“Bebiha” neden ilgi gördü?

Bebiha, “Aşk nedir?” sorusunun cevabını örnek bir aşk hikâyesiyle veren bir romandır. Her biri Dallas taklidi dizi filmlerle aile yapısı sarsılmaya çalışılan Türk milletinin ve gençlerimizin bu tür eserlere ihtiyacı var.


Bebiha, bir roman. İlk baskısı 2018 yılının ilk aylarında yapıldı. Yazarı, genellikle hikâyeleriyle tanıdığımız Osman Çeviksoy. 2021’in son aylarını yaşadığımıza ve yazarın bana gönderdiği kitapta imzasının üstüne attığı 05.03.2018 tarihine göre ilk baskıdan bu yana yaklaşık dört yıl geçmiş. Kitap, bu dört yılda üç baskı yapmış. Salgın hastalık yaşadığımız son yıllarda bu durum, kitabın ülkemiz şartlarında ilgi gördüğünün ve aynı zamanda yazarın da başarısının tespiti anlamını taşır. İşte burada, başlıktaki soruyu tekrarlamak gerekir: Bebiha, neden ilgi gördü?

Cevap veya cevaplar kitabın içinde… İşlenen konuda veya konularda. Yazarın arı duru Türkçesinde, konuyu kurgulayışı ve işleyişinde; uzun uzun tasvirlere, ayrıntılara girmeden ve ana konudan fazla uzaklaşmadan yazabilmesinde. Bazı eğitimcilerle öğrenci velilerinin eserin eğitim açısından değerinin farkına varmasında.

Aşkın ve yokluğun romanı

Çeviksoy kitabın kapağında, eser adının altına, “Aşkın ve Yokluğun Romanı” açıklamasını yapmış. Eserde öne çıkan konular bu ikisi. Fakat başka konular da var. Bebiha’da, Osman Çeviksoy’un yazarlığa doğru attığı ilk adımlar da anlatılıyor. Öğretmen okulları da, eğitim öğretimde öğretmenin kalitesinin önemi de bu romanın konusu. Romanda belli bir ideoloji yolunda militan yetiştirme amacıyla çalışan örgütlere ve insanımızı kamplara bölme çalışmalarına da işaret edilmiş. Türk milletinin temel taşı Türk ailesinin sağlam yapısı da göz önüne serilmekte. Bebiha’ya,1950-1970 yılları arasında köy hayatımızı anlatması sebebiyle bir köy romanı da diyebiliriz.

“Erhan’ı mutlaka Çorum’a gönder ve okut!” der birleştirilmiş sınıf okutan köy öğretmeni. “Çocuk okutmak kim, biz kimiz?” diye boynunu büker gönlünde oğlunu okutma arzusuyla “Oğlumu köyden nasıl kurtarabilirim?” düşüncesindeki baba… Ayaklarda kara lastikten ayakkabılar, dizleri yamalı pantolon, rengi atmış gömlekle Erhan… Ortaokula kaydolurken bağış veremeyeceği için “Babam fakir köylüdür.” yazarak imzalama mecburiyetinin ezikliğini yaşamaya mecbur bırakılan Erhan. Beslenmeden çok ama çok uzakta, çökelek dürümlü yufkayla yapılan kahvaltılar ve yarı aç yarı tok geçen günler… Kemikleri henüz gelişmemiş ortaokul öğrencisi çocukların harçlıklarını çıkarmak için lastik ve kiremit fabrikalarında çalışmaya mecbur kalmaları.

Ortaokulda bir İngilizce öğretmeni vardır, çocukların ekseriyetini ikmale bırakır ve paralı kurs açar. Parasız kursa gitmek zorunda kalan Erhan tek dersten sınıfta kalarak bir yılını kaybeder. Bir de Türkçe öğretmeni vardır duvar gazetesindeki şiirlerini beğendiği Erhan’ın elinden tutan. Şiir ve hikâyelerini yazması için kilitli bir defter hediye ettikten sonra öğrencisini sıcacık bir ortam olan kütüphaneyle ve kitaplarla tanıştıran. Öğrencisine aralıklı olarak “Yeni bir şey var mı?” diye soran ve “Yazdıklarını bana göstereceksin.” tembihini yapan. Erhan’ın şiir ve hikâyelerini sınıflarda okutan. Okulda hikâye ve şiir yazmaya heveslenenlerin sayısını artıran. Öğrencilerine güven duygusu kazandıran… “Nasıl bir öğretmen yetiştirmeliyiz?” sorusunun cevabı Bebiha romanının sayfalarında böyle verilmektedir.

Arkadaşlarının yazdıklarını beğenmesi Erhan’ı şevklendirir. Çorum’un yerel gazetelerinden Çorum Ses’te yazmaya başlamasıyla yazarlığa giden yolda Erhan’ın önüne âdeta çok geniş bir bulvar açılır. Çorum Öğretmen Okulu’nun yatılı sınavını kazanması ile de tahsil hayatını engelleyecek parasızlık engeli kalkar. Erhan babasından para istemeyecektir artık, devletin bakımındadır. Ortaokuldaki Türkçe öğretmeninin bu okula tayin edilmesi ise ayrı bir şanstır. Yatılı sınavını kazanması sebebiyle babasının sevinci ve öğüdü, bugünlerde yaşı altmış yetmiş yaşlarında olanların kulaklarını çınlatan bir örnektir: “Artık köyden yoğurt, yufka, çörek, çökelek getirmemi beklemeyeceksin. Tatilde çalışıp aldığın bir takım elbiseyle dört mevsim geçirmeyeceksin… Benim veremediklerimi sana devlet verecek. Artık gözüm arkada kalmayacak. Artık ölsem de gam yemem. Allah devlete millete zeval vermesin. Ömrün oldukça devletin, milletin yanında ol oğlum.”

Öğretmen Okulunu yatılı okumuş ve yazarlık yolunda orada uygun bir ortama kavuşmuş ve teşvik görmüş fakir bir ailenin çocuğu olarak Bebiha romanında ben de kendimi buldum. Öğretmen Okullarının Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim öğretim hizmetindeki başarılı yerini, yatılı öğrencilik anılarımla birlikte bir daha hatırladım. Bugün artık o okulları geri getiremeyiz. Fakat imam, hatip ve müezzin yetiştirmek için İmam Hatip ortaokul ve liseleri varsa, bu mesleği kendisine hedef seçenlerin bu okullarda okuması sağlanıyorsa, “Ben öğretmen olmak istiyorum!” diyen gençler için de Öğretmen Liseleri yeniden açılmalı, öğretmen yetiştiren Eğitim Enstitülerine, bu okullardan öğrenci alınmalıdır.

Ortaokulda okuduğu yıllarda Erhan, bir kızı rüyasında iki kez görür. “Kız iri, tatlı, sıcacık ve yeşil yeşil gülümser Erhan’a. Sarı saçları beline kadar uzundur. Sırtında soluk yeşil üzerine sarı ve beyaz puanlı uzun elbise vardır, belinde de işlemeli kahverengi kemer.” Rüya adını verdiği bu kıza sevdalanır ve ona şiirler yazmaya başlar. İşte çalışmaya başladığı ilk günlerde, mazot dolu bidonu taşımanın yorgunluğunu atmak için dinlenirken Rüya’yı, bir kadınla birlikte yanından geçerken görür, şaşırır, heyecanlanır. “Yaşıyormuş!” diye mırıldanır. Aynı kız, ortaokulda, bir ders saati süresi içinde öğretmen tarafından yanına oturtulunca köy çocuğu Erhan’ın o utangaç hâlini tahmin edersiniz. Rüya artık okul arkadaşıdır; her sabah, dersliğin penceresinden onun kız arkadaşlarıyla birlikte okula gelişini seyreder. Gazeteye uğradığı bir gün Rüya da annesi ile birlikte oraya gelerek gazete sahibine “Baba!” diye hitap edince şaşırır. Gazete sahibi tanıştırınca kızın annesi, “Sen Erhan mısın?” der ve hikâyelerini beğendiğini söyler. Erhan’ın dili tutulmuş, eli ayağına dolaşmıştır. Fakat kız Erhan’ın ve duygularının farkında değildir, Erhan da onun adını bile bilmemektedir. Kız, Öğretmen Okulunun gündüzlü öğrencisi olunca adının Bebiha olduğunu öğrenecek fakat şiirlerinde ona Rüya diye seslenmeye devam edecektir. Öğretmen Okulunda konuşmaya başlayacaklar fakat görüşmeleri hep ayaküstü ve kısa sürecektir. Erhan, okul arkadaşlarının “Şiirlerindeki Rüya kim?” şeklindeki ısrarlı sorularına cevap vermeyerek okulda kızın ve kendisinin dile düşmesinin önüne geçmektedir.

Öğretmen Okulunun son ders yılında yatılı öğrenciler, okul dışında tertiplenen bir boykotta kullanılır. Birkaç öğrenci hakkı bahane edilerek “Yeter artık! Bıçak kemiğe dayandı!” diye başlatılan okuldan ve ilçeden bazı öğretmenlerin de desteklediği boykotta, “Tam bağımsız Türkiye! İşçi köylü el ele! Kahrolsun Amerikan emperyalizmi! Kahrolsun Faşizm!” sloganları atılır ve sergilenir. İki gün süren bu boykotu Çorum halkı sahiplenmez. Halk, boykotun bir ideoloji doğrultusunda militan devşirmek amacıyla tertiplendiğini görmüştür. Erhan’ın da gönülsüz katılmak zorunda kaldığı boykotu tertipleyenler içinde, ilkokul son sınıftayken ta köylerine kadar gelerek kendisini sorgulayan ve “Bu çocuğu okutalım.” diye konuşmalarına rağmen arayıp sormayan kişilerin de bulunduğunu görerek şaşırır. Bakanlık yetkilileri birer kınama cezası ile öğrencilerin okuldan atılmalarını önler ve geleceklerini kurtarır. Gençlerin arasına giren ayrışmalar, okuldaki öğrenci örgütü seçimine de yansıyacaktır. O yıllarda başlayan Türkiye Cumhuriyeti’ni Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği devletinin peyki yapma çalışmaları 1980 ihtilâli ve 12 Mart Muhtırasını getirecek ve 20. yüzyılın sonlarına kadar ülkeyi sarsacak, derin izler bırakacaktır.

Öğretmen Okulunun son günleridir. Erhan, Bebiha’ya açılamamakta, şiirlerini Rüya adlı kıza yazmaya devam etmektedir. Bebiha da Erhan’ın arkadaşlığından, kişiliğinden memnundur, o da ilgi duymaktadır ancak şiirlerin kendisine yazıldığından emin değildir. Erhan, zamanın geldiğini düşünerek parkta Bebiha ile konuşur. Rüyalarında gördüğü kızdan başlayıp o güne kadar yaşadığı ve şiirlere döktüğü sevdasını anlattıktan sonra “Yine Rüya için şiirler yazmamı ister misin?” diye sorar. Rüya’nın kendisi olduğunu öğrenen kız, “İsterim, hem de çok isterim!” cevabını verir. “Atamalarımız yapılacak, ayrı yerlerde olacağız. Sonrası için ne düşünüyorsun?” sorusunu da “Sen istetinceye kadar beklerim.” diye cevaplar. “Ya vermezlerse?” sorusunun karşılığı da “Ölünceye kadar beklerim.” olur.

Kitabı kısmen de olsa tanıtmaya çalıştım. Fakat baştan sona gerçek olan bu aşk hikâyesi kitapta yazıldığı kadarıyla kalmadı, çünkü ben sonrasını da biliyorum. Eserin başkahramanı âşıkları 1990’lı yılların başlarında tanıma fırsatı buldum. Erhan, romanda Osman Çeviksoy’u temsil eden kahramanın adıdır. Sır olmaktan çıktığı için yazıyorum, romandaki Bebiha, heceleri sondan başa doğru okunursa Habibe’dir. Osman ile Habibe hayatlarında bir kez âşık olmuş ve aşkları evlilikle neticelenmiştir. Tertemiz bir aşk yaşamışlar ve yaşamaktadırlar. Denizli Halk Eğitimi Merkezinde müdür yardımcılığı görevindeyken, Çeviksoy’u Denizli’ye davet ettim, eşi Habibe hanımla birlikte geldi ve altı lisede edebiyat sohbeti yaparak kitaplarını imzaladı. Sonraları iki oğullarıyla birlikte yine misafirim oldular. İrtibatı hiç koparmadık. Halen Ankara’da torunlarıyla birlikte mutlu bir hayat yaşıyorlar. Çeviksoy, yazarak eğitim değeri yüksek edebî eserler üretmeye devam ederken Avrasya Yazarlar Birliği yönetiminde, bu derneğin edebî faaliyetlerine de katkıda bulunuyor.

Demem o ki Bebiha, “Aşk nedir?” sorusunun cevabını örnek bir aşk hikâyesiyle veren bir romandır. Her biri Dallas taklidi dizi filmlerle aile yapısı sarsılmaya çalışılan Türk milletinin ve gençlerimizin bu tür eserlere ihtiyacı var. Bu roman, bu ihtiyacı hissedenlerin talepleri doğrultusunda ilgi görmüştür. Millî Eğitim Bakanlığı ve TRT bu esere sahip çıkmalıdır. TRT de sahip çıkmalıdır çünkü roman, Türk insanının beğenerek izleyeceği bir konu ve senaryoya sahiptir.

Yazımı sonlandırırken şunu da ifade etmeliyim: Osman Çeviksoy’un yazdığı hikâye ve romanları, seyahat yazılarını, anılarını bugüne kadar hep keyifle okudum. Ancak üstadın henüz bir şiir kitabı yok. Otuz yılı aşan sürede edebiyat üzerine çok konuştuk fakat şiir üzerinde sohbetimiz hiç olmadı. Edebiyata şiirlerle adım attığını Bebiha romanında öğrendim. Belki rüyasında gördüğü Rüya’ya kavuştuktan sonra şiiri noktalamış olabilir, belki… Önümüzdeki günlerde Osman Çeviksoy ile bu konuyu da konuşuruz inşallah…

Yazar

Hasan Kallimci

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar