Alapran Batır – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Vefatının 7. Yılında Prof. Dr. Turan Yazgan Anılıyor   • Halil Açıkgöz vefat etti

Alapran Batır

Emrah ECE’nin kaleminden efsanevi diyarlara kısa bir yolculuk… O günden sonra kimse Alapran’la alay etmedi ve onun aklının kahramanlığı dilden dile dolaşmaya devam etti. Alapran Batır’ın hikayesi…

22 Kasım 2019

Bir zamanlar Nogay halkı içinde Alapran adında yoksul bir çoban yaşardı. Çoban diye hor görülür, aklı da yiğitliği de az sayılırdı.

Sıcak bir yaz günüydü. Alapran, köyüne yakın bir su kenarında koyunlarını bekleyip bir yandan da karpuz yiyordu. Karpuzun suyu yüzüne gözüne bulaşınca başını sinekler sardı. Garip çoban, sineklerden iyice bunalınca birer birer öldürerek hepsinden kurtuldu. O sırada uzaktan kendisini izleyen akrabaları Alapran’ın öldürdüğü sinekleri sayarak çobanın hâline bakıp ”Alapran altmış bahadır öldürdü, artık ona Alapran Batır demek gerekir” diyerek onunla alay ediyorlardı.

 

Adamların kahkaha seslerini duyan Alapran, onların kendisine güldüğünü anlayıp yanlarına gitti ve yarı şaka, yarı ciddi ”Ben hangi batırdan aşağıyım ki” diyerek böbürlendi. Adamlar köye döndüklerinde bu meseleyi alay etmek için neredeyse herkese anlattılar.

Haberler hızla yayılınca insanlar Alapran’ın gerçekten de altmış savaşçıyı tepelediğine inanmaya başlamışlardı. Köy meydanında toplanıp Alapran’a Karager adında güzel bir at, gümüş işlemeli bir eyer ve koşumlar, bir de üzerinde ”Altmış batır öldüren Alapran Batır” yazılı bir kılıç hediye ettiler. Alapran çoban hayatında görmediği şeylere birden bire sahip olduğu için çok mutluydu, neredeyse kendisi bile inanacaktı altmış batırı öldürdüğüne.

 

Günlerden bir gün Alapran, bir dağın yamacında güzel bir kız yaşadığını öğrendi. Kız hakkında kulağına çalınanlar doğruysa neredeyse bir peri kızı kadar güzeldi ama kız, iki bahadır ağabeyi ile birlikte yaşıyordu. Ağabeylerinden biraz korksa da kızı görmeyi kafasına koymuştu. Yeni kazandığı ”Altmış batır öldüren Alapran” namı onu daha da cesaretlendirmişti doğrusu.

Bir sabah uyanıp kimseye görünmeden pusatlanıp Karager’in beline atladı ve dağdaki batırların evine doğru koşturdu onu.

Bir gece bir gündüz yol aldıktan sonra, dağ yamacında üç büyük ağacın  gölgesinde tek başına duran kulübeyi gördü, etrafta kimse görünmüyordu. Biraz daha yaklaştığında evin önündeki üç ağaçtan ikisinde birer kılıç saplı olduğunu fark etti. Bunlar kızın ağabeylerinin olmalıydı. Alapran, Karager’den inip kendi kılıcını da ortada duran boş ağaca sapladı ve eve doğru ilerledi. Kapı açıktı, içeri girip kimse olup olmadığını anlamak için öksürdü, sonra selam verdi. Tam evde kimse olmadığını düşündüğü sırada kilerden gelen tıkırtıyı duydu, kapıyı açıp baktığında güzeller güzeli bir kızın korkmuş hâlde köşeye saklandığını görünce ”Benden korkmana gerek yok, seni alana eş olursun, almayana kardeş olursun” diyerek kızı yatıştırmaya çalıştı.

Yerinden doğrulan kız Alapran’ın kötü bir niyeti olmadığını anlayınca ”Ağaca bir kılıç sapladığınızı görünce korktum, bu yüzden saklandım, hoş geldiniz.” diye cevap verdi.

Alapran, kıza ağabeylerinin nerede olduğunu sorunca da kız, onların avlanmaya gittiklerini ve hemen geleceklerini söyledi.

O sırada kızın ağabeyleri avdan döndüler, ağaca saplanmış kılıcı fark edince yaklaşıp üzerindeki ”altmış batır öldüren Alapran Batır” yazısını okuyunca da kız kardeşlerinin güvenliğinden korkup telaşla ellerinde kılıçlarıyla eve daldırlar.

İçeri girdiklerinde bir yabancının sakince sedir üzerine oturmuş, kız kardeşlerinin ikram ettiği soğuk ayranı içtiğini görünce biraz rahatlasalar da hiddetle ”Kimsin, burada ne arıyorsun?”

diye sormaktan kendilerini alamadılar.

 

Alapran batır, ”Ben altmış batır öldüren Alapran Batır’ım, kız kardeşinizin güzelliğini ve sizin kahramanlığınızı duyup buralara kadar geldim, izin verirseniz kız kardeşinizle altı gün altı gece düğün yapıp evlenmek isterim” diye cevap verdi.

 

Kızın iki ağabeyi Alapran’la sohbet edip onu beğendiler ve kız kardeşlerini vermeye razı oldular. Alapran, kızla evlenip söz verdiği gibi altı gün altı gece düğün yaptı, hanımı ve iki kayın biraderi ile dağ yamacındaki kulübede yaşamaya başladı.

Kızın iki ağabeyi her gün tulumla eve su taşır, bu işi sırayla yaparlardı. Üçüncü gün sıra Alapran’a gelince su tulumunu alıp pınara doğru gitti, akşam olup hava kararmaya başladığında onun hâlâ gelmediğini gören iki kayınbiraderi onu aramaya gittiler ve Alapran’ı kan ter içinde kazma kürek su kanalı kazarken buldular ve ne yaptığını sordular. Alapran onlara kanal kazmanın her gün su taşımaktan akıllıca olduğunu söyleyince de ona hak verdiler. Ertesi gün su kaynağı evlerinin önüne kadar geliyordu.

 

Bir başka gün ise odun kesme sırası Alapran’a gelince üç koca ağacı kökünden söküp getirdi. İki kardeş onun neden böyle yaptığını sordular. Her gün odun arayacaklarına bir aylık odunu bir günde getirmenin vakti daha iyi kullanmak olduğunu duyduklarında Alapran’ın aklına iyice güvendiler…

Bir zaman sonra ormanda gezen vahşi bir ayının halka gece gündüz rahat vermediği, hayvanları telef edip ekinleri talan ettiği ve insanlara saldırdığı haberi dört bir yana yayıldı. Han ayıyı öldürene büyük mükafatlar vereceğini vaat ediyordu. Alapran da bunu duyunca silahlarını kuşanıp iki bahadırı da yanına alarak Karager’in sırtında Han’ın obasının yolunu tuttu. Han’ın obasına vardıklarında Han, ak çadır kurdurup toy ediyor, koyun kızartıp halka ziyafet veriyordu. Altmış batır öldüren Alapran’ın geldiğini duyunca ona ve iki yoldaşına baş köşede yer açtırdı, etin iyi yerinden ikram etti. Alapran, Han ile biraz sohbetten sonra ayıyı öldürmek için izin istedi ve Han’ın buyruğu ile ziyafetten sonra ormandaki ayıyı bulmak için tek başına yola çıktı.

Ormana vardığında büyükçe bir ağacın dalına çıkıp beklemeye başladı, uzun bir bekleyişin ardından uykusu gelince kendisini kemeri ile ağaca bağlayıp biraz kestirmeye karar verdi. Ne kadar uyudu bilinmez, bir süre sonra korkunç homurtular ve çatırdayan kuru dalların sesi ile gözlerini açtı. Aşağıda ne olduğunda baktığında ise simsiyah kocaman bir ayının, dalına çıktığı ağacın hemen altında olduğunu gördü. Hiç ses çıkarmadan biraz düşündükten sonra yine akıllıca bir plan yaptı ve ağacın kuru dallarından birini yakalayıp kırdı. Kırılan dalın ansızın duyulan çatırtısından ürken ayı kaçmaya başlayınca Alapran da ağaçtan inerek peşinden koşmaya başladı, bereket ki ayı köye doğru koşuyordu.

Köylüler önde ayı arkasında Alapran’ın koştuğunu görünce ”Alapran ayıyı tek başına kovalıyor.” diyerek onu övdüler. Avcılar, hemen katı kirişli yaylarına kartal telekli birer ok yerleştirip hızla koşan ayıyı ok yağmuruna tuttular ve onu öldürdüler.

Tüm bu olup biteni Han da görmüş, Alapran’ı takdir etmişti, onu yanına çağırtıp söz verdiği mükafatları da armağan ederek ağırladı ve onu en iyi nökerleri arasına kattı. O günden sonra kimse Alapran’la alay etmedi ve onun aklının kahramanlığı dilden dile dolaşmaya devam etti.

EMRAH ECE

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!