“ÇANAKKALE RUHU”NUN CANINA OKUMAK – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Milli Düşünce Merkezi’nden 10 Kasım Mesajı   • Panele Davet (İstanbul MDM Şubesi)

“ÇANAKKALE RUHU”NUN CANINA OKUMAK

  İngiliz Fransız bağlaşıklığının yenilmez armadası için birkaç saatlik tören geçişi olarak düşünülmüştü18 Mart 1915. Tören bozguna dönüşünce Anzak’ları da yedekleyip Gelibolu’ya yöneldiler. Yine olmadı. Mehmetler 18 Martta denizden, 25 Nisandan yılsonuna dek karadan yol vermeyince işgalcilere yenilginin utancını gizleyen gecenin karanlığında kaçmak düştü. Marmara’yı aşıp İstanbul’u işgalle I. Paylaşım Savaşı’nın başında hem en yağlı […]

18 Mart 2014
Hüseyin Özbek

 

İngiliz Fransız bağlaşıklığının yenilmez armadası için birkaç saatlik tören geçişi olarak düşünülmüştü18 Mart 1915. Tören bozguna dönüşünce Anzak’ları da yedekleyip Gelibolu’ya yöneldiler. Yine olmadı. Mehmetler 18 Martta denizden, 25 Nisandan yılsonuna dek karadan yol vermeyince işgalcilere yenilginin utancını gizleyen gecenin karanlığında kaçmak düştü.

Marmara’yı aşıp İstanbul’u işgalle I. Paylaşım Savaşı’nın başında hem en yağlı payı kapmanın, hem de Almanya karşısında sıkışan Rusya’nın imdadına Karadeniz’den yetişmenin kilidiydi Çanakkale.

Mehmetler emperyalistlerin kâğıt üzerindeki hesaplarına takla attırınca 1915’te bitirilmesi planlanan savaş 1918’e kadar uzadı.

Bolşevik devrimiyle Rusya bağlaşık safından ayrıldı.

İngiliz, Fransız, Anzak gençleri olasılık hesaplarının çok üzerinde telef oldu.

1912 Balkan Bozgunu’nun utancını, ezikliğini üzerinden atan Türk Ordusu savaşı sürdürecek özgüveni yeniden kazandı.

30 Ekim 1918 Mondros Ateşkesi Türkler için yenilginin tescili olsa da Mehmetlerde mağlubiyeti zafere dönüştürecek, Bismillah’ la yeniden başlayıp Kurtuluş Savaşı mucizesini yaratacak kimyayı tetiklemiş, ardından gidilecek komutanı da göstermişti Çanakkale!

1683 Viyana bozgunundan bu yana süren savaşlarla fetih topraklarının her yitirilişinde evini kağnıya yükleyip serhat gerisine, son vatan Anadolu’ya doğru bitmez göçlere koşulan millet için de kem talihin döndüğü yerdi Çanakkale.

Çanakkale’yi yurt toprağını savunanlarla yağmacılar arasındaki amansız hesaplaşmanın coğrafyası olmaktan çıkarıp, üzerine ölüm yağdırılan Mehmetlerle sömürgeci tetikçilerini eşitleyerek aklama kampanyasına sözü getirmenin zamanıdır artık.

Bundan birkaç yıl önce yönetmen Tolga Örnek’in Gallipoli filmi kimi çevrelerce gösterime girmeden Oskar’a aday gösterilmişti! Mehmetçiğe ateş yağdıran işgalciler teşrifleriyle Gelibolu’yu şereflendiren romantik karakterler olarak beyaz perdeye yansıtılıyordu. Bazı sermaye gruplarının katkılarıyla çevrilen film onca medya parlatmasına karşın fazla seyirci toplayamadı. Trajik öyküleriyle, annelerine, sevgililerine yazdıkları duygusal mektuplarla işgalcileri masumiyet anıtlarına dönüştürme girişimi başarılı olamadı.

Batılı beyaz adama karşı bilinçaltına işlemiş hayranlıkla karışık aşağılık duygusu sömürge ahalisiyle sınırlı değildir. Sömürge aydınları da aynı kompleksle maluldür! Çevirdikleri filimler, yazdıkları romanlar, meydana getirdikleri kültürel ürünlerdeki sisteme tapınma derecesine varan sadakatin psikokültürel nedeni anlattıklarımızla ilgilidir.

Sinan Çetin’in İstanbul Durusu platosunda çekimleri devam eden Çanakkale Ruhu filmi bu türden psikokültürel imalatın şimdilik son örneği. Film anneleri İngiliz, babaları Türk iki kardeşin Çanakkale Savaşı sırasında birbirlerini öldürmesini anlatıyor:

“İstanbullu Türk Kasım’la İngiliz Katherine’nin evliliğinden olan 2 çocuk küçükken taraflar boşanıyor. Çocukların biri anne ile İngiltere’ye gidiyor, diğeri babayla kalıyor. 1915’te kader kardeşleri Çanakkale’de karşı karşıya getiriyor. Osman’ı Çanakkale’ye babası gönderiyor. James ise intihar eden annesinin Türk kocasının şahsında bütün Türklerden intikam almak için Çanakkale’ye geliyor. Ana baba bir kardeşler Osman ile James birbirlerini öldürüyorlar”.

Kardeşleri, Sinan Çetin’in oğulları Orfeo ile James oynuyorlar. Orfeo Çetin; “ Gerçek hayatta da birimiz daha Türk, birimiz daha yabancıyız. Ben Cihangir’de büyüdüm. Daha sokak çocuğuyum. James daha elegan ve sessiz. Biz oynadık çünkü filmde aralarında iki yaş fark olan bir ağabey kardeşe ihtiyaç vardı. Birbirlerine benzeyeceklerdi. Bu çocukların babalarının Türk, annelerinin yabancı olması gerekiyordu. Yani babamın fazla bir seçeneği yoktu.” diyor.

Türk sinema tarihinin en yüksek bütçeli filmlerinden olacağı söylenen Çanakkale Ruhu’nun yönetmeni Çetin’e kulak verelim şimdi de: “Çanakkale’deki çocuklar ölmeseydi bu gün Türkiye çok başka bir Türkiye olurdu. Filmin iddiası bu. Çok değerli bir kuşak gitti orada. Çok zeki, çok duyarlı, çok olgun çocuklar ziyan oldu. Türkiye’nin geleceği öldü orada.”

Sinan Çetin’in bu sözleri hem tezinin hem de filmin özeti oluyor. Sinema üzerine batılıların klasikleşmiş bir söylemi vardır: “Senaryo Kutsal Kitap, Plato Kilise, Yönetmen Tanrı’dır”.

Filmine Çanakkale Ruhu adını vermiş olsa da Yenilmez Armada’nın geçemediği boğazı aşmaya, Mehmetleri Conkbayırı’ndan, Anafartalar’daki siperlerinden söküp atmaya, 19 Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in ölmeyi emrettiği 57. Alay’ın erlerini geri çevirmeye, Dersaadet’ten vatanı savunmaya gelmiş Tıbbiyelileri, Mekteb-i Sultani’lileri, İstanbul İdadi’sinin bıyığı terlememiş gençlerini okul sıralarına geri gönderip işgalin zilletini yaşatmaya karar vermiş bir kere Durusu Platosunun Tanrısı!

Çanakkale’yi yapanların, Kurtuluş Savaşı’nın manifestosunu yazanların torunlarını beyaz perdenin psikokültürel şokuyla gereksiz, anlamsız Çanakkale övüncünden arındırıp Çanakkale utancına terfi ettirmeye yönelik filmin yoğun bir reklam bombardımanın ardından gösterime gireceği anlaşılıyor.

Tarih algısının, sosyal psikolojinin, kolektif davranış kodlarının çözülmesiyle bir toplumu ulus olmaktan çıkarıp sürüleşmeye, alt çıkar gruplarına bölüp gettolaşmaya götürmenin en etkili yöntemi iyi düşünülmüş psikokültürel kampanyalardır.

Birlikte kazanılacak zaferlerin coşkusu yerine yarınsızlık, umutsuzluk, ortak değerlerin buharlaşıp yok olduğu hiçlik duygusunun kitleleri sarması, kolektif direncin çökmesi toplumsal ötenazi olarak tanımlanmaktadır.

Dışarıdan saldırıların def edilmesinin, Cumhuriyet’e giden yolun açılmasının 96. yıldönümünde Çanakkale’ye içeriden, kültür-sanat kamuflajlı stratejik saldırıların yoğunlaşmasının nedenleri üzerinde iyi düşünülmelidir. Kuruluş statiğinin tersinin yapılması durumunda yıkılış kaçınılmazdır.

Film Çanakkale’de Türkiye’nin geleceğinin öldüğü tezini seyircilere şırıngalamayı amaçlasa da Gelibolu toprağına dökülen kanların geleceğin özgür Türkiye’sinin can suyuna dönüştüğünü tarih bize gösteriyor.

Osmanlı coğrafyasının her yöresinden gelenlerin yanında Dersaadet çocuklarının da Mehmetleştiği, kurtuluşun, kuruluşun denkleminin yapıldığı Çanakkale’ye yönelik bu türden gri taarruzlar da sonuç vermeyecektir.

Milletin derin bilinçaltında yaşattığı Çanakkale’nin ruhunu çalmaya çevrilen dolaplar da çekilen filmler de hiç kuşkusuz yetmeyecektir!

 

Dersaadet: İstanbul

Mekteb-i Sultani: Galatasaray Lisesi

İstanbul İdadisi: İstanbul Erkek Lisesi 

Tıbbiye: İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi 

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları