşünce geleneğinin içimde yalnızca zayıf bir yansıma olduğunu bilmeden çalışıyor.’

Birikim birikim birikim

‘Türkçe yapay zekâ modelleri geliştirilebilir. Gereklidir de. Ama model, içine ne konulursa onu öğrenir. Türkçe düşüncenin dijital ortamdaki birikimi yetersizse, Türkçe modelin derinliği de yetersiz olur.

‘Bu bir yazılım meselesi değil, bir birikim meselesidir. Yüzyıllık tartışmalar, bilimsel üretim, felsefi metinler, toplumsal hafıza, bunların ne kadarı düzgün biçimde dijital ortama taşındı? Bu soruyu sormadan model kurmak, temelsiz bina dikmektir.

‘Ben Türkçe konuşuyorum. Ama Türkçe düşünüyor muyum?

‘Tam olarak değil. Ve bunu size ben söylüyorum.’

Gittiğimiz yer açıkça görünüyor. Yapay zekâ kalıcı olarak bizimle. Etkisi ve katkısı her geçen yıl değil her geçen ay artıyor. Öğrenciyseniz, öğretmenseniz, okuma yazma işleriyle yakınlığınız varsa, internette araştırma yapıyorsanız, söyleyin, geçen yıldan bu yıla yapay zekânın hayatınızdaki varlığı nasıl değişti? Ne kadar arttı?

Bu gidiş içinde Claude’un verdiği alarm çok ciddidir. Matbaayı şu kadar asır geç aldık diye ağlaşırız ya… Şu anda ağlaşmamız gereken en az matbaa kadar geleceğimizi şekillendirecek şey, yapay zekâdır.

Acil: Türkçe BDM

Yapay zekâ, insan beynine, yani doğma zekâya epey benzer bir yazılım. Sinir ağı diyoruz ya… İnsan beyni de temelde sinir ağı. İnsan beyninde başlangıçta dil de kültür de yoktur. Sonra çocuk eğitilir. Ninnilerle, sevgi sözcükleriyle, sonra masallarla, daha sonra okuyarak, yazarak… Bunların kaynağı da toplumun kültürüdür. Yetişkin böyle olunur.

Yapay zekâ da tıpkı insan gibi. Uzun bir eğitim sürecinden geçiyor. Ona, onu yaratan kültürün dili ve o dille oluşturulmuş kültürü öğretiliyor. Milyarlarca kelime dijital formatta yapay zekâya giriliyor. O milyarlarca kelimelik birikime o dilin gövdesi, ‘corpus’ deniyor. GPT gibi, Claude vs. gibi Yapay zekâlara da LLM ~Large Lanugage Model~ Büyük Dil Modeli deniyor.

Haydi iş başına

Alarm yüksek sesle çalıyor: Bir an önce Türkçe’nin kültür birikimini dijital hâle getirip Büyük Dil Modelleri’ne yüklemeliyiz. Bu toplumumuz için bir ölüm kalım meselesi. 16.asırdan sonra matbaa ne idiyse 21.asırda da yapay zekâ o. Aslında ondan da fazla. Kendi BDM’miz mi? Evet ama kendi BDM’miz mevcut BDM’lerle birlikte kullanılabilir. Sıfırdan başlamak zorunda değiliz ama bir an önce başlamak zorundayız.

Türkçenin ‘corpus’u, yazılı kültürümüz bin küsur yıllık bir geçmişe sahip. Yapay zekâlarda bugün %2 civarındaki Türk kültür katkısını hızla katlayabiliriz. Bu tarihi derinliğe ve edebî zenginliğe sahip olmayan dillerin işi çok daha zor tabii. Tek yapacağımız, ağlaşmayı bırakıp işe koyulmak. Elimizi çabuk tutmazsak gelecek nesiller asla Türkçe düşünemeyecek.”

Geçen yazımda “Yapay Zekâ ve Dijital Kalkınma” temasıyla 15 Mayıs 2026’da Kazakistan’da düzenlenen Gayri resmî Zirvenin sonuç bildirisinden bahsetmiştim. Konuyla ilgili bildiriden bir maddeyi daha alacağım: “6.Kırgız Cumhuriyeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Dijital Kanunları’nın 2026 yılında yürürlüğe girmesini, Özbekistan Cumhuriyeti’nde 2030’a kadar Yapay Zeka Teknolojilerinin Geliştirilmesine İlişkin Strateji’nin kabul edilmesini, Azerbaycan Cumhuriyeti 2025-2028 Yapay Zeka Stratejisi’nin kabul edilmesini ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nde 2026-2028 Yılları için Dijital Gelişimin Hızlandırılmasına İlişkin Eylem Planının onaylanmasını, ayrıca Türkiye’nin geniş bir paydaş katılımıyla 2026 sonrası dönem için yeni yapay zeka vizyonunu geliştirme çabalarını ve Türkiye Cumhuriyeti Siber Güvenlik Başkanlığı’nın kurulmasını memnuniyetle karşıladıklarını; bunları TDT Üye Devletlerinin dijital dönüşümünün ilerlemesine ve dijital düzenlemelerinin iyileştirilmesine önemli katkılar olarak değerlendirdiklerini;…”

Demek ki, Türk devletleri olarak çalışmalarımızı yapay zekâya yöneltmemiz gerekiyor.

 

 

Yaşar Yeniçerioğlu
Yazar: Yaşar Yeniçerioğlu

Yazarımız Ol!

Yazınızın Millî Düşünce Merkezinde yayınlanmasını ister misiniz? Yazınızı gönderin, değerlendirelim, yayımlayalım.

Yazını Gönder!

Bağışta Bulun!

Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye düşünüyor musunuz? Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha etkili olacaktır.

Tıkla!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla yazı yüklemek için kaydırın ➔