Dindar ve de kindar gençlik meselesi

Bu tespitlerden anlaşılan, gençliğin şöyle bir cümleyi haykırdığı: Sizin dindarlığınız buysa, ben böyle bir dindarlığı istemiyorum!


İlahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün Medyascope’de yayımlanan videosu izlenmeye, Karar’da yayımlanan yazısı da okunmaya ve üzerinde düşünmeye değer.

Öztürk, sözünü ettiğim videosunda ‘dindar ve kindar gençlik yetiştirme’ meselesini ele alıyor.

Kendisine sorduğu bazı sorular şunlar:

1- Tüm çabalara rağmen dindar gençlik neden yetişmiyor?

2- Kullanılan; faşizan, kıyıcı ve ötekileştirici dil kimin dili?

Dindar, kindar gençlik niye yetişmiyor?

İlk sorusu üzerine düşünür ve konuşurken daha önce yayımlanan bir yazısına atıf yapan Öztürk’e göre; bilhassa genç kuşakların İslâmî-ahlâkî değerler sistemine karşı ilgisiz, hatta mesafeli bir dünya görüşüne meylettikleri gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Kurumsal dîne mesafe koyulmasının, hayalleri kurulan dindar ve de kindar gençliğin istendiği şekliyle yetişmemesinin nedenini de şöyle sıralıyor: eylem ile söylemin birbirini tutmaması, ilkesizlik ve tutarsızlıkların mevcut olması ve kullanılan kıyıcı, ötekileştirici, faşizan dil.

Bu tespitlerden anlaşılan, gençliğin şöyle bir cümleyi haykırdığı: Sizin dindarlığınız buysa, ben böyle bir dindarlığı istemiyorum!

Öztürk’e göre bu faşizan dilden; bir rahmet, bir merhamet, bir feyiz ve bereket çıkma imkân ve ihtimali yok.

Faşizan din dili, kimin dili?

Öztürk, ikinci soruya cevap aramadan önce şöyle bir girişte bulunuyor:

“Kamuoyunun karşısına sık çıkan dinî figürler arasındaki diyalogların –kelimenin tam manasıyla- bir hır gür diyaloğu olduğuna ve bu diyaloglara dinî değerlerimizin hiçbir şekilde yansımadığına, tam aksine kibirli, ötekileştirici, kıyıcı bir dilin alıp başını gittiğine tanıklık ediyoruz.”

Soruyu bir kez daha hatırlayalım: “Kullanılan; faşizan, kıyıcı ve ötekileştirici dil kimin dili?”

Cevap: Necip Fazıl Kısakürek

Öztürk, Karar’daki yazısında Necip Fazıl’ın zamanın ruhuna göre değişen cümlelerini listeliyor ve yazısını onlardan hareketle yorumu bizlere bırakarak şöyle bitiriyor:

“ ‘İbretlik’ bir fikrî ve siyasi sireti belgeleyen bütün bu satırlar ‘dindar’ ve ‘kindar’ nesil projesinin ideolojik atasına aittir.”

Değişen Necip Fazıl

Öyle bir ideolojik atadır ki…

1930’larda Cumhuriyet hayranıdır.

Neredeyse İslam dinini terakkiye engel görür.

“Zamanın akışını zorlayan, her yeni şey karşısında eskisinde ısrarcı olan tavır ve tutum softalıktır.” der.

Gel zaman git zaman kimilerinin ideolojik atası Necip Fazıl, kendince Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ne alternatif olarak bir yazı kaleme alır.

Bu hitabede…

Türkiye Cumhuriyeti’nin son yarım asrını -1920’den sonrasını- “işgal ordularının bile yapamayacağı cinayet, öldürücü küfür, çürük, süründürücü, taklitçi” diye tarif eder.

Özetle, hitabede bahsedilen ve arzulanan gençlik şöyledir:

“Kindar, demokrasiye inanmayan, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’i reddeden, Cumhuriyet’i dinsizlik, devrimleri kahpe rüzgâr olarak niteleyen bir gençlik.”

Ey Türk Gençliği!

Uzatmadan yazıyı Yılmaz Özdil’den bir alıntıyla bitireyim.

Yazının yayımlandığı tarih, 23 Kasım 2016.

Özdil, Necip Fazıl’ın hayalini kurduğu gençliğin Türkiye’yi getire getire 15 Temmuz darbesine getirdiği tespitinde bulunuyor.

Ardından FETÖ davası çatı iddianamesinin girişinde bulunan yazıyı anımsatıyor.

Çatı iddianamesinin girişinde Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi vardır.

Özdil, şöyle diyor:

“Allah’ın tokadı yok dedikleri, işte tam olarak budur. Necip Fazıl’ın kindar gençliğinden yola çıkarsın, dönersin dolaşırsın, hepinizi kurtarsın diye, Atatürk’ün asil Türk gençliğine varırsın!”

*Öne çıkan görsel Mert Taşçılar’ın kitap kapağına aittir.

 

 

 

 

 

 

Yazar

Doğukan Altıparmak

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.